Bizler fani insanlarız… Adanalı olduğumuz için de mücrim, yani suçlu sayılırız. Adana Radyosu, durup dururken adını Çukurova yapıp Mersin´e taşındı. Karayolları Bölge Müdürlüğü de Mersin´i tercih etti. Yanlış duyum değilse, şimdilerde Devlet Demiryolları Bölge Teşkilatı da o tarafa gitmek üzere hazırlanıyor. Neredeyse doksan yıllık, hava muhalefetiyle bir gün bile kapanmamış Adana Havaalanı, tıpkı radyo gibi, Çukurova etiketi vurulup Mersin´e, Üstelik Kuş Cenneti bölgesinin yanı başına uçmakta. Kuşların uçaklar için ne denli büyük tehlike olduğunu bildiğim için, sağken o havaalanını asla kullanmamaya kararlıyım. Korkum şu; yarın bir gün Adını Çukurova Nehri diye değiştirip Seyhan Irmağını da Mersin´e götürürlerse ne yaparız!..
Yıllardır havamızı-suyumuzu, canımızı-camımızı, yüreğimizi-ciğerimizi, evimizi-barkımızı, tarlamızı-takımımızı zehirleyip kirleten ANIZ BELASI´na bir türlü çözüm bulunmamış olması acı gerçek. Bunu da yukarıdakilere dayanarak Adanalı olmamıza bağlamak geliyor içimden. Ülkenin zenci vatandaşları olup olmadığımızı bile sorguluyorum artık.
Önceki yıllarda yetkililer kuru-sıkı da olsa tehdit savurup uyarılarda bulunurlardı. Yararı olmamasına rağmen devlet ricalinin konuyu takip etmekte olması bile azıcık rahatlatırdı. Bu yıl böyle bir ses çıkmadı. Sanırım daha iki ay kadar anız bayramı sürecektir. Belki, en son haftasında birileri çıkıp “Heeeyyt!.. Yeteri bilirseniz yeter artık!” der ve zaten yakacak tarla da kalmayacağı için biz faniler o “Heeeyyt” kudretiyle sorunun çözüldüğünü zannedip önümüzdeki mevsime dek rahat ederiz..
Çok yazdık, çok konuştuk… Üniversitemiz bas-bas bağırmaktan yoruldu da, eskisi kadar ses çıkaramaz oldu. En son galiba Ziraat Odası “Yapmayın, etmeyin, toprağınızı gebertmeyin; şimdi kök parçalama aletleri var, onu kullanın, toprağınız kendiliğinden gübrelenir, tasarruf edersiniz” şeklinde açıklama yaptı. O hafta anız dumanı yoğunluğu iki katına çıktı
Zamanında Sayın valilerimizle de konuşmuştum, ne ceza, ne takip yarar sağlamıyormuş. Cezalar caydırıcı değilmiş. Zaten anızı yakan sorguya çekildiğinde “Hiç sormayın, bunu yakanı bir elime geçersem nah şu ellerimle boğacağım şerefsizi” deyip kurtuluyormuş.
Sayın büyüklerimiz dururken biz küçüklerin fikir vermesi izansızlık sayılabilir; bu bakımdan peşin peşin özür dilerim. Naçizane aklıma geldi; OHAL Yasası ile akla-hayale gelmeyecek, gelemeyecek uygulamalar yapılıyor. Acaba aynı OHAL bizim Anız şenliği için de çözüm olamaz mı? Öyle ya, insanın eline –inşallah – her zaman OHAL geçmez. Anlamayız ama, duyduğumuza göre bu yasa Sayın Valilerimize özel yetkiler veriyormuş. “Hani…” dedim, “Belki ucundan, kenarından, kıyısından bir madde ile ANIZ ANARŞİSİ için de bir iflah kapısı açılabilir”.
Çok Sayın, çok muhterem (Sayın ve Muhterem aynı anlamdadır, biliyorum; amacım saygımı vurgulamak) yetkililerimize haber vereyim; adanalı kadınlar isyanda… Kar gibi yıkanmış çamaşırlara is bulaşınca çıldırıyorlar(mış)… Balkonlarını her gün birkaç kez yıkamak zorunda kalınca tansiyonları fırlıyor(muş)… Evi havalandırmadıkları için beyinlerine ecinniler üşüşüyor(muş)…
Bunlar, tekrar diyorum, kadınların anlattıkları…
Benden söylemesi… Halimiz bu hal, inşallah çözer OHAL…