“Duy da inanma” derler ya hani, ben bu söze uymadım, duyduğuma inandım. Yaş ilerledi, ehl-i kamil sınıfından mezun olalı yıllar geçti. Neler duyduk, neler öğrendik bu dehr-i dünyada. “Ankarasal İtilmişlik Sendromu” ile malul tek şehrin çocuğuyuz. Pay-i taht´takilerin bize nasıl baktığını biliriz.
Bir zamanlar Adana Radyomuz vardı. Kemal Bey isimli Müdür aynı zamanda memurdu, mutemetti, şofördü sanki. Yetmedi; muhabirlik de yapıyordu. Asker bavulu boyutlarındaki Grundig ses alma cihazını yüklendiği gibi haber peşine koşardı. 27 Mayıs İhtilalinin 3´üncü Yıldönümünde Gençlik adına konuşmayı bana vermişlerdi; o cihaz beni de kaydetti. Akşam haberlerinde ailece beni dinledik. Babam o sayede rahatladı, çünkü İhtilali öven bir konuşmayı bana yakıştırmamış, hatta çok da üzülmüştü. Gerçekten inat etmiş ve İhtilalciler lehine tek bir söz etmemiş, “Türk Gençliği Ata´sının emrine her zaman uyacak ve her zaman dahili bedhahlarla birlikte, gaflet, dalalet, hatta hıyanet içinde olanların karşısına var gücüyle dikilecektir” anlamında konuşmuştum.
O istasyonu “Çukurova Radyosu” deyip Mersin´e taşıdılar; hem de bu kez ciddi bir kadro ile. 70 yıldır hava muhalefeti yüzünden bir gün bile sorun çıkarmamış Havaalanımız da, tıpkı Radyoda yapıldığı gibi, “Çukurova” kuyruğu takılarak yine Mersin´e uçurulacak. Neyse ki inşaatta kriz çıktı, uçuş tehir edildi.
60´lı yıllarda Planlı Döneme girildiğinde yatırımcılar için ekonomik teşvikler ihdas edildi. Gerice Yöreler kadar gelişmiş bölgelere de esaslı imkanlar yaratıldı. İstanbul bile Turizm teşviki alabildi. Adana hiçbir zaman özel teşvik paketlerinde yer almadı.
Demirel´den sonra yatırımcı bakanlıklardan mahrum kaldık. Genel Müdürümüz bile olmadı galiba. Yani, Ankara´da “Dayımızın yeri” diyebileceğimiz kapımız yoktu. Milletvekillerimiz ise hep yüksek ihtisas isteyen işlere yöneldiğinden Adana küçük geldi, fırsat bulup bakamadılar.
Uzatmayayım; geleceğim nokta, Sayın Valimizin Makam Aracı…
Devlet Bahçeli yüzünden Osmaniye Kazamızı Adana´dan ayırmasalardı, biz yine 4´üncü Vilayet olacaktık. Şimdi 5´inciyiz ama, hala küçük değiliz. Allah´ın işine bakın ki, Valimizin makam aracı kiralıkmış; yeni öğrendim, şaşırmadım. Devlet´in Adana´ya nasıl baktığını bildiğim için şaşırmadım. Samimiyeti elden bırakmayayım; yadırgadığım bir nokta oldu, o da, makam aracı kira ücretinin dört oda tarafından ödenmesi. Detaylar yayınlandı: Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü, Ticaret Odası, Borsa ve sanayi Odası el-elden topladıkları para ile Sayın Valimizin makam arabası kirasını ödüyorlar. Allah onlardan razı olsun.
90´lı yılların başı idi. Valimiz, sonradan İçişleri Bakanlığı da yapan Merhum Bekir Aksoy. Özbekistan´dan Sırderya Vilayet Erkanı Adana ile Kardeşlik Anlaşması yapmaya geldiğinde Özbekçe-Türkçe tercümanlık işi bana kalmıştı. Merhum Aksoy, Özel kalem Müdürü´ne talimat verdi: “Benim Mercedes Arabalardan Birini Sırderya Valisi´ne tahsis edelim”. Dikkat buyurulsun, “Araba” demedi, “Arabalar” dedi.
Şu düştüğümüz duruma bakın… Başbakanlığı sırasında Sayın Cumhurbaşkanı 100 bin kişilik stat sözü vermişti 6 yıl kadar evvel. Şimdi başlıyor galiba inşaat; ama neye karşı, kentin kalbindeki Tarihi 5 Ocak Stadı´nın TOKİ´ye tahsisine karşı… Şahsen 5 Ocak´ı feda etmektense, değil 100 bin kişilik, milyon kişilik stada bile karşıyım. Gerçi, Valisine makam aracı vermeyen ve parası 4 odadan toplanmış kira ile idare eden Devlet için 5 Ocak Stadı ne yazar ki.Burası Adana… Biz değiliz ama, Devlet başımızın kel olduğunun farkında. Sayın Maliye Bakanımızın “Çerez Parası” olarak değer biçtiği bir Mercedes bize çok görülüyorsa… Ne diyeyim?.. Yaşasın milletvekillerimiz!..