Çocukluğumuzun Adanası´nda pek sık kullandığımız sözcükler ve tabirler vardı. Şimdikiler sanırım bilmiyor. Kanımca, o ifadeler, o sözcükler somut olmayan kültürümüzün ögelerindendi.
“Çatırya”, bunların en ünlüsüydü. Hem zipleme çelikte, hem güllede hem de fırındak (topaç, fırıldak) oyunlarında avantaj kazandıran sihirli sözcüktü.
Öncelikle şu zipleme çelik oyununu anlatalım… Elle rahat kavranabilecek çap veya genişlikte, 20 ile 40 santim uzunluğunda dal veya tahtadan yapılmış sopacıklar, çeliğimizdi. İşlemeye hazır çömlekçi çamuru kıvamındaki zemin, oyun alanıdır. Sopacıklardan en değerlisi “Dakka”dır ve “Dakkasına” oynanmadıkça kaybedilmez. Dakka Arapça´da “Vuran, vurucu” demek. Oyunculardan biri dakkasını tüm gücüyle kıvamlı çamura saplar. Hareketin adı ‘ziplemek´tir. Diğer oyuncu da kendi dakkasını ziplerken, ilkini devirmeye çalışır. Deviren kazanır ve dakka olmayan, yani “enek” dediğimiz düşük değerli çeliklerden birini alır. Devirme sağlanıncaya dek oyun devam eder. Diyelim ki atışlardan birinde dakka saplanmayıp düştü. Bu durumda rakip oyuncu, eğer karşısındakinden önce “Çatırya!..” diyebilmişse, çeliği kendine en uygun yere getirip dakkasını fırlatır. Yatan dakkayı oynatarak saplayabilmişse, kazanır; oynatamazsa, oyun devam eder. Dakkaların her ikisi de devrilirse, “Çangır” olur ve oyun, çangırcı´nın atışıyla yeniden devam eder.
Başta gülle yazdığıma bakmayınız; yaygın adı “kulle veya gulle” idi. Daha çok cam misketle oynardık. Arada bir arızalı taşıt rulmanlarından sökülmüş çelik gullerle de karşılaşırdık. İthalatın yasaklandığı Milli Korunma Kanunu sürecinde kilden yapılarak renklendirilmiş gulleler de satılmıştı.
Gullede de dakka ve enek vardı. Ele iyi oturan, gösterişli misketlerden biri dakka seçilirdi. Dairede gulle en yaygın oyundu.Belli ölçüsü yoktu ama, genelde 25-40 santim çapında daire çizilir, çemberine de, anlaşmaya göre birer yahut daha fazla enek misket konulduktan sonra cızzık başına geçilirdi. Cızzık, çizgi anlamındadır. Daireden üç-dört metre kadar uzaktadır ve oyuncular çizgiyi hiza alarak çömelir. Baş parmakla işaret parmağı arasına sıkıştırılmış dakkalar buradan daireye mümkün olduğunca yakın düşecek şekilde fırlatılır. Daha yakın düşüren ilk oyuncudur. Yine dakkasıyla, dairedeki enekleri birer birer vurup daire dışına çıkararak kazanmaya çalışır. Bu oyunun adını “Cump” diye anımsıyorum.
Bir de “vuruş-karış” vardı. Oyunculardan biri misketini üç*dört metra kadar ileriye fırlatır, diğeri de bunu vurmaya çalışırdı. Vuramayıp da yakınına düştüğünde, iki misket arası bir karış içindeyse yine kazanır. Burada incelikli hükümler vardır; karışı belirleyen gergin iki parmak misketlerin üstüne konularak çekildiğinde güllelerin birbirine yaklaşması gerekir. Bunu yapamazsa, “tırnak” sayılır ve atış yenilenir. Karışı oluşturan parmak uçları iki miskete dokunuyorsa, o aralık tırnak mesafesidir. Yok, parmak ucu ile misket arasında az da olsa boşluk varsa, oyuncu kütmüştür, yani atış sırası diğer oyuncuya geçmiştir.
“Kütmek” sözcüğünü yıllar yılı “kaybetmek, başaramamak” anlamında değerlendirmiştim. Uzun yıllar sonra Özbek Lehçesini bellerken “Beklemek” olduğunu öğrendim. Mantığa uygundu; oyun sırası tekrar gelinceye kadar bekliyorduk zaten…
Güllede bir de “Çatırya!.. Enekten turşulu” vardı. Aradan en az 60 yıl geçmiş… Bazı turşular çoktaaan bozulmuş. Şimdi ben ne anlam taşıdığını anımsayamam ki!..