“Yaz Mesaisi” deyince ne anlıyorsunuz?
Herkes gibi, resmi dairelerde kılık-kıyafette ufak bir serbesti, değil mi?
Yolun iki yarısını geçirmiş olan bizlerin bildiği çok farklıydı.
O zamanlar, yaz mesaisi demek, bilumum resmi dairelerde, bankalarda, fabrikaların idari bölümlerinde, sabah yedi, yedi buçukta işe başlayıp saat bir, bir buçukta da mesaiyi bitirmekti.
Adana yazlarının sabahı serincedir. Görünmeyen yaz fırını gece boyu yanmadığı için sabaha karşı ortalık nisbeten serinler. Hele o yıllarda böyle apartman-mapartman yok, evlerin her biri ağaçlı-mağaçlı birer avluya sahip. Bunun anlamı şu; günümüzde, güneşin doğuşundan batışına kadar, yaklaşık 14 saat kadar ısınan binalar, yükledikleri ısıyı gece boyunca kustuğu için ısı düşüşü eskiye göre pek az oluyor. Çok iyi anımsarız, Adanalı, saat onbir, oniki’ye kadar dayanabildi mi, bundan sonra çıkan serinlikten ani konu nasiplenirdi.
BAĞLAR, DAĞLAR
Okullar, 19 Mayıs Gençlik Bayramı’ndan hemen sonra tatil düdüğünü çalardı. 1960 ihtilalinden sonra, 27 Mayıs kutlamaları canlı geçsin diye, tatiller Mayıs sonuna zıplatıldı. Şimdilerde, Haziran’ın yarısına sarkıtılmış; sanırım çocukların sınıfta uyumasını uygun görmüşler. İnsaf ile, izan ile düşünecek olursanız, Mayıs’ın 20’sinden sonra Adana gibi sıcak ve rutubetli bir yerde, hangi öğrenci sınıfta dikkatini toplayabilir ki? Okuyabilse, okuduğunu anlayabilse neyse; ama mümkün değil. Üç beş dakikalık bir gayretten sonra, yine mayışır, yine uyuşur insan.
Haddimiz değil, bunu çözecek yetkimiz de yok, haddimiz de değil. Eğitimcilerimizin bir bildiği vardır helbet..
Eskiye dönelim;
Herkesin yaz için ya köy, ya bağ, ya da yayla seçeneği vardı. Yaylacılık, bizim muhitin yüzlerce, daha doğrusu binlerce yıllık geleneğidir. İnsanlar kışın aşağılarda, yazın yukarılarda oturmuştur.
Şehirleşme ertesi de, kent dışında bağlık alanlar icat edilmiş. Mahfesığmaz, Kurttepe, Kireçocağı, Zincirlibağ ve Tarsus Yolu üzerindeki Keli Bağları, Adana’nın yarısından çoğuna yazlık yuva olurdu.
Yaz mesaisine girildikten sonra, insanlar işten çıkınca, otobüsle, bisikletle, olmadı eşekle, yolu tutar, aracına göre, yarım saat ile bir saat arasında bağına gelir, günün yarısını burada geçirebilirdi. Ertesi sabahın erken saatinde, bağ uykusunun dinlendirici şifasından yararlanmış olarak kalkıp işinin başında olabilirdi. Böyle bakarsanız iyi bir şeydi yaz mesaisi. 1980 İhtilal Yönetimi tarafından kaldırıldı. Tıpkı yerel Kurtuluş bayram atilerinin kaldırılması gibi.
ÖĞRETMENİM
Geleceğimizi şekillendirdiğini söyleyip de bunun kadir ve kıymetini yeterince bilmediğimiz öğretmenler, o yıllarda, bizden birkaç gün sonra tatile girebilirdi. Çünkü, ilkokulda, orta okul ve lisede olgunluk sınavları vardı. Yani, son sınıf öğrencileri, karneden sonra bütün derslerden tekrar ve bir kurul huzurunda sınavdan geçerdi. Sınav kurulları birkaç öğretmenin katılımıyla oluştuğundan, öğretim kadrosunun tamamı da, sınav sonuna kadar tatile çıkamazdı. Fakat daha sonra, yaklaşık net üç ay kadar tatil yapabilirler, bol bol dinlenebilirlerdi. Sadece başöğretmen ve müdürler sene başında erken başladığı için bu imkanları biraz daha kısıtlıydı.
Günümüzde, öğretmenlerin yaz tatili iki ay ya vaaar, ya yok.
Hoş, çevremizde bağ da yok.
Yayla deseniz, bu maaşla yaylaya çıkacak mecal yok.