Olay yeni değil, en azından altı yıllık. Fakat düştüğüm duruma düşenler eksik olmadığı için güncelliğini koruyor; yazmaya değer…
Mevsim yaz.
Çoluk çocuk hepsi bizde… Bahçemizde, sohbetteyiz. O sıralarda biri Yahoo, diğeri Altavista olmak üzere iki internet hesabım var. Bilgisayarı açtım, Yahoo´dan uzunca, düzgün dille yazılmış İngilizce mesaj; üyelerinin kayıt ve tescil durumunu güncelleştirmek amacıyla teyit istiyorlar.
Ad, soyad, adres vesaire derken son kutuya da şifreyi giriverdim ve “Send” kutusuna basıp gönderirken aklıma geldi, şifrem yıldız yıldız değil de açıkça yazılıydı. O salise mesaj gitti. “İnşallah terslik yoktur” temennisi ile geçiştirdim.
Gece bir telefon; saat iki veya iki buçuk… Lübnan´daki arkadaşım arıyor, “İnternet hesabına bir bakıver, kuşkulandım. Kusura bakma, ciddi olabilir diye bu saatte aramak zorunda kaldım” dedi.
Hesabıma girmeyi denedim ama, olmuyor. Şifre değişmiş.
Diğer hesabımı kontrol ettim ki, bana, Yahoo adresimden çok düzgün ingilizceyle mesaj çekmişim. Ben, bana diyorum ki, “Sevgili dostum. İşiçin geldiğim Nijerya´da maalesef çantam çalıntı. Pasaport, cüzdan, bilet, kredi kartı; ne varsa hepsi gitti.İki gündür oteldeyim. Otel sıkıştırıyor. Bana lütfen yardım et, döner dönmez borcumu öderim.”
Aklım başıma geldi. Hesabımı çalan, daha doğrusu elimle hediye ettiğim adam, ne kadar adres varsa hepsine geçmiş aynı mesajı. Vakit geçirmeden Altavista hesabımdaki bütün adreslere başıma geleni ve benden gelebilecek Nijerya masalını dikkate almamalarını yazdım. Bu arada Nijerya´daki otelde mahsur kalan sahte bana da şunları yazdım: Sevgili Nurettin. Dara düştüğün bir zamanda bana başvurarak samimiyetini göstermen beni çok duygulandırdı. Ne kadar lazım? Bir de otelinin banka ve hesap detayını bildir ki, sabah olur olmaz göndereyim. Ödeme için telaşa gerek yok. Biz arkadaşız. Sevgiler…
Cevap çabuk geldi. Üç bin dolar yetermiş. Ama otele değil de müdürün hesabına gitmeliymiş. İsim ve banka hesabını da eklemiş. Bu kez mevzuat nedeniyle fatura bahanesi yaptım. Üç gün sonra, “Türkiye´den olmuyor, Almanya´daki dostum gönderecek, bu arada otel borcun artmıştır, beş bin yolluyorum” dedim. Adam Nijeryalı değil de, Perşembe akşamı dilencisi sanki; bir dua, bir dua, olursa o kadar olur…
Birkaç gün daha,ayağı yere basan çeşitli bahanelerle salladım. Bu arada bana saat başı “Hala yok, ne oldu?” mesajları geliyor. Ben de artan masrafı dikkate alarak rakamı yükselte yükselte, neden ulaşmadığını yazdıktan sonra, “Ne oldu, aldın değil mi?” sorularını geçiyorum. Yedi bin dolara geldikten sonra İngilizcemin elverdiği ölçüde, Adana usulü güzel bir “Defetme lügati” parçalayarak son mesajı ilettim.
Onun son mesajı ise benimkini fena halde solladı. Bu kadar ağır ve bu kadar galiz küfür İngiliz dilinde daha önce yazılmış olmadığı gibi, daha sonra da yazılmamıştır. Zavallıyı çok fena kızdırdığıma emin olmuştum… Halbuki o yedi bin dolarlık hayaliyle kimbilir ne kadar mutluydu saatler boyu…