Önceki yazımızda “çakar-almaz” denilebilecek silahlarla, aç-biilaç denilebilecek koşullarda; donanımlı, karnı tok-sırtı pek Fransızlara feleğini şaşırtan milisleerimizin seri zaferlerini anlatmıştık. Ardından, Fransız´ın Pozantı Taburunu kuşatmasından bahsetmiştik. Şimdi konuya biraz daha yakından bakarak merhum kahramanlarımızı şükran ve minnetle bir kez daha anmış olalım.
TAHTABACAK MENİL
YA DA, TOPAL MANİL
Binbaşı Mesnil (Menil okunur) daha önceki Fransız Baskınlarında da görev almış, deneyimli bir kumandandı. Birinci Dünya Savaşı´nda Suvasson ve Niyon´da büyük başarılara imza atmış, Verdün Kahramanı unvanını almıştı. Bir bacağının yarısını cephede kaybettiği için ağaç protezle dolaşıyordu. Bu nedenle de halkımızca “Topal Menil, Tahtabacak Menil” diye anılmaktaydı. Fransızların Adana´ya gelişinden birkaç gün sonra, 27 Aralık 1918 günü Pozantı işgal edildi. İşgal güçlerini Tabur Komutanı Binbaşı Mesnil temsil edecekti.
Mesnil, deneyim ve sınırsız sayılabilecek imkanlardan yararlanarak, çevredeki stratejik noktalara çok acele karakollar kurdurtmuş, lojistik ve tıbbi merkez olarak ta, Belemedik´i seçmişti. Fazladan, istilacıların Doğu´dan görevli olarak getirilen Ermeni Lejyonerlerden (paralı asker) yararlanabiliyordu… Bizimkiler ise, sıktıkları fişeğin boş kovanlarını bile cephe hattından toplamak zorunda idiler. Çünkü, bu kovanlar tekrar tekrar doldurulup kullanılıyordu. Zaten tek tip´ten vazgeçtik, iki, tip, üç tip değil; çeşit çeşit silah vardı elimizde. Bir kısmı da ağızdan dolma idi. Bunlara önce barut dökmek gerekliydi. Barutun da ancak karası bulunabiliyordu. Sonra, uygun boyutta kesilmiş çaput parçası ilave edilip “harbi” denilen demirle sıkıştırıldıktan sonra üstüne kurşun-saçma ve onun da üstüne yine çaput parçası atılıp tekrar sıkıştırılıyordu.
Bu koşullar altında, 19 Mart-10 Nisan arası inanılmaz zaferlere imza atan milislerimiz, Mesnil´in kurdurduğu mevzilerin tamamını ele geçirmeyi başardı. Ardından da Taburu kuşatarak, teslim olmalarını istemişti. Binbaşı Mesnil, hemşire olan eşinin belemedik esirleri arasında olduğunu biliyordu. Fakat, aynı zamanda, saygı gördüğünü ve mesleğini Belemedik Hastanesinde sürdürmesine izin verildiğini de öğrenmişti. Teslim olma çağrısını reddetti. Nasıl olsa Adana´dan yardım gelecekti. İman gücü ve vatan sevgisi dışında dişe dokunur silahı olmayan Türk çeteleri püskürtmek o zaman pek zor olmazdı.
Kuşatma bir buçuk ay sürdü. Fransız kurmaylar Birinci ve İkinci Kavaklıhan bozgunlarından sonra pes etmişler ve Mesnil´e “Kaderinle baş-başasın” mektubu göndermişlerdi. Sonuçta, teslim olmamakta direnerek 26 Mayıs gece yarısı yola çıkan tabur, Karboğazı´nda 44 yiğidimize teslim olmak zorunda kalmıştı.
Milli Mücadele; inancın küfrü, imanın silahı, vatan sevgisinin yüksek askeri imkanları yendiği bir kavramlar manzumesidir. Karboğazı Zaferini dünya tarihine hediye eden 44 kahraman kadar, memleketin çeşitli köşelerinde koşuşturan çetelere yiyecek hazırlayıp gönderenleri de minnet, şükran ve rahmetle anmadan geçemeyiz. Dar da gelse, bol da gelse, bir tarafı delik, öte tarafı yanık ta olsa, giysi niyetine alelacele hazırlanmış eşyaları hazırlayanlar da öyle… Cephe hattından toplanmış boş kovanları değerlendirerek nasırlı parmaklarını zorlayıp yeniden mermi haline getiren kadınlar, çocuklar için de geçerli bu duygular…
Karboğazı Zaferi bu kadarcıkla anlatılamaz. Gelecek yazımızla özeti, daha doğrusu kısaltılmış özeti tamamlamaya çalışacağız. Bu kadarını da yapmazsak, vebal altında kalırız.