18 Aralık 1918´den itibaren bölgemizi kontrol altına alan işgalciler ilk başta sözüm ona “sıkıntıları sona erdirecek dost” olarak geldiklerini söylemeye çalışırken aydınlarımız o güleryüzün maske olduğunu fark etmiş ve daha ilk günden karşı koyma kapılarını zorlamaya başlamıştı. Fransızlar, “cahil halktan” beklemedikleri güçlü direnişe karşı çareyi zorbalıkta aradılar. 1919 yılı şiddetli baskı, tutuklama, işkence, tehdit ve cinayetlerle tamamlanırken bizimkiler zorlu koşullar altında hazırlıklarını sürdürmüşler, kara barutlu dolma tüfek, nacak, kılıç, tırmık, ellerine ne geçerse, silah diye toplamışlardı. Atatürk´ün Erzurum ve Sivas Kongreleri Anadolu´nun her yanında olduğu gibi bölgemizde de heyecan uyandırmış, ümit ışığını parlatmıştı. Adanalı mücahitlerden bir grup Sivas´ta Atatürk´le görüştükten sonra karşı harekatı başlattılar. İşgalciler tedirgin oldukça, günlük kararlarla, sıkıyönetimle, mantık dışı yasaklarla ve göstermelik işkencelerle otoriteyi korumak istiyorlardı.
1920´ye gelindiğinde Adana´da eli silah tutan nüfusun bir kısmı hapishanede, geriye kalanı de dağlarda kurulmakta olan çete saflarında idiler. Adana´daki Türkler çoğunlukla kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve sakatlardan oluşuyordu. Bir miktar da işbirlikçi vardı gayet tabii.
Mustafa Kemal´den 16 Mart 1920 günü gelen emirle yepyeni bir yol haritası çizilmişti. Ana ilke, işgalcilerin demiryolu ulaşımını yok etmekti.
19 Mart´ta Koçak Köprüsü havaya uçurularak Demiryolu bağlantısı yok edildi… 24 Mart´ta başlatılan harekatla, Cevizli, Yeniköy, Sofulu, Çamalan, Kadirhan, Hacıkırı, Bucak, Durak, Kuşçular ve Kelebek mevzileri ele geçirildi.8 Nisan´da kuşatılan Belemedik´te de, 10 Nisan sabahı yapılan genel hücumla şanlı bayrağımız dalgalanmaya başladı.
Aynı zamanda, çok önemli ganimet ele geçirildi.
Artık sıra Pozantı´daki Tabur Karargahının düşürülmesine gelmişti. Kuşatma gerçekleştirildi. Pozantı Tabur Komutanı Ünlü Binbaşı Mesnil (Menil) teslim ol çağrısını reddetmiş, Adana´dan gelecek desteği bekliyordu. Tarsus Şosesi tamamen kontrolümüzdeydi ve demiryolunu da, kullanamıyorlardı. Fransızlar 11 Nisan sabahı Kavaklıhan´a saldırdılar. Amaçları Pozantı ile ulaşımı yeniden sağlamaktı. Mücahitlerimizin bir anda açtığı ateş karşısında panik içinde kaçtılar. Bir buçuk aylık hazırlıktan sonra 18 Mayıs´ta bir tümen piyade, dört batarya top, üç tank ve iki zırhlı araçla geldikleri Kavaklıhan´da inanılmaz biçimde yine bozguna uğrayıp çekildiler.
İşgal kurmayının süngüsü düşmüştü, 25 Mayıs Salı ögleye doğru Adana´dan kaldırılan uçak, Pozantı tabur Komutanlığı´na bir paket bıraktı. Binbaşı Menil, denilebilir ki, 23 Mart´tan bu yana, iki aydır mahsur kalmıştı ve geçmişi parlak bir asker olarak ta artık “ne olursa olsun!” düşüncesindeydi… Nitekim uçaktan atılan paketten çıkan mektupta “Başının çaresine bak, bizden destek gelemiyor” yazılıydı. Ayrıca, “Bu çaresiz durumda karar senin;istersen teslim olabilirsin, istersen huruç (yarma) hareketiyle Pozantı´dan ayrılabilirsin” deniliyordu. Mesnil, yaralılar için “Yol koşullarına dayanamayacakları için hasta ve yaralılarımızı şefkatinize bırakıyorum” anlamında bir mektubu Türklere bıraktı. O gece Karboğazı yolu ile Mersin´e kadar gitmek üzere sessizce yola çıktılar. Yılan Ovası´nda dinlenirken 44 mücahidimiz koca taburu esir aldı. Karboğazı Mucizesi Fransızlara “Aman!..” dedirten bir olaydı ve dize gelip 20 günlük ateşkes anlaşması yaptılar. Bu, Ankara Hükümetinin uluslar arası platformlarda tanınması anlamına geldiği için çok önemli idi.
Nedense hakkettiği değeri vermediğimiz Karboğazı Mucizesine Çarşamba günü biraz daha eğileceğiz nasip ve kısmet olursa… Atatürk ışığından rahatsız olanların belki yüreği yumuşar da, hidayete ererler.