Rahmetli babam benimle çok uğraştı. Küçüklüğümde, et yemediğim, daha doğrusu yiyemediğim için zayıf kaldığıma inanır, şişmanlatmak için de ha bire uğraşırdı. Defalarca doktora götürüldüm. Şişeler dolusu iştah şurubu içtim. Balık yağı işkencesinden az çekmedim.
Aslında rahatça yiyebildiklerim de vardı: kuru fasulye, mahluta, zeytinyağlılar, içinde yuvarlak küçük içli köfte olan tarhana, yumurtalı ebe gümeci ile semizotu, babağannuş, humus, haşlanmış bulgur ve yoğurtla yapıldıktan sonra bez torbada süzülerek hafif ekşitilmiş ayran aşı (Sireysir), sulu patates, patates kavurma, yoğurt, yumurtanın her türlüsü…
Babama göre, et olmayınca, benim adam olacağım, yani şişmanlayacağım yoktu. Defalarca azar işittim, hatta bir defasında ağzıma zorla tıktığı tikeyi boğulacak gibi olup çıkarmam üzerine esaslı tokatlarından birini de patlatmıştı.
Neyse ki, Doktor Has esaslı bir muayeneden sonra babama kızdı, “Et yemesin, zayıf kalsın, çelik gibi çocuk, bırak kendi haline…” Babam sağlığım yönünden rahatlamış olmakla birlikte huzursuzdu; el-alem bana iyi bakamadığını söyleyeceği için utanç duyuyordu.
Et işkencesinden kurtardığı için derin saygı duyduğum Doktor Has´ın Amerikalı olduğunu yıllar sonra öğrendim. Adı, Cyrill Haas. Kurtuluş caddesinde, Kuruköprü´ye yakın yerdeki Ayas Koleji, Doktor Haas´ın hastanesiydi. 24 Mayıs 1911´de misyoner olarak gelmiş Adana´ya. İyi bir doktormuş; çok sevilmiş. Tabii bu sevginin ardında hastalardan para almaması, fakir-fukaranın ilacını cebinden karşılaması da rol oynamıştır. Hatta babamın “Oğlunu beleş doktora götürüyor” demesinler diye, birkaç doktordan istediği sonucu alamayınca en son Haas´a getirmesinin nedeni de bu.
Eşi Ruth Haas, Tarsus Amerikan Kolejinde Biyoloji öğretmeniydi. Bürücek´te güzel bir yazlıkları varmış. Tek çocukları olan oğlu, burada dağa tırmanırken düşüp ölmüş. Haas, bu evini Kızılay´a, veremle savaş için kullanılmak üzere bağışlamış. Adana Verem savaş derneği ve Dispanseri´nin kuruluşunda da öncülük etmiş.
14 Ocak 1921 tarihli Dobbs Ferry Register isimli Amerikan Gazetesinde okudum; 1916 Aralığında, kendi ve hastaneden 5 arkadaşı şiddetli tifoya yakalandığında, Adanalılar iyileşmesi için camilerde dua etmiş.
Devlet, diğer doktorların şikayeti üzerine 1917 yılında “Beleş tedavi yapamazsın” deyince çok az bir ücretle sürdürmüş mesleğini. 21 Ekim 1947 tarihli Toledo Blade Gazetesi, o gün itibariyle bir milyonu aşkın hastayı muayene ve tedavi ettiğini, sadece 1946´da 13 bin 453 hastaya baktığını, kliniğinde ise 29 bin 404 hastanın tedavi gördüğünü yazıyor.
Bir tarihte de, Adana Valisi´nin hasta eşini ölmek üzereyken son anda yetişip kurtarması da efsane gibi anlatılırdı eskiden.
1875 doğumlu. 1951´de Adana´dan ayrılırken “Bugün hayatımın en acı günü” diyesiymiş. 8 Ocak 1961´de, 86 yaşında öldüğünü de New York Times Gazetesinden öğrendim.