Yarın, İnönü-Churchill arasında yapılan ve tarihe Adana Konferansı diye geçen görüşmelerin 73´üncü yıldönümü. Bu görüşmelerden bazı notları sunmaya çalışayım.
İkinci Dünya Savaşı Avrupa´nın her yanında milyonlarca can almayı ve bir o kadar binayı, sayısız köprü ve fabrikaları yok etmeyi sürdürüyordu. 1942´nin sonlarına doğru savaşın seyri değişmiş, yıkıp döken ve zapt edilemeyen Almanya güç kaybetmeye başlamıştı. Almanlar Stalingrad Savaşını kaybedince, Avrupa´da Alman Ordusuna karşı ikinci bir cephe açılması konuşuluyor ve İngiliz Başbakanı Churchill bunun için ısrarlı davranıyordu. İkinci cephenin Balkanlarda ve bizim de katılmamızla açılmasını istiyordu. Bir amacı da, savaş sonrasında Sovyetlerin yayılmasını burada dizginlemekti. İsmet Paşa ise Sovyetlerin yayılma olasılığını dikkate alarak ordumuzun yıpranmasını istemiyor ve Churchill´in niyetini olumlu karşılamıyordu.
12-24 Ocak 1943´te Kazablanka´da ABD Devlet Başkanı Roosvelt´in de katılımıyla yapılan toplantılarda İngiliz Başbakan ısrarlı tutumunu sürdürmüş, hatta, “Türkler kabul etmezse cezalandıralım” tarzında tehditler de savurmuştu. İngilizler suikastten korktukları için geziyi tehlikeli görmüşler fakat inat Başbakanı ikna edememişlerdi. Churchill hiçbir sözü ciddiye almadı ve Genel Kurmay Başkanı Allen Brooke ve bir-iki görevli ile havaalanına gitti. Uçağa geçip pilot kabinindeki yardımcı kaptan koltuğuna oturdu. “Uç bakalım Adana´ya” derken, kabinin kelebek camını açarak artık kendi ile bütünleşmiş purolarından birini yaktı.
İsmet Paşa beyaz treni ile Yenice´ye gelmiş ve sabotaj olasılığını dikkate alarak görüşmelerin burada, vagonda yapılmasını kararlaştırmıştı. O gün hava çok güzeldi ve İnönü Ankara´nın karlı-buzlu karakışından sonra güneşli, pırıl pırıl ve ılık Çukurova havası ile çocuklar gibi mutlu oldu. Aşağı, yukarı yürümeye başladı.

Churchill Adana Havaalanından alınıp trenle Yeniceye getirildiğinde öğleden sonra olmuştu. Saat 16 gibi görüşmelerin yapılacağı vagona geçtiler. Vagondaki görüşme masasında kullanıma her an hazır bir de telgraf cihazı vardı.
Churchill bastırıyor, iyi bir müzakereci olan İsmet Paşa da ayağı yere basan karşı görüşlerle topu taca atıyordu. Nihayet, “tamam, savaşa girmeye girelim ama bizim çok eksiklerimiz var; böyle girersek biz de, siz de kaybedersiniz. Eksiklerimizi bir tamamlayın hele de, ondan sonra icabına bakarız” anlamındaki sözlerle bağladı görüşmeleri.
Sör Winston Churchill kutular dolusu purolar bitirdiği ve 30-31 Ocak günlerinde yapılan uzun görüşmeler sonunda, paşanın önerisini kabul etti ve 1 Şubat sabahı geldiği uçakla, isteğini kabul ettirdiği düşüncesiyle ayrıldı. Fakat Türkiye´nin istediklerini tamamlamak zaman alıyordu ve böyle böyle 1945 Şubatına kadar gelindi. Almanya tükenmişti. Savaşa girmemize gerek kalmamıştı.
Yemekte Tavuk çorbası, Peynirli börek, Garnitürlü Bonfile, Marul, Karnabahar graten, Krem Şokola, Meyve çıkarılmıştı. Churchill hepsinden yemiş, krem şokolaya dokunmamıştı. Konuk başbakan yemekte bazen Fransızca, İnönü de İngilizce konuşmaya çalışmış fakat ikisi de bu dilleri iyi bilmediğinden gülüşmelere yol açmışlardı..