Olay, Bahri Paşa´nın Adana Valiliği sırasında vuku bulmuş. Bahri Paşa, kentimizde en uzun süre ile görev yapan vali olmalı; 1898´de başlamış, 1907´ye kadar, 9 yıl sürdürmüş.
Saimbeyli ilçemizin önceki adı Haçin´di. Ermenilerle Türklerin birlikte yaşadığı, camili, kiliseli, gelişmiş bir kentti. Dokumacılığı ünlüydü. Adana Marka sigara kağıdı ülkenin her yanına buradan dağıtılırdı. Andıl Karası denilen üzümden yapılmış şarap Fransa´ya ihraç edilirdi. Fransızlar kendi şaraplarına doku zenginliği vermek için bununla karıştırırlarmış. Halen bazı evlerin altında o yıllardan kalma şarap mahzenleri yer alır. Yanlış bir yorumla, mahzenlerin Türklere karşı kullanılmak üzere toplanan silahların gizlendiği yer iddiasına gülerim. Amerikalı misyonerlerin yönettiği Kız Koleji hayli büyüktü. Yani; ekonomik, kültürel ve sosyal alanlarda güçlüydü Haçin.
İşte, bu Haçin´deki, “kerameti kendinden menkul” Kadı Efendi “Ben Hazreti İsa´yım. Allah´ın emirlerinden sapmış insanları doğru yola getirmek için görevlendirildim” der ve demekle kalmaz, akla gelebilecek her yana telgraflar çekerek kendini tanıtmaya koyulur. Hristiyanlıkta ve Müslümanlıkta Hazreti İsa´nın yer yüzüne döneceği inancı da var ya; adamın iddiasına saygı duyanlar çoğaldıkça çoğalmış…
Derken Efendim, Adanalı İsa´nın zuhuru Bahri Paşa´nın kulağına gidince, “Hele getirin bakalım bu İsa Mesih´le biz de tanışalım” demiş. Getirmişler. Bundan sonrasını, yaşananlara tanık olan Merhum Damar Arıkoğlu´ndan dinleyelim:
“Merak sebebiyle köprübaşındaki kahvehanelerin birinde ben de Hazreti İsa(!)´nın yolunu bekledim. Sabahın saat 9´unda bir palanlı beygirin sırtında, siyah sakallı, dolgun enseli, 36 yaşlarında, birkaç zaptiyenin nezareti altında, Köprünün başında, sağı-solu mütebessim bir çehre ile selamlayarak geçti. Çocukluk bu ya, biz de arkasına düştük. Doğru Hükümet Dairesine götürüldü ve avluya açılan kapının üzerindeki balkona çıkarıldı. Heyecanla neticeyi bekliyorduk. (…) ‘Şimdi Vali gelecek, adam hakikaten İsa Peygamber ise büyük mucize gösterecek ve hepimiz de bu mucizeyi göreceğiz. Bakalım bu mucize ne şekilde tezahür edecek´ diyerek sabırsızlanıyorduk. Kalabalığın ekseriyeti hristiyanlardan teşekkül etmişti. Bahri paşa yavaş yavaş İsa´nın bulunduğu balkona ilerledi. Toplanan halkı baştan aşağıya kadar göz altından süzdü. Kadı´nın yanına yaklaştı. Kalın sesi ile (Hazreti İsa olduğunu iddia eden adam sen misin?) diye sordu. Kadı (Evet, benim. Tanrı azan kullarını ıslah etmek için beni gönderdi) deyince (Yalancı, sahtekar herif) deyip yüzüne sadece kuvvetli tokat aşk etti. Sonra da (Alın bunu tımarhaneye götürün) deyip uzaklaştı”.
Bahri Paşa´nın Adanalı Hazreti İsa´ya silleyi yapıştırması üzerine meraklı halk kahkahalarla gülmeye başlamış. Zaptiyeler uyduruk peygamberi Karşıyaka´daki tımarhaneye götürürken yüzlerce meraklı da peşlerine takılmış.
Tımarhane kapsının bir yanı tümsek…
Üstünde de Kasap Sultan duruyor. Allah başa vermesin, Kasap Sultan da aklını yitirmiş, zararsız delilerden. O da, tövbe tövbe, Allah olduğuna inanmış. Milletin de alıştığı, hatta bazen şefaat dilediği Kasap Sultan kalabalığı yaklaşınca abartılı el-kol hareketleriyle bağırmaya başlamış:
“İnanmayın bu herife. Ben böyle bir vazife vermedim. Ben böyle bir İsa yaratmadım!..”