Onbeş yıl, belki biraz daha fazla oldu. Sağ olsun, Aytekin Gezici, beni ciddiye almış, Adana geçmişinden bir şeyler söylememi istemişti. Türkiye´nin en çok basılan gazetelerinden birinde çalışıyordu. Laf döndü, dolaştı, müzeye takıldı. Yeni Adliye Binası inşaatı gündemdeydi. Plana-Projeye göre, Yeni Vilayet Binasının hemen yanında olacaktı. Fakat bazıları da eski binanın yanında olması için ısrar ediyordu.
“Boyundan büyük laf etti” derler ya hani, demek ki o gün boyumdan büyük laf etme günümmüş.
Özetle, şöyle demiştim:
“Yeni Adliye Binası, planda öngörüldüğü gibi Yeni Vilayet´in yanında yapılmalı, gariban müzemiz de Eski Adliye Sarayı´na taşınmalı. Bir kere, taş yapısı ile müzeye layık bir dış görünüşü var mı, var… İki katlı, her iki katın da tavanı yüksek. Klima sistemi, bodrumu var. Hemen yanındaki boşluk İnönü Parkı ile bütünleştirilebilir, aynı zamanda mükemmel bir yer altı parkı kazanılabilir. Hacim olarak da, bizi yıllarca idare edebilecek kadar büyük. Kaba bir tahminle, şimdiki müzemizin en az 15 katı falan gelir. Fazladan, bina içinde iki büyük avlu var ki, ziyaretçiler için şahane bir kafe, konser alanı, açık hava sergi mekanı olabilir. Depolarda, sergilenemeyen iki yüz bine yakın eser var. Burası böyle değerlendirildiği takdirde Avrupa müzelerine kafa tutarız”. Gazete, sözlerimi fotoğraflı olarak tam yarım sayfa yayınladı.
EŞŞEK KAÇTI, PALAN DÜŞTÜ
Sen misin bunu söyleyen!..
Allah, Allah ve dahi Süphanallah!..
Bir vaveyladır koptu.. Kısacası Eşşek kaçtı, palan düştü. AÇ PARANTEZ, bu deyimde “eşek” yeterince vurgu yansıtmadığından çift (ş) ile yazmak yeğ tutulmalı, KAPA PARANTEZ.
Daha da kötüsü, Başkan Durak da kalkıp bu fikre destek verdiğini söylemez mi, işler iyice karıştı. Tesadüf bu ya, o sıralarda düzmece belgelerle Durak´ın beş müdürü 20 gün kadar tutuklu kaldı.
Ardından, zamanın Adalet Bakanı Şevket Kazan şehrimizi teşrif etti ve mahkemece iptal edilmiş olmasına karşın “Ya Allah!” demesiyle küreğe asılıp yeni adliye binasının temelini atıverdi. Sordular: Hukuk, mahkeme, karar,vesaire… Galiba şöyle bir laf etmişti “Karar var ama esasa değil şekle dayalı. İnşaata engel değil”. Koskoca bakan inşaata engel eksenini kararın şekilden veya esastan verildiğine oturtursa, zaten balık batmıştır ve bırakınız yan gitsin.
O günlerde Mimarlar Odası yöneticilerini çok taciz ettim; “Durmayın, bir şeyler yapın” diye. “Tamam, yaparız” dediler. Ertesi gün Aytaç Durak´ın Merkez Park Projesini topa tuttular. Yetinmediler, diğer parklardan girdiler, Yeni Adana´dan, Metro istasyon camlarından (He vallahi, metronun camları ile uzun uzun meşgul oldular) çıktılar.
Dostlar arasında çok samimi olduğum ve aynı dernekte görev yaptığım avukatlar da vardı. Bu konuyu kapatmam için içtenlikli dileklerini ısrarla sürdürdüler. “Avukat büroları hep bu çevrede, adliye buradan giderse zorda kalırız” falan dediler. Hatta Turizm konusunda birlikte çok koşuşturduğumuz bir rahmetli, “Senin için de başkan için de zararlı olabilir” imasını yaptı. Zaten inşaat da hızla ilerledi. Tarihi Tepebağ´ı küçücük gösterecek bir koca hacim ve tarihle hiç ilişkisi olmayan ilgisiz bir mimari şekil.
Duydum ki şimdilerde bir adliye binası daha yapılacak.
Galiba şu anda 4 ayrı binada yürüyormuş işler. Demek ki büyük bir kompleks gerekiyor. Zahmet olmazsa, biraz daha büyütseler de, Eski Adliye Sarayımızı Müze yapsak, yanındaki heyulayı da kültür-sanat- halk eğitimi ağırlıklı olarak kullansak, öz fikrime göre hiç te fena olmaz.
O zaman müzemiz müzeye benzeyecek, zevkle gezilecek, depolardaki eserler de kendini gösterecek.