Tesadüf olduğuna inanıyorum ve bu nedenle şaşırıyorum.
Mercek ile mercimek fiziki şekil itibariyle birbirine çok benzer. Biri büyük, diğeri ise kıyaslanacak olursa çok küçük. Şekil benzerliğinin isim benzerliğine varmış olmasına tesadüf diyordum yıllaaar yıllar önce.
İngilizcelerini öğrendim. Merceğe “lens” diyorlar, mercimeğe de “Lentils”. Fesüphanallah; olabilir; bu da tesadüftür diye düşündüm.
1974 Petrol Krizi yaşandığında ihracata yönelmiş bir büyük fabrikanın pazarlama müdürüydüm. Kriz her tarafı vururken, petrol üreten ülkelerde çamaşır yıkamaya son verdirmişti. O kadar zenginlerdi ki, kirlenen giysiyi atıp yenisini giyebiliyorlardı. Bizden halı alan Suudi müşterim, “Kirlenince temizlenmez, yeni halı satınalınıp serilir” demişti.
Böyle olunca, lisede geliştirdiğim Osmanlıca´ma da güvenerek Arapça´ya ağırlık verdim. Lokantada çorbası getirildiğinde, mercimeğin “Ades” olduğunu öğrenince aklıma düştü. “Merceğe ne dersiniz?” sorumun cevabına bakınız: “Adese” imiş.
Dikkat buyurunuz :
Mercek – mercimek
Lens – lentils
Ades – Adese…
Bu kadar benzerliği açıklayabilecek bir dilbilimciye rastlayabilmeyi o kadar isterim ki…
Diğer dillerde nasıldır, korkumdan incelemedim. Çünkü bir kez daha böylesine benzerlikle karşılaşırsam aklımın ekseninde kayma olabilir diye endişem var.
Bunu neden anlattığımı anlatayım efendim.
Adanalıyım. Rahmetli anam, rahmetli babam da Adanalıydı. Onların dedeleri de öyle…
Hep hatırlarım; çocukluğumuzda kebapçıya gittiğimizde “Adana” değil “Kebap” derdik.
“Kuşbaşı” lugatimize girmemişti. Adanacamızda, “Tike” vardı.
Hiç unutmam; Ankara´yı ilk kez şereflendirdiğimde garson “Kuşbaşı öneririm” deyince gözümün önüne şişe dizilmiş serçe kafaları gelmiş ve ürpermiştim. Öyle bir “Hayır!” çekmişim ki, sanırsınız 16 Nisan Referandumuna oy veriyorum. Aklımın başımda olup olmadığını inceleyen garsona kebap yemek istediğimi söyledim. Adam tekrar “Kuşbaşı mı, kıyma mı, urfa mı?” diye saymaya başlayınca, “Çorba…” dedim, “Bana sen çorba getir…”
Yıllar öncesinde kalmış bu anı, ne zaman kebapçıya gitsem canlanır. Bu nedenle de inadına “Kebap” derim. Garson “Adana mı?” diye sorarsa “Evet” cevabıyla onaylarken bile memleketime ihanet ediyormuşum gibi rahatsızlık duyarım.
Adana mı diyorsun? Çiğ köfte bizimdir. İspatı Karatepe´deki Kral Asitavata´nın sofra rölyefidir. Analı-kızlı, vartabit bizimdir. Bici-bici zaten bizimdir. Nohutlu, nane-sarımsak terbiyeli balcan dolması da bizimdir. Bunlara kalkıp Adana çiğköftesi, Adana Analı-Kızlısı, Adana Bici-bicisi falan diyor muyuz? HAYIR!.. O halde Kebabın da izzet-i nefsi ile oynamaya hiçbir Adanalının hakkı olmamalı.