Karboğazı-Süneder Savaşının olup bitenlerini önceki yazıda vermiştik. Bu arada Menil Taburunu Ulusal Güçlere bildiren Hatice Kadın ile, düşmanı yanlış yönlendiren Kumcu Veli´den bahsetmiştik.Bir de Savaşı planlayanlardan Gülekli Kemal´in anlattıklarına yer vermiştikç. Eksik yazmışız. Bir televizyon programı için hazırlık yapmak üzere yerinde çekimler yapmak için gittiğimiz Yaramış, Kelebek, Durak ve Bucak´ta tuttuğumuz notlara baktık. Bunların bir kısmını paylaşacağız şimdi.
KARBOĞAZI ZAFERİNE YOL VEREN KAHRAMANLAR: Biri yanlış yönlendirerek, diğeri de yiyecek getireceğini söylediği taburu ihbar ederek Karboğazı Zaferinin kilidini açan iki kahramanımız: Hatice Kadın ve Kumcu veli
KARBOĞAZI´NDA
‘DIRMIĞIN OĞLU´
Kelebek´te uzun uzun konuştuğumuz yaşlılar, Menil Taburu´nu yanlış yönlendiren kişi olarak ısrarla “Dırmığın Oğlu´dur” dediler. Adını sorduk, “Valla Dırmığın Oğlu işte, adını bilmiyoruz” diye cevapladılar. Kumcu Veli´yi de hiç duymamışlar. Bunun üzerine elimizdeki belgeleri bir kez daha pamuk atar gibi karıştırdık. Cemal Efe´nin notlarında, kılavuzluk yapan kişinin “Tırmığın Oğlu Mehmet isimli bir Türkmen” olduğu yazılı. İsiler ne olursa olsun, bu başarının gerçek sahibi, o gün savaşa giren 44 Güleklidir, o kadar. Genel Kurmay Başkanlığı Harp Tarihi Encümeni´ne göre de, Hatice Kadın, Yaylaçukur´lu Hasan Ağa´nın eşi imiş.
Kurtuluş Savaşı´mızın son derece önemli bir olayıdır; eksik-gedik bırakmayalım, hakkı geçenin hakkını verelim dedik.
FRANSIZ´IN BEYNİ,
DİMAĞI DURUNCA
Adamlar koskocaaa Fransız…
Subay deseeen, en iyilerini seçip getirmişler…
Asker deseeen, kendilerininki yetmez diye, oralı-buralı paralı askerlerin üstüne bir de içindeki intikam aleviyle Türk Kanı içmeye yemin tutmuş muhacir ermenileri getirip silahlandırmışlar…
Silah deseeen, daha ne olsun? Batarya-batarya toplar, ağır-hafif makineli tüfekler, tren katarlarına sığmayacak kadar cephaneler, zırhlı araçlar, tanklar ve bütün bunların üstüne de ölüm yağdıran uçaklar!..
Sonuç?
Fransız´ın 23 Mart 1920 ile 28 Mayıs 1920 arasındaki 2 ay 5 günlük süre içinde her gün en azından bir ciddi tokat yemesi…
Kimden?
Yarı aç-yarı tok, bir kısmı yalın ayak, sayı ile mermi bulabilen, Nuh Nebi zamanından kalma dolma tüfekli, araçsız Türkler´den… Yani insanın içinden geçiyor; adamlar bir buçuk senedir Adana´da ya, Karboğazı Mucizesi´nden sonra Allah bilir ya, kendi aksanlarıyla güçlü ve yaslı bir “Abovvv!..” çekmişlerdir.
Tabii ki Beyrut´taki Büyük Karargah da Adana olaylarını sürekli takip etmekteydi. Özellikle Toroslarda üst-üste gelen hezimet bir yana, tam teşekküllü bir tabura yardım bile ulaştırılamamış olmasından dolayı hepsi de diken üstündeydi. Karboğazı´nıı duyar duymaz telaşa düştüler. 28 Mayıs sabahı, Ankara´yı arayıp “Gelin bir geçici mütareke yapalım” diye teklifte bulundular…
MUSTAFA KEMAL
VE YİNE ADANA!
“Mütareke”, karşılıklı olarak terk etme, bırakma demektir. Günümüzde, silah bırakışması, yahut da ateş kes denilen askeri kavramların o zamanki karşılığı…
MUSTAFA KEMAL´DEN AMAN DİLEDİ: Fransız Bölge Komutanlarından General Gouraud Karboğazında uğradıkları hezimette hemen sonra Mustafa Kemal´den aman diledi ve 20 günlük ateşkes anlaşması yapıldı. Bu anlaşma, Türkiye Büyük Millet Meclisinin uluslar arası platformlarda tanınmasına yol açtığı için son derece önemliydi.
Türkleri koşulsuz teslimiyete mahkum eden Mondros Mütarekesi üzerine 30/31 Ekim 1918 gecesi Adana´ya gelip 10 Kasım 1918´e kadar görev yapan Mustafa Kemal, buradaki halk duyguları karşısında heyecanlanmış ve gerçek gücün halk olduğunu anlamıştı. Ata´nın, “Bende bu vekayiin (Kurtuluş destanına giden yollar ve olayların tamamı) ilk his-si teşebbüsü, bu memlekette, bu güzel Adana´da vücut bulmuştur” demesi boşuna değil ya!..
Mustafa Kemal Paşa´nın karşısına bir Mütareke daha, ve yine Adana bağlantılı olarak çıkıyor. Takvime göre Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulalı 1 ay, 5 gün geçmiş. Meclis Reisi de Mustafa Kemal. Tek ve ciddi sıkıntı, itilaf devletleri meclisi falan tanımıyor. Onlar için tek yetki sahibi, İstanbul´daki acze düşürülmüş Sultan´dır. İtilafçılar, malum, topraklarımızı paylaşıp askerlerimizin tamamını terhis ettiren, hatta merasim bölüğüne bile silah verdirmeyen günümüzün Medeni Avrupa´sının önde gelenleri…
İŞGALDE FRANSIZ HASTANESİ: Fransız işgalciler gerekli gördükleri her uere hastane kurmuşlardı. Bunlardan biri de yukarıda görülen binaydı ve dolu dolu ilaç depolarıyla tıbbi ekipmanları vardı. Bunların haylicesi Belemedikte elimize geçmiş ve çok yararlı olmuştu.
Ne zaman ki Fransızlar gerçekte “Pes ediyoruz, n´oolur biraz durun” anlamına gelen mütareke isteği ile Ankara´nın kapısını çalmışlar, Mustafa Kemal´in yüreğindeki sıkıntılardan önemli biri yok olmuş.
Yok olmaz mı?
İşte, düşmanın en büyüklerinden biri, koskoca Fransız, düne kadar “İstanbul´dan başka yetkili yok” derken, şimdi gelip el-etek öpmek için Ankara´nın kapısını çalıyor…
Bu ne demek?
Bu, şu demek: “Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türklerin temsilcisidir ve vardır ve tanıyoruz” demek… Bir başka ifade ile, “ADANA, TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ´NE ULUSLAR ARASI GÜÇ KAZANDIRAN MEMLEKETTİR” demek. Bunun üzerine, Mustafa Kemal, fazla indirip kaldırmadan mütareke yapılmasını uygun görmüş ve 1 Haziran 1920´den geçerli olmak üzere, 20 günlük ateş-kes anlaşmasına yol vermiş.
“MÜTAREKE” ÜZERİNE
LAF O KADAR ÇOK Kİ…
Mütareke, en başta Adana Cephesinde rahatsızlık yaratmış ilk başta. Öyle ya, düşmanı tepeliye tepeliye Toroslar´dan indirmişiz. Bir de, üst üste yedikleri tokatla sindirmişiz. Zaten Maraş ve Ayıntap (Antep) cephelerinde de tutunamamışlar. Yani herifler tam son darbelik olmuşken, nefes almalarına fırsat verilmesinde mantık yok!
ATLI ÇETELERİMİZ: 23 Mart – 26 Mayıs arasında kazanılan seri zaferler çetelerimiz için aynı zamanda silah, giysi ve binek hayvanları bakımından çok önemli lojistik destek olmuştu. Techizatlı, atlı çetelerimizden bir grubu gösteren fotoğrafta da bu rahatlık sezilebiliyor.
Gelelim Fransız´ın Adana tarafına…
Onlar da, Esirlerin iadesi ile Kozan´ın boşaltılması gibi koşulları hiç mi hiç içlerine sindiremiyorlar. Özellikle Bremon, baş ricacı olan Fransız Büyük Komutanı General Guro´ya ateş püskürüyordu.
Guro, Döke´yi Ankara´ya gönderdi. Aynı gün, İsmet Paşa da,
Genel Kurmay Başkanı sıfatı ile yaptığı aydınlatıcı konuşma ile Türkiye Büyük Millet Meclisi´nden anlaşma yetkisi istedi.
Anlaşma yapıldı.
Pozantı ve Kozan´daki Fransız kıtalarının tamamı, Adana-Mersin demiryoluna kadar çekilmesi, yani işgal alanı ovanın düzlüklerine kadar gerilemiş olmasından başka, ilk on gün içinde esir değiş-tokuşunun yapılması esas maddelerdi.
(Devam Edecek)