İki nergiz adası bilirim Adana´mızda…
Her ikisi de on binlerce ya da yüz binlerce nergisin egemenliğini kabul etmiş. Önümüzdeki aydan sonra yeşil, beyaz ve sarının gözleri dalga dalga etkilediği bir doğa harikası çıkacak sahneye. Akdeniz rüzgarı eşliğinde bale gösterisini de, bir azalıp, bir çoğalan iç açıcı, tatlı bir koku gerçekleştirecek.
Adalarımız Akyatan Lagününde…
Soruyorsunuz şimdi; “Lagün nedir, adres neresi?”
Büyüklerimiz alafranga “Lagün” sözcüğüne itibar etmez, “Deniz Kulağı” derlerdi. Nasıl ki kulak kepçesi kafaya ufak bir kanalla bağlanıyorsa, deniz kulağı da, dar bir kanalla denize bağlı, sığ gölcüğün adıdır. Gölü denizden ayıran kıyı kordonu, denizden gelen kumullarla oluşmuş setler şeklinde yahut ta akarsuların taşıdığı nehir malzemeleriyle şekillenmiş olabilir. Buharlaşma nedeniyle denizden daha tuzludur fakat tatlı su alıyorsa, bu defa tersi olur, denizin tuzu yüksek kalır.
Bizim ele avuca gelen lagünlerimizin en ünlüsü Akyatan… Sonra da sırası ile Ağyatan, Tuzla ve Yelkoma´yı sayabiliriz. Dördünde de çok çeşitli kuşlarla karşılaşabiliriz. Ne var ki, 25 yıl öncesine göre, sayemizde, hem cins olarak hem de sayı olarak çoook fire verdi lagünler.
Başkası da olabilir ama, benim bildiğim 2 nergis adası var; ikisi de Akyatan´da, yani Karataş´ın yanı başındaki lagünde.
Kulağıma çalındıktan sonra onlarca kişiye sorarken, sorarken nihayet tam adresini buldum. Karataş Yolu üstünde İsahacılı Köyü levhasını görüp sağa girdim ve köy ehli ile sohbetten sonra bir babayiğidi ikna ettim. Traktöre mazot döktük ve ardına da tekerlekli düzeneğe oturtulmuş sandalı bağladık. Güneye doğru yola vurduk. Kuşların giderek yoğunlaştığı alanlarda biraz daha yol aldıktan sonra sahile varıp sandalı suya indirdik. Yirmi-yirmibeş dakika kürek çektik. Allı turnalar arasından geçip te adaya ayak bastığımızda nergis cennetindeydik. İnce uzun diyebileceğimiz bir adacık. Eni 250, boyu da 600 adım kadar... Ölçüde az-buçuk hatta yapmış olabilirim, hoş görürsünüz artık.
Gidiş nedenim “Adana Yollarında” jeneriği ile yaptığım televizyon programlarına bir yenisini daha eklemekti. Karataş çevresinde birkaç yerde daha çekimler yaptıktan sonra, bu bölüme “Cehennem Durağındaki Cennet” adını verdim. Çünkü, Akyatan Kuş cennetinden de ilginç manzaralar verirken, insanoğlu´nun tabiatı traktörle nasıl bozduğuna da tanık olup kayda aldık. Kuşlarla birlikte, nesli tükenmek üzere olan bazı yaban hayvanların yaşam ve kuluçka alanlarının çok büyük bir bölümü tarıma kurban edilmiş. Kalan azıcık alanlardan biri daha sürülürken kuşların isyanını gördük. Yoğun bir sürü, yavrulama alanlarını mahveden traktörü durdurmaya çalışır gibi çırpınıyor, fakat insanın zalimce hareketiyle baş edemiyordu…
Bakalım doğaya karşı düşmanlık nergis adalarına kadar uzanacak mı?..
Kısmetse, bir sonraki yazımızda da Nergisin acıklı hikayesini anlatacağız…