
Eminim, erkek yaşıtlarımın hemen hepsi sorunun cevabını bilir. Başkalarında görünce imrendiğimiz ve elimize geçmesi için çırpındığımız dakkalıktı hartlap. Dakka, araçlı oyunlarımızın asıydı. Mesela çelik çomakta katı çamura ziplediğimiz (sapladığımız) çelik ya da elimize en iyi oturan gülleye dakka derdik. Döven, dövücü anlamında Arapçadan gelme bir sözcük. Hartlap da, dakkaların şahı sayılırdı. Hartlap fırındak sahibi olmak, prestij kazandırırdı. Topaç yoktu lügatimizde. İlk okul dergilerindeki istediği kadar topaç olsun, dilimizdeki adı fırındak ya da fırıldak´tı. Bazı köylerde feriştek de olabiliyordu. Dergideki kırbaç, bizde kaytan olarak geçerdi.
Yıllar yılı hartlap sözcüğünün aslını sorup durmuş, öğrenememiştim. Aslantaş Barajı Proje çalışmaları için jeolojik etüt amacıyla Polonya asıllı Kanadalı Lebib Wolofski ile araziyi gezerken tanıştım. Kızıl göveldi, ortanın altı boylarındaki ağacın hartlap olduğunu öğrendim. O gün, dünya ölçüsünde büyük keşif yapmış kadar heyecan duymuştum. Demek ki, bizim imrendiğimiz hartlap fırındak, aha bu kızıl dallı ağactan yapılıyormuş.
İki kez hartlabım oldu. ikisi de elde demir´di. Avuca alındığında deliyormuş gibi duygu veren sivri dişli fırındağa elde demir, tüy hissini verene de elde sinek derdik. Elde demiri elde sinek yapabilmek için dişini çıkarıp yuvasına bir-iki karasinek koyardık. Her nasılsa, sonuç rahatlatırdı.
Hartlabın tartarisine rastlamadım. Dönüşü son derece asildi. Diğerleri arasında tartari fazla olurdu. Şöyle anlatayım; döndürüldüğünde sarsılan, yalpalayan, yani dengesiz, ekseni kaymış topaçlara tartari derdik. Bunlar felfel için asla uygun değildi. Çabuk söner, yani dönüşünü durdurup düşerdi. Felfel, topaç yavaşlarken avucu yuvarlak hareketlerle sallayarak dönüş süresini uzatmaya denilirdi. Aynı zamanda, sönmeye yaklaşırken görülen asken sapmasına da felfel, o durumdaki topaca “felfelliyor” derdik.
Taş atar gibi fırlatılarak kaytandan boşaltarak dönmesini sağlayan harekete “atmaca”, kolu ileri uzatıp hızla çekerek yapılana da “çekmece” derdik. Atmaca her zaman daha hızlı dönüş sağlar, hatta topaç, inceden yavaşça kalına geçen “vınnn” sesi çıkarırdı ki, bunun adı da “zınnamak”tı. Zınnayan fırındak diğerlerine kıyasla geç sönerdi
Biraz daha zaman geçti. Sandal ağacıyla müşerref olunca bir de baktık ki bizim hartlap, olmuş sandal. Yani, diğer adı da sandal´mış. Bu kadarıyla yetinse, öpüp başıma koyacağım… Davulga diyeni var, Dağ Çileği diyeni var, Kocayemiş, hatta Yunan Kocayemişi diyeni var, Kalanga diyeni var… Adettendir, bitki veya hayvanla ilgili anlatımlarda illa da Latincesini de söylerler. “Uyalım” dedik; Latincesi Arbutus andrachne imiş. Bunu öğrendiniz ya, artık gam yemezsiniz.
Olgunlaştığında meyvesinin lezzetli olduğunu söylediler. Fotoğraftakine benzer meyveyi eşimle İzmir´de görüp yemiş ve beğenmiştik. Bir daha kısmet olmadı. Mevsiminde Karatepe´ye gidersek ve de unutmazsam araştırıp bir kez daha nasiplenmeye çalışacağım sağlık elverirse… Biliyorum ki, Karatepe´de bu ağaçtan çeşitli mutfak ve süs eşyası yapıp satarlar.