Çok uzun sürmüş gerçekleşmesi… Adana´ya elektrik fabrikası için “kazma ha vuruldu, ha vurulacak” diye diye seneler geçmiş. Nihayet 1930 yılına girerken fabrikanın artık faaliyete gireceği anlaşılmış.
Adana İl sınırları açısından bakılacak olursa az da olsa elektriği görenler, bilenler var… Saimbeyli örneğin; Hidroelektrik enerjisini çoktan beri kullanıyormuş. Belemedik´te de çeyrek asır önce üretilmiş elektrik. Komşu Tarsus´ta da türbin döneli nice zaman geçmişmiş…
Elektriği sabırsızlıkla bekleyenler kadar “çarpınca insanı öldürüyor” sözünden ürkenler de…1929 yılı sonbaharı yaklaşırken, Elektrik Şirketi piyasaya çıkıp abone toplamaya başlamış. Başlamış da, daha elektrik yok… Ceneratörler yakında dönecek… Zaten hatlar bile tamamlanmış değil. Bazı yerlerde direkler var ve birkaç direk arasında da enerjiyi taşıyacak teller gerili.
Elektriğin olmadığı yerde elektrikçi de olmaz ya; şirket kendi teknisyenleri ile evlere, işyerlerine, depolarına tesisat yapma işini de üstlenmiş. Akıllıca davranış. Bunu yapmazsa, müşteri bulamayacak. O yıllar kıtlık-yokluk yılları. “Cep delik, cepken delik; kevgir misin be ahretlik” misali yani. Paraya bağlı her öneri karşısındaki ilk tepki “Kaç para?” sorusu… Ölümden korkmayıp elektriğe ilgi gösterenler de aynı soruyu sormuşlar. Cevaba bakınız şimdi:
“Yerine ve uzaklığına göre lamba başına 7 Lira ile 10 Lira arsındadır. Yarısı peşin, yarısı elektrik geldikten sonra…” Dikkat edilirse piriz falan yok. Sayaç ücreti ayrı…
Biz, o dönemlerde elektriğin nasıl çekildiğini görenlerdeniz. Öyle sıva altı falan değil. Üstü ipek gibi incecik iplikle örülü, altında kauçuk, onun da ortasında kalınca bakır tel; kablo bu. O vakitler kablo sözü yayılmadığından cereyan (akım) teli diyorlar. Okuma yazması olmayanlarla az okuyanların dilinde ise “Ceyran teli”. Kablo, incecik sacdan yapılmış, geçmiş gün 1-1,5 santim çapında siyah boruların içine gizleniyor ve boru da doğrudan duvara sabitleniyor. Anahtar, iki santim yüksekliğinde bir yarım daire. Hokka boyutlarında silindirik, bakalit düzeneğe oturtulmuş. Yarım tur çevirince “tak” diye bir ses çıkarıyor. İlk “tak” yakmak için, ikinci “tak” söndürmek için.
Sistem evin girişinde sayaç ve sayacın altındaki sigorta buşonu ile tamamlanmakta. Sigorta attığında, iç yuvadaki minyatür şişe gibi porseleni alıp üst noktası ile tabandaki metal arasını bakır telle birleştirip yerine takıyorsunuz, o kadar…
Gelelim fiyata…
Yarısı peşin de olsa, pahalı bunuyor ve olay gazetelerde şikayet konusu olarak işleniyor. Gazeteniz Yeni Adana da 3 Eylül 1929 günlü sayısında şikayeti “Bu fiyatlar çok pahalı” vurgusuyla dillendirmiş. O kupürü, sütunuma aldım. Anlaşıldığını sanıyorum ama bir iki ifadeyi açıklayayım:
Teklifat: teklifler,
Nısfı peşin: yarısı peşin,
Tebettül eden: değişen…
Anlayacağınız, taksitle tesisat işi yapılmış Adana´da… Gözümü açtığımda bizde cereyan vardı ama komşularımızın çoğu hala gaz lambalarını kullanmaktaydı.