Yeni Adana´nın Türkiye´de yayınını sürdüre en eski gazete olduğunu bilir miydiniz? Ben yıllardır bilirim. Gerçi bazıları İzmir´deki Yeni Asır´ın daha önceden yayın yaşamına geçtiğini söylerler ki, doğrudur. Fakat Yeni Asır 23 Ağustos 1924´e kadar Selanik´te yayınlanmış ve daha sonra İzmir´e gelmişti.
Gerçi Yeni Adana da çok kısa bir süre Karaisalı´da, orta kısalıkta bir süre de Pozantı´da basılmışsa da dağıtım yeri genelde Adana olmuştu. O dönemde Fransızların baskısı nedeniyle Adana´da neşir imkanı yoktu. Hoş, Karaisalı da, Pozantı da Adana´dan soyutlanamaz. Zaten 1921´de yine Adana´ya gelmiş ve yayınını bugüne dek kesintisiz sürdürmüş.
Düşününüz, bir yanda sizden gıcık kapmış koskoca Fransız İşgal Güçleri, öte yandan teknik imkansızlıklar ve daha da fenası kağıt kıtlığı… Gazete, hangi cins kağıt bulunmuşsa ona basılmış. Kasap kağıdı da dahil bunlara… Şapirograf denilen “teksir” makinesinde gazete basılmış dersem, basın alanındaki gençler hayli komik karşılar. Belki de inanmazlar…
İşte bu “en abi” gazetenin yüzüncü yaş gününü kutlamasına sadece 2 yıl kaldı. Bugün 98 yaşına giriyor. Ben iştahımı 100´üncü Yıl kutlamasına saklıyorum. O kadar yaşayacağıma ve sağlığımın da elvereceğini umuyorum.
MEHMET ALİ GÜL
HOCAMI KAYBETTİK
Liseye başladığımda Mehmet Ali Gül Hocam´la tanışıyorduk. Babamın yakınıydı. Okulda ciddiyete uymak zorunda olduğumdan ben uzak durmaya çalışırken merhum sempatik bir gülümseme ile gelip karşımda durdu ve “Hoş geldin Haşimzade” dedi. Babamın adı Haşim, “Haşimoğlu” anlamında bir hitap; edebiyat öğretmenine yakışır selamlama.
İkinci ve üçüncü sınıfta hocamdı. Tevazu bir yana, beni eğittiği dönem içinde en yüksek notu alıyordum. Hocamız, her yazılıdan sonra kağıtları dağıtır, kırmızı ile işaretlediği açıklamalarla hatalarımızı gösterirdi. 6´dan, 7´den yukarı not verdiği nadirdi. 7 ve yukarısını alanların kağıdına, tam tepeye “Teşekkür ederim” diye yazardı.
Edebiyat ve kompozisyonlardan en az 9 aldığım için kağıtlarımın tepesinde bu teşekkürü görmeye alışmıştım.Bir defasında, gerçekten sadece bir defa oldu, kompozisyon notum 8´di. Üstte yine yazı vardı. Her zamanki gibi teşekkür olduğunu sanıyordum. Tam kağıdı verirken fark ettim; teşekkür değil, “Teessüf ederim” diyordu hocam. 9´un altındaki notuma üzülmüştü.
Son sınıfın son ayına girdiğimizde, sülüsüm, yani devamsızlığım olmadığı için ve notlarım da kurtardığı için okuldan kaçmaya başlamıştım.
Bir gün Ralleigh bisikleti ile karşıma çıktı ve “Seni arıyorum, atla hemen” dedi. Öyle kararlı bir tonda konuşmuştu ki, hiçbir şey sormadan bisikletin arkasındaki sepetliğe oturdum. Hocam hızlı hızlı pedal çevirerek Eski İtfaiye´nin olduğu, şimdiki yeni Adliye Binasının yayıldığı alandaki binaya getirdi. Türk Kadınlar Birliği´nin Kompozisyon Yarışması varmış. Alel-acele içeriye itti beni.
Konu verildi. Yarım parşümen yazıp çıktım. Bir hafta sonra birinci olduğumu gazeteden öğrendim. Mehmet Ali Gül Hocam benden çok daha fazla sevinmişti.
Bugün az-çok Osmanlıca biliyorsam, bu tamamen Hocam´ın değerli mirasıdır.
Nur içinde yat Hocam, hakkını helal et!..