Belki bir yıl falan hata yapıyorum; sanırım 65 yıl kadar olmuştur. Adana´mızın her yanında, her sokağında, her avlusunda konuşuyorlardı hortlağı. Asri Mezarlığın Güney duvarına bitişik yolda görülmüş ilk olarak. Sonraları da, o mıntıkadan fazla uzaklaşmadan oraya buraya uğramış. Uzaktan gören nice hamileler korkudan düşük yapmış. Pala bıyıklı sırım gibi kaç yağız delikanlı bayılmış ta, ayıldığında dili tutulduğu için hoca hoca dolaştırıyorlarmış.
Bizim aileye de düşmüştü aynı korku. Her ne kadar iyi bir Kur´an hafızı olan babam inanmıyorsa da, kadın tayfası gözlerini iri iri açarak duyduklarını bir birbirlerine anlatıyorlardı. Öyle ki, akşam olduğunda bazıları helaya gitmekten bile çekinir, yanına mutlaka birini alırdı. Açıklamam gerekir ki, o yıllarda helalar avlunun ırak bir köşesinde olurdu genellikle. Komşu ziyaretlerinde de sadece hortlak konuşuluyordu…
O zamanların terbiye kalıbında çocuklar büyüklerin konuşmasına katılamayacağı için bu hartlak mı, martlak mı, her ne ise, çok merak ediyor, fakat soramıyordum. Bir, iki, beş, on otuz; derken dayanamayıp bu korktukları şeyin ne olduğunu büyüklerimden öğrenmeye çalıştım. Halamın kızları büyük bir sabırla her soruma cevap vermeye çalışırlardı. Sanırım ölü ve ölüm konusundaki sayısız sorularıma cevap vermekten yoruldukları için onlar da geçiştirmeye çalıştılar.
Adana Hortlağı gazetelerde de yer almaya başlamıştı. İşlediği cinayetler dilden dile dolaşırken sayısı artıyor, önceleri iki metre olan boyu da her gün biraz daha ve hızla uzayarak yedi-sekiz metreyi buluyordu. Uğultusundan beygirler, camızlar iplerini koparıp yabana yazıya deli gii kaçıyordu. Kocavezir taraflarında oturan anneannemlerin oralarda anlatılanlara göre karı-koca hortlaklar da görülmüştü. İnsanlar hortlakların evlenip evlenmeyeceğini ve evlenirse çocuklarının hortlak mı yoksa normal insan mı olacağını tartışmaya başlamıştı.
Alt evimizin bir bölümü kiler ve depo olarak kullanılırdı. Katran ağacından kesilmiş çok kalın orta direk irice ve son derece düzgün traşlanmış bir kayaya oturuyordu ve taban çevresinde sıvı yağlar, ispirto, ekşi şişelerimiz vardı. Annem genelde benden isterdi hangisine ihtiyaç duyarsa… Fakat hortlak kasırgası estiği günlerde kiler tarafına gidemez oldum.
Terbiyesizleşmeyeyim, küfür öğrenmeyeyim diye sokaktan tecrit edilmiştim. Nihayet eve gelen komşu çocuklarından hortlağın ne olduğunu öğrenince meçhul yaratıktan daha çok korkmaya başladım. Akşam karanlığı çökmeye başlarken içimdeki “höf” (Meçhul nedene bağlı korkunun Adanacası) giderek artıyordu.
Aradan kaç gün geçti, anımsayamıyorum, bir de duyduk ki hükümet kuvvetleri hortlağı ele geçirmiş. Karakolda gereğince ve yeterince ıslatıldıktan sonra halka teşhir edilecek, yani gösterilecekmiş. Resmi kaynaklardan gelen bu haber de korkuları astırmaya yetmemişti. Halk arasında, “Devlet insanları rahatlatmak için böyle bir mizansen hazırladı” dedikodusu yayıldı.
Birkaç gün sonra, hortlağımızı büyük bir naylon arabaya (Oto lastiğinden tekerlekli daha çok iki atla çekilen yük arabası) bindiren polisler, üstündeki beyaz bezle sokak sokak dolaştırdılar. Bizim sokağa geldiklerinde ben de pencereden gördüm hortlağımızı. Çelimsiz, sıska biriydi. Birkaç hafta sonra da unutuldu, gitti…