Çocukluğumuzun Adana´sında pek az motorlu taşıt, yeterince atlı araba, her on metrede bir yük taşıyan eşek ve bunların toplamının birkaç misli de bisiklet görülürdü.
Büyüklerimiz bisikletin ne anlama geldiğini bilirdi de, konuşmaya gelince “teker” demeyi yeğ tutardı. Zaman zaman de velespit olarak bahsedilirdi.
Büyükler arası konuşmalarda pek sık duyardık:
“Tekere atladığım gibi yanına gittim”,
“Baktım tekernen yelli yelli (hızlı hızlı) geliyor”,
“Tekerci İzzetten bir teker kiralayıp her tarafı araştırdım”…
TEKER KILLETİ
Her sokakta değilse bile her mahallede mutlaka tekerci olurdu. Devir, Milli Korunma Kanunu devri. İthalat kökünden yasak. Memlekete ilaç dışında hiçbir şey gelmiyor. Şeker ve çay karne ile. Aile başına, her ay bir kilo şeker ile 100 gramlık bir paket çay var, yerli üretim. Yeteri, yetmezi yok, idare edilecek. Dolayısıyla bisiklet ve bisiklet parçası ithalatı da yok. Adnan Menderes, rahmetli, tutturmuş “herşeyi biz yapacağız; ya yapacağız, ya yapacağız” diye…
Adana gibi düz-ayak yerlerde bisikletsiz yapılamaz. Gel gelelim ortalıkta satıcısı yok. Bir gün peder dert yanarken işittik: “Allah´ın tekeri neredeyse tenezzüh fiyatına satılacak!” diye. Sora sora öğrendik ki, “tenezzüh” sözcüğü ile özel otomobili kast etmiş.
Mal para edince, insanlar çare üstüne çare icat etmeye çalışırmış. Gerçekten, bazı demirciler eski-meski jant bulunca paslı demiri eğip-bükerek, pasını dökerek, tahta oturaklı, uyduruk frenli bisikletimsi tekerler yapmaya başladılar.
Çok geçmedi, gazetelerde bisiklet ilanları okumaya başladık:
“Hurdadan imal ettiğim bilmem kaç çatı numaralı bisikletime ruhsat alacağımdan ilan olunur” gibi. Öğrendik ki, tekerci esnafı, eldeki çıkma parçaları depodan, raftan alıp orasına burasına bir takım ekler yaparak demirci işinden çok daha güzel ve alımlı teker yapmaya başlamış. Bisiklet te ruhsata tabi olunca ve faturasız ruhsat verilemeyeceğinden, bu tür özel imalat için gazete ilanı gerekiyormuş.
Hilafsız, hergün en-az sekiz-on ilan çıkardı.
“RENT A BİSİKLET”
Şimdilerde “Rent a car” şirketleri var. Yani araba kiralayanlar.
O zamanlarda böyle bir şey yoktu ve düşünmek bile akla ziyan sayılırdı. Fakat “Rent a bisiklet”, yani bisiklet kiralama sistemi mükemmel işlerdi.
En çok ta çocuk kaybolduğunda ve şerbet (nişan), düğün davetiyesi dağıtımında gerekli olurdu. Bir de pazara gidip gelirken, eğer ihtiyaç fazla ise, mahalle tekercisinden teker kiralamak çok yararlı idi. Geçmiş gün, saati 25 kuruş muydu, 50 kuruş mu, öyle bişey işte. Teminat, tutu diye bir uygulamayı kimse bilmezdi. İnsanlar birbirine güvenir, hatta kira bedeli bile iş bittikten sonra alınırdı. Yazı, çizi de yoktu. Taraflardan birinde saat varsa, ona itibar edilir, ikisinde de yoksa, gelip geçenden sorularak saat öğrenilirdi. O zaman Adana´da yaşayan 1000 kişiden herhalde 990´ı Adanalı idi. Geriye kalanlar, tayinen gelmiş memur takımı idi. Dolayısıyla yalan-dolan, alavere-dalavere, sahtekarlık-mahtekarlık bilinmezdi bile…
Kilim veya halı tarzı dokunmuş özel bisiklet heybelerine rahatlıkla yirmi kilo kadar yük atılabilir, sepetliğe oturtulmuş sepete de, artık büyüklüğüne göre, beş-on kilo daha eklenebilirdi. Hala mal varsa, dümenin iki yanına asılan iplik örgüsü filelerle de ek bir onbeş-onaltı kilo daha taşınabilirdi. Etti mi kırk-kırkbeş kilo!.. Daha ne istersiniz yani!..
Öyle özlemişim ki Adana Caddelerinde teker sürmeyi…