Gazetemizin dipdiri omurgası diye bildiğim Süreyya Köle geçtiğimiz hafta bir serzenişle istekte bulundu. Özetle söyleyelim; dedi ki: bu memleket güneşli. Üstelik buranın güneşi başka yerlere göre çok sıcak. Yolda yürüyünce bir yandan yanıyorsun, bir yandan da cım-cılık terliyorsun. Belediyeler çaresini bulsun, eshab-ı mesalihe gölge olanağını getirsin…
Haksız mı? Eşhedü billah, haksız değil.
Antik Adana, koskocaman Tepebağ Höyüğü’nün Kayalıbağ dediğimiz Irmak tarafına bakan alanlarında kurulmuş olmalı ki, zamanında eski yapılardan kalan kesme taşlar ve mermerler buraya Kayalıbağ denmesine neden olmuştur diye savlıyorum. Kayalısı da, tepelisi de “Bağ” ile bağlı olunca, gölge aratmayacak kadar ağaçlık olmalı. Asırlar önce Adana’yı anlatan gezginlerin çoğu memleketin meyve ağaçlarını vurgular. Çocukluğumuzun Adana’sında da her evin mutlaka bir avlusu ve avluda da olmazsa olmaz ağaçları olurdu. Dölle dediğimiz koruk asmaları, dut, zeytin, turunç gibi ağaçlar dışarıya dal verir, hayrına, milleti güneşten korurdu.
Cumhuriyet’le birlikte modernleşmeye başlayan yollar da ağaçlandırıldı. Rutubet ise şimdikine göre daha azdı. 1943’ten sonra Eski Baraj ile başlayan sulama pek fark ettirmedi ise de, 1955’ten sonra baraj gölü devreye girince yükseldi. Çiftçimiz de avanta suyu bulunca öyle bir dayandı ki, iki bodiçle (*) sulayacağına fıçılarla su verdi. Dedik ya; Adana Güneşi başkasının güneşine benzemez, sımsıcaktır. Suya vurdukça buharı coşturdu, vurdukça coşturdu. Anadan doğma rutubetli olan havamız neredeyse suya kesti. Yürüyebilirsen yürü…
Yazımız böyle…
Gelelim Kışa… Küresel iklim değişikliği icat edilmeden önce, diyelim ki 30 – 40 yıl evveline kadar kışlarımız daha yağışlıydı. Başladıktan sonra kendini kaybeder, günlerce, haftalarca yağar da yağardı. Adana’da yaşayan her kişi, ister hatun olsun ister er kişi, mutlaka ve mutlaka, üstelik birkaç kez “Mübarek durmadı, duracağı da yok gibi” demiştir.
Ulu Önder Mustafa Kemal’in emri ile 1927’de, Ankara’ya bir kent planı kazandırmak için açılan uluslar arası yarışmaya Joeseph Brix, Leon Jausseley ve Hermann Jansen isimli üç yabancı davet edilmiş, Jansen’in planı beğenilmişti. Devrin Belediye Reisi Turhan Cemal Beriker Adana için de plan yaptırmak amacıyla Jansen’i davet etti. 1932’de Sağ Sahil için hazırlanan çizimler, 1936’da Yüreğir’i de kapsadı. Çok güzel bir plandı. Cadde boylarında yeniden yapılacak binalar zemini içeri çekecekler, buna karşın üst katları ileri alarak üstü örtülü gep-geniş kaldırım oluşacaktı. Yayalar, yazın güneşten, kışın yağmurdan rahatsız olmayacaktı. İnönü Caddesi’nde bu uygulama yapıldı. Son zamanlarda sulandırıldı ama, örnekleri az değil. Ne var ki sistem unutuldu. Netice, o olağanüstü yararlı planın bizzat kendi buharlaştı.
Benzer bir olay günceller listesinde şimdi. Durak’ın nice baskılara göğüs gererek apartmana izin vermediği binlerce dönümlük bahçeli evler tehdit altında. “Satılık Lüks Apartman Daireleri” yazılı tabelaları dikmeye başladılar.
Sen ne gölgesinden bahsediyon Süreyya Köle? Bırak bu işleri; gölge etme, başka ihsan istemez(ler kendileri).
(*) Bodiç: bakır levhanın dövülmesi ile elde edilen ve kalaylanarak kullanılan metal sürahi Yaklaşık 3 litre kadar su alır, sofraların demirbaşlarından sayılırdı.