Ulaştırma Eski Bakanlarımızdan Yaşar Topçu anlatıyor:
“Yıl, 1979. Zamanın Başbakanı Sayın Süleyman Demirel´in avukatıyım. Bir ilçe Asliye Ceza Mahkemesinden gelen yazıda Başbakana söven bir kişi hakkında soruşturma açılması için zarar gören tarafın, yani Sayın Demirel´in şikayetçi olup olmadığı soruluyordu. Durumu açıkladım. Sayın Başbakan güldü. Bir yandan da tutuklanan vatandaş için üzüldü ve sonra bana aynen şunları söyledi:
(Bu ülkenin vatandaşı bana durup dururken hakaret etmez, sövmez. Biz farkında olmadan adama kötülük etmişizdir. O da canı yandığı için Yaradan´a sığınıp basmıştır küfrü. Adamı tutuklamanın, cezalandırmanın ne gereği var.
Senden ricam, hemen partiden bir araba al. Git o ilçeye, adamı cezaevinden çıkartmak için ne gerekiyorsa yap).
Müvekkilimin talimatını yerine getirdim; o ilçeye giderek tutuklu vatandaşın serbest bırakılmasını sağladım.”
Yaşar Topçu´nun anlattıklarından çok önemli feyizler aldım; Başbakan ve nasipse Cumhurbaşkanı olduğumda nasıl davranmam gerektiğini öğrendim. Devlet büyüğü sıfatını taşıyacağıma göre, öncelikle geniş yürekli olacağım. Kendi vicdanımla yüzleşerek ve kılı kırk yardıktan sonra en adil kararı vereceğim. Vatandaşıma karşı anlayışlı ve hoş görülü olacağım. “Gözünün üstünde kaşı var, bunu yanına bırakır mıyım?” demeyeceğim. Ya da, “Bu yaptığının bedelini en ağır şekilde ödeyecek” gibi afralı-tafralı açıklamalarda bulunmayacağım. İnsanların devlet büyüklerine durup dururken sövmeyeceğini aklımdan çıkarmayacağım. Böyle bir hareketten dolayı tutuklanan olursa, şikayetçi olmayacağım gibi, avukatıma “Derhal git, adamı hapisten kurtar” diye talimat vereceğim…
ŞAPKA´DAN NE KALDI
Demirel´in vefatını çok erken saatte duydum. Duyar duymaz da bir çok anıyı ard-arda yeniden yaşadım.
Şimdilik birini anlatayım…
Bir Ankara akşamında Başkan Durak´la yemeği yedik. “Kahvemizi baba´da içelim mi?” önerisini sevinçle karşıladım. Lokanta, Güniz Sokak´ta, rahmetli´nin evine pek yakındı. Birkaç dakika sonra üstündeki kitaplarla ünlü masasının etrafında sohbete girmiştik. Daldan dala konarak bazen kahkahalar eşliğinde çeşitli konu çömleklerine ağız daldırdık. Laf bir ara Avrupa Birliği´ne gelip dayandı.
Baba, ne denli önemsediğini vurgulamak için “Halbuki…” dedi, “Koskoca İsmet Paşa bile lehindeydi”.
Yıllarca rakibi olduğu İsmet Paşa´yı “Koskoca” sıfatıyla tanımlaması ne anlama gelir, sanırım açıklamaya gerek yok.
Yavuz Donat anlatıyordu.
Sormuş: Hiç mi hata yaptınız mı?
El cevap: Hangisini sayayım…
Nur içinde yat Baba…