Sonbahara veda ederken evlerimizdeki son kış hazırlıkları da tamamlanmış olurdu. Odun, kömür, gazyağı, ispirto gibi ısı kaynakları bir yana; pestil, pekmez, reçel, bal, bulgur, un, tarhana stokları tekrar gözden geçirlir, varsa, eksikler tamamlanırdı.
Kışa girerken evimize mutlaka koca torba dolusu ıhlamur gelir, şişe kontrolü yapılırdı.
Şişeyi de anlatacağım ama önce ıhlamura değineyim.
Sezon başında alınırsa çok daha yararlı olacağına inanırdı babam. “Çiçek ıhlamur bu, bulmuşken getirdim, çocuklara bol bol içir” diye tembihlerdi annemi. Gerçi tembihe, talimata gerek yoktu. Mangalımızın bir yanında her akşam üstü mavi ıhlamur demliği durur, bize orta deminden, yoğun deminden yarımşar bardak içirilirdi. Babaannem de bize katılır, seve seve birer bardakla mutlu olur, güven duyardı.
Ihlamur, günümüzde de modern tıp uzmanları tarafından önerilen etkin bir ilaç sayılmakta…
Gelelim şişeye…
Bahsettiğim şişe, aklınıza ilk gelenlere benzemez. Hani su şişesi, kola şişesi, zeytinyağı şişesi falan gibilerden değil… Tabanı yuvarlak, yani her hangi bir yüzeye oturmayan, kalın duvarlı, ağzı gövesinden biraz daha dar bardak diye tarif edebilirim.
Aşırı soğuk algınlığında, inatlaşan öksürükte, bel ve kuluç ağrılarında, omuz-sırt tutulmalarında baş vurulan önemli eşyalarımızdan biriydi. Konu-komşu da alışmış, ihtiyaç duyan bizden isterdi. Bu nedenle de kırılıp kaybolanların yerine yenisini almak aile görevimiz olmuştu. Bizdekiler mavi camandı. Bazılarının kupa kullandıklarını duyardım.
Malı tarif ettik, şimdi de kullanım şeklinden bahsedelim.
Ya pamuk, ya da şiş ucuna sarılıp ispirto emdirilmiş bez şişenin olmazsa olmaz kankalarıydı. Pamuk küçük vatka şeklinde düzletirilip şişenin dibine yerleştirildikten sonra yaklaşmışken kibritle alevlendirilip sırta yapıştırılırdı. Bir anda ısınan hava çabucak soğurken şişedeki hava azalınca, vücuda sıkı sıkı yapışır, yapıştığı yeri de abartılı biçimde kızartır, şişirirdi. Modern fizikte vakum dedikleri olay yani. Bir seansta 15 - 20 kez tekrarlanırdı bu işlem.
İspirtolusu da aynı esasta çalışır, alevli bez şişeye sokulup içindeki hava ıstılarak yapıştırılırdı.
Her iki halde de hastanın daga damga kızarmış sırtına ispirto sürülür ve yünlü esvap giydirilerek bir süre yatması istenilirdi. Operasyonun tamamına “şişe çekmek”, ya da “şişe çektirmek” diyorduk. İlginçtir, şişe çektirenler en geç ertesi sabah faydasını gördüğünü söylerdi. Uygulama bana da birkaç kez yapıldı ama yararlanıp yararlanmadığımı hatırlamıyorum. Belki de heveslendiğim için uygulatmıştım.
Bizde olmadı; bazılarının ispirtodan sonra iyice dövülmüş karabiber-zeytinyağı karışımını yedire yedire sürdüğünü defalarca duydum. Bunların binlerce yıllık deneyimlere dayandığından eminim ve inanıyorum ki, az da olsa insanoğluna hizmet etmiş uygulamalardı.
Gençler bilmez; ispirto alkol çeşitlerinden biri. Yanlışlıkla içilmesin diye menekşe renginde olur, bakkalarda satılırdı. İspirto ocağının yakıtıydı. Ayrıca gaz ocağı başını ısıtmak için de kullanılırdı. Ayrıca, yarada-berede mikrop kırıcıydı.