Sonbahar, mevsim yöneticiliğini kışa devretmeye hazırlanırken Adana´mızın bir çok damında onarma, tuzlama ve loğlama faaliyeti yoğunlaşırdı. Şehirli genç kuşak dam tuzlamanın, loğ çekmenin ne olduğunu bilmez. Bize düşen, tarihe karışmakta olan yakın geçmişimizi notlarla tarihe düşmek.
Başlayalım o zaman…
Gezgin notlarında da pek sık rastlanır şu tümceye, “Adana´nın damları düzdür”. Çocukluğumuzda da öyleydi. Pek çoğu da toprak kaplıydı. Kar yağmaz ya, üstüne aşırı yük gelmeyecek nasılsa. Bir de, dam dediğin; yazlık yatakhane, çamaşır serilecek steril yer, salça, hedik (Bulgur yapmak için kaynatılmış buğday) serilecek avlu… Aynı zamanda çocuklar için de uçurtma sahası…
Oluklu çinko örtülere ve betona dönülmüş olduğu için toprak damın nasıl yapıldığını büyüklerimizden öğrendik. Eski yapı ustaları, duvarlar bittikten sonra çatıyı çatarken salmaları belli aralıklarla sıraladıktan sonra üstüne sağlam tahtaları çakarak tavanı oluştururlarmış. Tahtanın da üstüne kargı veya cilbirt dalları yan yana dizilir, bu sayede kurt-böcek saldırısı önlenir, aynı zamanda izolasyon sağlanırmış. Cilbirt, bölgemizde kendiliğinde yetişen, çabuk yayılan, bir ağaç. Yaygın bir adı daha var; zanzalak… Tesbihağacı olarak ta bilinir. Gövdesine, dalına kurt-murt işlemez. İlk baharda çok güzel çiçeklenir. Kışın yaprak döker. Fındık iriliğindeki meyvesinin zehirli olduğuna inanılırsa da eski otacılar bunlardan ilaç da yaparmış. Fotoğrafını sunuyorum; sanırım tanıdınız.
Sıra geldi toprağa…
Önce, su ile karılıp bir süre dinlendirilmiş kil çamurundan bir katman serilirmiş. Malum, kil su geçirmez. Üstüne de, ustanın takdirine göre 10-15 santim kalınlığında elenmiş, killi topraktan yapılmış harç yüzeyi perdahlanarak uygulanırmış. Öyle ki, ha dam yüzeyi, ha cam yüzeyi; dümdüz… Hiçbir noktasında su birikmez, hafif meyille de yağmur suyunu oluklara akıtır… Ustalık işte…
Gelelim tuza şimdi de…
Aziz mübarek Adana burası…
Derler ya, “bastonunu toprakta fazla tutma yeşerir” diye.Killi de olsa, rüzgarla gelen tohumlar “Bu da toprak değil mi” diyerek yerleşir, zamanı gelince de kök salıp yeşerir. O zaman da damın sağlığı bozulur… İşte tuz, toprağı adamakıllı çoraklaştırmak ve bitkiye yaşam hakkı tanımamak için serpilirdi. Çocukluğumuzda eskiden kalma binlerce toprak dam olduğundan eminim. Hemen hemen tamamında her yıl bakım yapılırdı. Kenarlarda aşınmış, dökülmüş yerler onarıldıktan sonra yüzey bir güzel süpürülür, sulanır ve biraz beklenirdi. Islak yüzeye avuç avuç tuz serpilip bir kez daha sulanır ve nihayet loğlamaya geçilirdi.
Şimdi de loğ dediğimiz nesneyi anlatalım.
Her toprak damda mutlaka bulunurdu. Yaklaşık 60 santim boyunda, 20 santim kadar çapı olan son derece düzgün, silindirik kayaç. Gördüklerimin hemen hepsi kalkerden kesilmişti. Görevi, dam yüzeyinin her tarafında gezdirilerek basınç altında perdah sağlamak olabilirdi. Loğ taşı, ayakla itilerek gezdirilirdi.
Kalın kerpiç duvarlı, toprak damlı evler insan sağlığı için pek uygunmuş; öyle diyorlar… Velakin emin olduğum bir tarafı var. Yazın serin, kışın ılık tutardı bizim eski ev…