Yıllarca mücadelesini verdim naçizane…
“Kendi elinle toprağını öldürüyorsun” dedim… “Kendini, çoluk-çocuğunu, torunlarını ve yanı sıra Adana’yı zehirliyorsun” dedim…“Yakalanırsan cezası büyük, yanarsın” dedim…“Mis gibi yıkanmış çamaşırlar is gibi kararıyor; tekrar tekrar yıkamak zorunda kalınıyor. Kadınlar size lanet okuyor” dedim…“Küresel ısınma denilen belaya güç-kuvvet veriyorsun, insanlığın geleceği ile oynuyorsun” dedim…
“Dedim” derken, yıllarca yazdım, televizyon programlarımda defalarca dile getirdim. Bir yazdıysam, başkaları bin yazdı… Gördük ki; her yıl bir önceki yıldan daha çok anız yakılıyor; ya da bize öyle geliyor.
Yıllardır yasaktır anız yakmak. Bunu bilmeyen kul yok. Devlet, yine de her mevsim yoğun biçimde uğraşır; zararlarını anlatarak uğraşır, ceza ile korkutarak uğraşır. Sonuç, genelleme yaparsak, sonuç şu; yakılmamış tarlayı ara ki bulasın… Eskiden tahıl tarlaları yakılırdı. Son yıllarda çoğalan mısır tarlaları da yakılınca sorun kat be kat katlandı…
ÇİFTÇİNİN DERDİ
Güvenilir bir yakını değilseniz çiftçi yemin-billah “Ben yakmadım, yakmışlar…” deyiveriyor. Konuşabileceğim ne kadar tarımcı, ekimci, biçimci varsa hepsini tek tek aradım. Şimdi biliyorum ki, belki birkaç istisna dışında, hemen her buğday ve mısır tarlası yakılıyor… Adama gidip,“Niye yaktın, yasak olduğunu, ceza yiyeceğini bilmiyor musun?” diye soracak olursanız,“Ben yakmadım! Kasıt galiba!” diyecek. Ne yapabilirsiniz? Kameraya çekmediyseniz, güvenilir tanık ifadesi yoksa, bile bile lades, inanacaksınız ya da inanmış gibi yapacaksınız.
Çiftçilerle konuştum. “Bilirim sen yakmazsın da, yakanlar neden yakıyor?” diye sordum. Dediler ki: “Toprak üstünde kalan sap var ya sap, tarla sürdürmüyor insana. Büyük zorluk çıkarıyor. Mazotuna yetişebilirsen yetiş. Yakıt ucuz olsa, neyse!.. Hadi diyelim mazotu göze aldın, hocaların, uzmanların dediği gibi kalıntıyı toprağa gömdün gübre niyetine… İyi de, daha mart derken bu kez ekim öncesi sürülmesi gereken toprağı aynı nedenlerle süremiyorsun.”
Sordum; “Nedir bunun çözümü?” Anlattılar. Son yıllarda sapı kökten söküp parçalayan bazı teknolojik ürünler yapılmış. Gücü yeten ve ürüne güvenenler bundan yararlanıyor. Ne var ki, yararlananların sayısı devede kulak kadar bir şey.
Öneri şu: “Hasat ardı kalan sapı parçalayacak sistem bize pahalı. Devlet iki alternatifle çözüm getirebilir. Ya sübvansiyonla mecbur tutar; yani yarısını öder, yarısını bize ödetir. Ya da, TC kimlik numaramızı teminat kabul ederek vadeli alıma önayak olur…”
Dili çözülen çiftçilerin ortak ifadesi şu: “Bilmez miyim yakarak yararlı milyarlarca bakteriyi yok ettiğimi? Ben bilmez miyim küresel ısınmanın desteklendiğini ve Furan gibi, dioksin gibi tehlikeli gazlarla yakınlarımın sağlığında olumsuz etkiler oluşabileceğini? Ben bilmez miyim “yasak” bir eyleme kalkışmanın risk olduğunu?
Bununla kalmadılar, toprağın tavından tutun, kazara harman hatta ahır-ev yakıldığına kadar çok şey anlattılar… Anladım ki zaptiye önlemlerinin yararı olmayacak. Çiftçinin önerisi dikkate alınırsa, o başka…
Yoksa, kendi öz inancımdır, anız hep yandı, yine yanacak…