1960 İhtilalinden iki ay kadar önceydi. İstiklal Ortaokulu´nda, 2´nci sınıf öğrencisiyim. Türkçe´den sınavdayız. Ön sırada, Allah selamet versin, Müfit isimli arkadaşla oturuyoruz.
Türkçe en başarılı olduğum derslerden biri. Hocamız Hikmet Avadan Hanım´ın verdiği değere karşılık verebilmek için sürekli kendimle yarışıyorum. Sınavda da, herkesin iki cümle ile vereceği cevabı ben uzatarak yazıyorum. Sıra arkadaşım Müfit bir iki kez “Söyle lan!..” deyince alçak sesle “Ben yazayım da…” dedim. Saniyeler sonra Hikmet Hoca gelip ağzını açmadan ikimizin kağıdına (K) yazıverdi. Hadiii, en çok saygı duyduğum ve güveninden emin olduğum Hoca´ya “Kopyacı” olarak tanınmak olacak şey değildi… Mahcubiyet im o denli yüksek, üzüntüm o denli kahredici oldu ki, sınav sessizliği bir anda patlayan hıçkırıklarımla bozuldu.
Hikmet Hanım adeta koşarak geldi. Şimdi hatırlayamadığım ifadelerle neden ağladığımı öğrenmeye çalıştı. “Kopya çekmedim” diyecem de, körolası hıçkırıklar izin vermiyor ki diyebileyim…
Hocam çantasından çıkardığı mendille göz yaşımı,yanaklarımı sildikçe, gözlerim ilkbahar pınarına dönmüş, arkadan yeni dalgalar geliyor… Hikmet Hanım konuşamadığımı farkedince bu kez “Biri mi üzdü?” ile girip “Evde kötü bir şey mi oldu?” sorusundan çıktı. Her soruya başımı sallayarak “Hayır” diyordum. Neden sonra götürdü.boynuma sarılıp kapıya kadar getirdi ve “Hadi git, elini-yüzünü yıka, biraz dolaş. Rahatlayınca gelirsin” dedi.
On dakika kadar sonra döndüm. Hocam hemen yanıma gelip eğilerek ve yoğunluğu vurgulanan şefkatle, “Ne oldu yavrum, neye üzüldün?” diye sordu. Bu kez, ikinci ağıt dalgası gelmiş olsa da zorlanarak “Hocam, ben kopya çekmedim, kağıdıma kopa işareti koydunuz” diyebildim.
Hikmet Hocam geri çekilip gözlerime bakarak sordu:
- Ne kopyası, ne işareti?
- Hocam, benim ve Müfit´in kağıdına (K) yazdınız ya!..
- Ne yazması, hani gtöster bakalım…
Kağıdımı gösterdim. Tepede, mürekkeple (K) yazılıydı. Hocam rahatlar gibi nefes aldıktan sonra bastı kahkahayı… Bu kez de o, kahkahadan konuşamıyor… Neden sonra, “Otur oğlum otur…” dedi, “O işaret K değil 12´dir” dedi.
Mesele anlaşılmıştı. Hocamız her zamanki gibi yan yana oturanların kağıdına numara yazar. Bizimki 12´nci. Fakat 12´yi yazarken 2´nin aşağıdaki sivri ucu birin ortasına doğru gelmiş. Kancası da yeterince kapalı olmayınca ben 12´yı (K) diye görmüş ve yıkılmışım… İşin tuhafı, yanımdaki Müfit de öyle sanmış, o da üzülmüştü.
Ertesi hafta hocam tahtaya çağırdı. Soru bekliyordum, zarif bir paket verdi ve sınıfa dönüp hakkımda çok güzel şeyler söyledi. Burada tekrar edersem kendimi övmüş olurum (şu ana kadar övünmekten nasıl kaçındığımı anlamışsınızdır). Paketi açtım. İsviçreli Robenson isimli bir kitap.
O hafta sonu babam kitabı okuturken annem ve dört kardeşim de pür dikkat dinledi. Gemi kazası sonunda adaya sığınabilmiş İsviçreli Ailenin sorunlarla nasıl başedebildiğini anlatan çok güzel bir kitaptı.
Sınavı mı merakk ettiniz? Hocam ek süre verdi ama ben yine de zil çalmadan tamamlayıp verdim. Notumu söylemeyeyim, “övündü” denmesin.