1950´liyıllarda ilkokul öğrencisi iken öğrendik ATOM Bombası´nın ne menem şey olduğunu. Hem öğretmenlerimiz hem de bakanlık uzmanları bize sık sık atom bombasına karşı neler yapacağımızı, nasıl davranacağımızı anlatırlardı. Aklımda hep kalmıştır; siren sesini duyar duymaz en yakın sığınağa koşacağız. Yetişemezsek yüzün koyu yere uzanacağız ve gözümüzü özellikle şiddetli ışığa karşı koruyacağız.
O yaşta, bu tür önlemlerle atom bombasından Allah´ın nayeti ile rahatlıkla kurtulabileceğimizi düşünüyordum. Ne zaman ki 1960 yılında U-2 Skandalı patladı, aklımız başımıza geldi. Çünkü bomba ha patladı, ha patlayacaktı ve artık bu bombadan öyle sığınakla mığınakla, yüzü koyun uzanmakla kurtulamayacağımızı öğrenmiştik. Üstelik Bomba için en uygun ve belki de ilk ve tek hedef Adana idi… Çünkü İncirlik Hava Üssü ve bu üssün kontrol ettiği Karataş Radar İstasyonu Sovyetler Birliği´nin başına dert olmuştu. U-2 uçakları da İncirlik´te konuşlandırılmıştı ve bunlardan biri Sovyetler Birliği Semalarında casusluk yaparken düşürülmüş, hem Amerika, hem Türkiye fena yakalanmıştı.
NE MENEM ŞEY ŞU “U-2”
Bugün bile son derece önemli sayılabilecek bir yükseklikte, 21 bin metrede, yani atmosfer tabakasının üstünde uçabiliyor, havada 7,5 saat kalabiliyor ve 5000 kilometrelik bir menzile bana mısın demiyordu. Türkçesi, mükemmel bir casus uçağı idi ve o yükseklikte iken aşağıdan duyulması söz konusu değildi. Görülmesi ise milyonda bir olabilecek tesadüflere bağlıydı. Dahası, bu harika casus uçağı 500 kilometrelik bir mesafeyi de motorlarını durdurup süzülerek alabiliyordu.
Yanılmıyorsam İncirlik Üssüne 2 tane U-2, 1956 yılında getirildi. Kim bilir kaç kez uçmuşlardır Komünist Devletlerin üstünde ve kim bilir kaç milyon fotoğraf çekmişlerdir. Açıkçası, dostumuz Amerika, bizi ve özellikle Adana´yı Sovyetler Birliği´ne yem yapmıştı ve biz bunu bilmiyorduk.
Tarih, 1 Mayıs 1960. Türkiye kaynıyor. Öğrenciler nümayiş üstüne nümayiş yapıyor. Başvekil Adnan Menderes ünlü nezaketini bir tarafa bırakmış, muhalefete kök söktürüyor, İsmet Paşa´yı topa tutuyordu. Hükümet aleyhine konuşanlara karşı yaptırımlar uygulanırken gençler caddelerden çekilmiyordu.
O gün İncirlik´ten kalkan bir U-2 uçağı Pakistan´ın Peşaver kentindeki Amerikan Üssüne indi. Kaptan Pilot Francis Gary Powers idi. Burada ikmal yapıp Sovyetler Birliği semalarına doğru yol aldı. Sibirya´ya kadar gelmişti ki, SSCB radarları beklenmedik biçimde fark etti. Bir anda bütün füzeler bu uçağa kilitlendi ve ardından ateş düğmesine basıldı. O yükseklikte bile vuruldu koca tayyare. Pilot paraşütle atlamayı başardı ve hiç bilmediği bir yere sağ-salim indi. Ardından da köylüler tarafından yakalanıp KGB´ya teslim edildi (Ruslar Ka-Ge-Be değil, Kı-Gı-Bı diye okuyorlar; o nedenle KGB´ya diye yazdım).
Sovyetler Birliği zehir-zemberek iki notadan biri Amerika´ya, diğeri de Ankara´ya verdi. . Kıtalar arası balistik nükleer başlıklı füzeler hazırlandı. Taraflardan biri düğmeye bastığı anda karşı tarafın füzeleri de harekete geçecekti. Hedeflerden biri de kesinlikle Adana idi ve haritadan tamamen silinebilirdi. Zaten Amerika´ya verilen notada, “Bir daha benzer teşebbüsünüz olursa, dostunuz Türkiye´nin ancak cenaze törenine yetişebilirsiniz” denmişti.
Neyse ki Rus Nikita Kruşçev ile Amerika´nın Başkanı Eisenhower son anda kırmızı telefonla konuşup olayı soğuttular. Bunun üzerine U-2 Projesi 5 yıllık bir faaliyetten sonra iptal edildi, Adana kurtuldu.