Biliriz ki, kürre-i mükevvenatı (evreni) ve dahi tüm canlıları Tanrı yaratmıştır. İnsanoğlu, binlerce yıl önce, henüz vahiyler gelmemişken bir çok olayı insanüstü güçlere bağlamış ve kendince tanrılar yaratmış. İnsan tarafından yaratılmış uydurma tanrıları kapsayan külliyeye Mitoloji diyorlar. Bizdeki adı da,”Esatir” idi. Yunan Mitolojisinde bitkileri büyütmekle sorumlu tanrının adı Maya (Maia) iken Roma Mitolojisinde Maius´tur. Takvim imalatına büyük katkıları Romalılar verince, yılın bereketli, hareketli ayı da Mayıs olup çıkmış. Frenk dillerinin hemen hepsinde ufak tefek farklılıklarla adı budur ve bize de Mayıs olarak gelip yerleşmiş.
Yeryüzündeki takvimlerin pek çoğunda “Mayıs” Mayıs´tır ama Adana´nın Mayıs´ı başkadır, bambaşkadır. Yılın en güzel günleri, haftaları Adana Mayısındadır. 2007´de yaptığım “Mevsim ilkbahar” isimli televizyon programımda Mayıs´ı şöyle anlatmıştım:
Mayıs dediğin ay, yazın yarısı,
Yemyeşil Adana, olmaz sarısı,
Bereket, mutluluk, alın yazısı
Kelebekle arılar, bolluk muştular…
Mitolojik yanını anlattık, biraz da, 66 yıllık kayıtlara göre meteorolojik yanına bakalım. Örneğin, 31 Mayıs 1990´da en yüksek sıcaklık 40,6 derece ölçülmüş. Aynı yılın 2 Mayıs´ında da, en düşük sıcaklık ölçülmüş: 5,6 derece. Farka bakınız, tam 35 derece…
En yüksek, en düşük tamam da, 66 senenin ortalamaları nedir diye merak edenlere sunalım…
Ay boyu ortalaması 21,7 derece. En yüksek sıcaklık ortalaması 28,2. En düşük sıcaklık ortalaması ise 15,9 derece. Ortalama güneşlenme süresini 9 saat 6 dakika olarak ölçmüşler. Yağışlar ise 6 gün 16 saat 48 dakika sürüyor. Bu zaman zarfında da gökyüzü 47 kilo 300 gram yağış lütfediyor Adana´mızın her metrekaresine… Geçtiğimiz dönemlerde kurak geçen Nisan ertesinde o kadar çok yağış olmuş ki, seller basmış memleketi.
Mitolojik ve meteorolojik parametreleri geçmişken bir de folklorik yaklaşım gösterelim de yazımıza, sözüm ona, bilimsellik havası vermiş olalım.
Binlerce yılın deneyimine dayanarak atalarımız 4 Mayıs´ı Filizkıran ya da Çiçek Fırtınası´nın günü olarak bellemiş. Bir gün evvel, iki gün sonra da olsa bu fırtına her sene gelir. Meyve ağaçlarının zayıf çiçekleri, zayıf saplı meyveleri ve de aşırı dal ile filizlerini koparıp atarak ürünlerin sağlıklı olmasını sağlar. Bir bakıma, doğal budama yani. Çocukluğumda, bu fırtınadan hemen sonra bağımızdaki üzüm tevekleri tek tek gözden geçirilir, kırılmış filizler ve halen fazla duranlar alınırdı.
5 Mayıs 1930 günü esen Filizkıran o denli şiddetliymiş ki, birçok ev ve işyerinin camları kırılmış,çatılar hasar görmüş, çinko levhalar uçmuş, fidanlar sökülmüş ve bazı ağaçlar sökülmüş. Gazetemiz koleksiyonunda okudum.
6 Mayıs, Hıdırellez Günü olarak kutlanır. Bu özel gün ismini Hazreti Hızır ve Hazreti İlyas´tan almış. İnanışa göre, Allah´ın sevgili kullarındanmış ikisi de. Hızır Aleyhisselam ile Hazreti İlyas, yılda bir kez yeryüzünde buluşurmuş ve insanların o günü özel şenliklerle kutlaması da bu yüzden… Güya ki, yaz mevsimi bu iki mübarek zatın yer yüzünde buluşmasıyla başlarmış. Dolayısıyla, folklora önem veren takvimlerde 6 Mayıs´la 8 Kasım arası günlere “Hızır Günleri” denir. Diğer 6 ay ise, soğuk ve yağışlı dönemi kapsayan “Kasım Günleri” olarak isim alır.
Bir sonraki yazımızda da, tarihte derin iz bırakan Adana Mayısları´nı, özellikle Kurtuluş savaşı zaferlerini anlatacağız nasip ve kısmet olursa.