Karboğazı Hezimetiyle çılgına dönen Fransızlar, yapılan silah bırakışma anlaşmasını bozan taraf olmamak için Ermenilerden yararlanmayı kafaya koymuşlardı. Çok büyük silah desteği ve teşvik gören kışkırtılmış Ermeniler gizlice verilen görevi pek açık şekilde yerine getirirken bir yandan da yılgınlık havasını yoğunlaştırmak amacıyla hem bireysel hem de toplu cinayetlerden geri durmadılar. Bizimkilerde ise kıyma bıçağı bile olmadığından çoğu kez durdukları yerde ani baskınlar ve işkencelerle can veriyor, gencecik kızlar tecavüzcülerin elinde kahroluyordu.
Bu davranışların en kalleşçe yapılanlarından biri olan Kahyaoğlu Çiftliği Faciasını daha önce anlatmıştık. 11 Haziran günü en az 43 Türkün katledildiği olaydan sonra da insanlık dışı saldırılar sürdürüldü.
12 Haziran´da birçok Adanalı Ermeninin bile nefretle karşıladığı canavarlık iş başındaydı; Yüreğir´de 100´ü aşkın Müslüman şehit edildi. Aynı gün Çotlu Köyü´nde 5 çobanın gözleri oyuldu.
ERMENİ KIZLAR OKULDA: Fransızların sonsuz desteğini almış olan Ermeni aileler için hayat güzeldi. Kızlarını endişesiz okula gönderebiliyorlardı. Katolik Sörler okulundaki öğrenciler giyim, kuşamları ve mutlulukları fotoğafta gayet çarpıcı biçimde yansıyor. Bizimkiler ise bırakın okulu, ayaklarına çarık bile bulamıyorlar, yokluk ve endişe içinde yaşıyorlardı.
Cinayet işledikçe kana susamışlığı artan insanlık dışı yaratıkların tarihe mal olmuş feci katliamlarından biri de Camili Köyünde yaşandı. Bu kez Asurilerle birleşen 500 kişilik vahşet çetesi Dedepınarı ve Camili´ye baskın verdi. Kaçamayan köylüleri acımadan katlettiler. Tek bir köylünün bile sağ kalmadığını gördükten sonra da mallar talan edildi, evler ateşe verildi.
Üst üste yapılan katliamlarla silahsız Müslümanlara yeterli korkuyu saldıklarından emin olan Ermeniler, 16 Haziran´da şimdiki Merkez Bankasının yerinde bulunan Kilisede Ermeni Hükümeti kurulduğunu ilan etti. Hükümetin başına Şişmanyan geçmişti. Uyduruk hükümet kurulduğun anda adliyesini de çalıştırmaya başlamıştı. Mal-mülk sahipleri yaka-paça getirilip sözüm ona muhakeme ediliyordu. İddia edilen suçların tamamı aynı kalıptan çıkmaktaydı. “Sen, tehcirden evvel senetle aldığın malların üstüne yatmışsın” diyerek elinden mal ve parası alınıyor, itiraz edenler ölüme mahkum edilerek kilise avlusunda öldürülüp orada açılmış büyük çukura atılıyordu.
ALBAY BREMON DİN ADAMIYLA: Zalim Albay Bremond ve Eşi, Ulus Parkı´nda zenci Müslüman din adamıyla sohbette. Fransızlar, islamiyeti kullanarak da özellikle Arapuşakları (Eti Türkleri) ve Kürtleri yanlarına çekmeye çalışmış, fakat avucunu yalamıştı.
25 Haziran günü yine ani baskınla Höyük altındaki Müslüman evlerinde 20 Misisli öldürüldü. Bunun üzerine milis kuvvetlerimiz Misis´e geldi ve kıyasıya savaş başladı. 30 Ermeni öldürülürken 3 şehit verdik; üç de hafif yaralımız vardı. Fakat mermi tükenince son vuruş yapılamadı. Çarpışma 11 gün sürdükten sonra kuvvetlerimizin geri çekilmesiyle sonuçlandı.
26 haziran 1920 günü Ankara´dan gelen habere göre Vekiller Heyeti (Bakanlar Kurulu) Kararıyla Adana Cephesi Komutanlığı kurulmuştu. Ertesi gün Komutanlığına Albay Selahattin Adil Bey getirildi.
Temmuz´un 2´nci günü Ermeni ve Asurilerin zulmünden kaçan Yüreğirliler nehrin Batısına kaçmak zorunda kaldılar. Gelenlerden Mihmandar Köyü´nün basıldığını ve 99 Müslümanın öldürüldüğünü öğrenen halk galeyana geldi. Adana Müftü Vekili Hüsnü Efendi, birer sureti İran ve İspanya Konsolosluğuna gönderilen mektubunu Valiliğe ulaştırdı. Mektupta Hüsnü Efendiye ait olanla beraber 45 imza daha vardı.
SANSÜR DE VARDI: İşgalciler, Türklere haberleşme özgürlüğünü de yasakladı. Yukarıdaki zarfın arka tarafındaki damga, mektubun kontrol edildiğini gösteriyor.
Özetle yazmak gerekirse, mektupta şu ifadelere yer verilmişti:
“Her ün her saat tanık olduğumuz çeşitli facialar, tüyler ürperten olaylar doğurmakta. İncirlik´teki acı olaylar, Kahyaoğlu Katliamı, Denizkuyusu yağmacılığı ve nihayet Camili Vahşeti (…) Para ve malları zorla alınan Müslümanlar, ırz ve namusları paçalanan zavallı Müslüman kızlar, şehir içinde kaybolan ve muhtemel öldürülmüş olan Müslümanlar, kentin her köşe ve bucağında öldürülenler Müslümanların yerlerini-yurtlarını bırakmaya mecbur etmektedir. Hükümetin aczinden ve ilgisizliğinden yüz bulan Ermeniler kurdukları sözde hükümetle bu yaptıklarına meşruiyet kazandırdıklarını söylemektedir. İl katının beceriksizliği ve aczinden dolayı umudu kırılan halkımız kafileler halinde Eti Türklerinin bulunduğu bahçelere sığınmaktadır…”
Mektubun bundan sonraki paragraflarında alınması gereken acil 3 temel önlem önerilmektedir. Ancak bu mektup da hiçbir işe yaramadı. İran Konsolosu Asaf Han vilayete giderek öfke kustu. Bremond en sonunda silahlı jandarmalarla Konsolosu dışarı çıkarmak zorunda kaldı. Asaf Han´ın Müslümanlar için devamlı demarjda bulunmasından rahatsız olan işgalciler öldürme kararı aldılar. Karar bir şekilde öğrenildi ve İran Konsolosu gizlice Adana´yı terk etti.
Fransızlar 4 Temmuz akşamı ertesi gün sabahtan geçerli olmak üzere sıkıyönetim ilan etti. Ne var ki, sıkı yönetimle Müslüman ahalinin eli-kolu büsbütün bağlanırken Ermenilerin cinayetlerine göz yumuluyordu. Vahşeti, bizzat Şişmanyan yönetiyordu. Kendini Ermeni Cumhuriyeti Genel Komutanı olarak gösteren hainin jandarma ve polis kuvveti bile vardı. Duruma göre yakalattığı Müslümanlar hükümet merkezi olan kiliseye getiriliyor ve pek çoğu işkence edilerek öldürülüyordu. Tahtalı Camii İmamı Külahizade Mehmet Efendi ile oğlu da burada öldürülenler arasındaydı. Nalbant Usta Halil de aynı yerde başına indirilen çekiç darbeleriyle can vermişti.
Kurtuluştan sonra kilise avlusundaki çukur açıldığında sayısız cesetle karşılaşılmıştı. Cinayetler devam ettirilebilseydi, buraya 2000 kadar cesedin gömülebileceği hesaplanmıştı. Kilise duvarlarındaki kan izleri ise senelerce ibret-i alem için bırakıldı.
CİNAYETLERİN TANIĞIYDI: Şimdiki Merkez Bankası´nın yerinde bulunan bu büyük kilise sayısız Müslümanın öldürülüp avluya açılan büyük çukura atıldığına tanık olmuştu. Kurtuluştan sonra bir süre Tan Sineması olan bina daha sonra tamamen yıkıldı. Keşke “ibret” olarak dursaydı.
Bu cinayet ve tecavüzlerin sonunda Adana Tarihi´nin en karanlık sayfalarını dolduran Kaç-Kaç hadisesi meydana gelmişti.
9 Temmuz´daki cinayet ve tehditleri takiben 10 Temmuz günü başlayan Kaç-Kaç 14´ünde sona erdiğinde Adana´da birkaç işbirlikçi dışında Müslüman kalmamıştı.
Kaç-Kaç konusunu da sağlığımız elverirse, 10 Temmuz´da ele alacağız.
Her ne kadar sürç-ü lisan ettik ise af ola…
(ŞİMDİLİK SON)