Yirmi günlük Mütarekede de
gavur gibi davranışlar sürdü
İşgalci subaylar gibi, başta Sinan Paşa olmak üzere, bizimkiler de silah bırakışmasından pek mutlu olmamışlardı. Hain düşman, adamakıllı ürkütülmüş, korkutulmuşken böyle bir mütarekenin yapılması hiç te ulusal çıkarlara uygun değildi bunlara göre.
Kısa süre sonra, Anlaşma ile Türkiye Cumhuriyeti´nin ilk kez ve resmen uluslararası bağlamda temsil edilmekle ne kadar önemli bir yol alındığı anlaşılacak ve herkes olup-bitenin isabetini teyit edecekti.
MAKİNELİ MÜFREZEMİZ: Fransızlardan elde edilen silahlar arsında en çok işe yarayanı makineli tüfeklerdi. Bu amansız silah, kurulan müfrezelere verilerek çeşitli cephelerde kullanıldı. Fotoğrafta, makineli tüfek müfrezelerimizden birini kurtuluş ertesi Adana´ya girişte gösteriyor.
ATEŞ KES DEDİLER DE
NE HALTLAR YEDİLER
Anlaşma, 29/30 Mayıs gece yarısından sonra geçerli olacaktı. 20 gün boyunca, kimse kimseye kurşun atmayacak, aksine, esir değişimi, yaraların sarılması ve barış arayışı gibi insani alanlarda yoğunlaşılacaktı.
Öyle olmadı; ya ne oldu? Önemlilerinden sırasıyla yazalım:
Daha ertesi gün, yani 1 Haziran´da, Türk kanı içmeye yahut ta Türkleri tamamen yok etmeye adeta yemin tutmuş olan Albay Bremon, General Düfyö´yü laf bombardımanına tutarak “Mütareke de olsa Türkleri sıkıştırmanın yolları var…” fikrine yaklaştırdı.
2 Haziran´da, General imzasıyla yayınlanan beyanname ile ağır bir tehdit savruldu. Düfyö, “Adana´da çetelerin gizlendiğini ve bunların teslim edilmelerini,, istedi. Aksi takdirde bilinen bazı yerlerin top ateşi ile yerle bir edileceğini sert dille açıkladı .
Adanalılar hemen bir heyet oluşturdular. Dr. Ali Hikmet (Coral) ve Zeki Bey´in (Ener) de katıldığı heyet General´in şimdi yerinde yeller esen, eski kilise İstiklal İlköğretim Okulu binası olan karargahına gitti. Kabulden hemen sonra, neredeymiş, “Fransızcı” Hafız Mahmut ta zuhur etti. Adanalı olup ta Hafız Mahmut´un ulusal güçlerimize ve can pazarına çıkmış çetelerimize ne kadar karşı olduğunu bilmeyen yoktu. Bu sözüm ona din adamı, kuşkusuz Fransız maaşı alanlardan biri olarak, Memiş Paşa Camiinde rezil vaazlar veriyor, saf ve inançlı vatandaşlarımızın aklını çelmeye çalışıyordu.
Düfyö, heyetimizi dinlerken saygısızlık yapmadı. Yayınladığı beyannamenin yersizliği ve mütareke koşullarına uymadığı söylendiğinde bile sesini çıkarmadı. Gel gelelim Hafız Mahmut patavatsız karakterine uygun olarak lafa karışarak, “Çete olsun, kardeşimin bile hiç tereddüt etmeksizin başını ezerim!” dedi. General, buna da ses etmeyince, heyetimiz toplantıyı terk etti.
Düfyo, ertesi gün yeni bir toplantı talebinde bulundu. Fakat bizimkiler kabul etmedi.
AZAMETLİ GENNERALLER: İşgalcilerin en üst yetki sahibi iki generali Duffieux ve Gouraud´yu Adana´da birlikte görmek nadir olaylardan sayılırdı. İki azametli general yan yana Vilayet Binasından ayrılırken uğurlanıyor.
İMHA MAŞASININ ADI
ERMENİ; İNSAFA BAK
Daha 1919 ortalarında Ermeni Lejyonerlere ilaveten Doğu´dan gözü dönmüş Ermenileri de Adana´ya getirmeyi kafasına koyan Fransız, aramızı biraz daha gerginleştirirken, ermenileri maşa yahut eldiven gibi kullanıyor, güya elini kirletmiyordu. Bunlar bir yana, olaylardan son derece rahatsız olan sağduyulu, vicdanlı Ermenilerin Türk Kardeşlerini koruma teşebbüslerini bile hoş karşılamıyordu.
3 Haziran günü, Kürkçüler´den Adana´ya gelmekte olan Gök Alioğlu Duran ile 5 adamı kamavorlar (jandarmalık yapan ermeni fedaisi) tarafından öldürüldü. Hemen ardından Karaoğlanlı Köyü´ne baskın verilerek 10 müslümana daha kıyıldı. Asil ve adil ve insan hakları “bişeyi” olan Fransızlar, takibata bile gerek görmediler.
Haziran´ın 4´ü… Mütareke´nin 5´nci günü. 12´nci Kolordu Kurmay Başkanı Binbaşı Şemsettin ve Tercümanlığını yapan Mühendis Ethem, Kurttepe yolu ile Adana´ya geldi. Fransızlar, gösteri yapılmasını engellemek amacıyla hemen her köşe başına makineli tüfek takımı konuşlandırdı. Yani tam Fransıza yakışır bir mütareke davranışıydı bu…
GOURAUD İÇİN TAK: Güçlü Geneal Gouraud´nun Adana´ya her gelişinde Ermeni gençler ve saf vatandaşlar toplanıp karşılama töreni yapılıyordu. Yetmiyor, şehre giriş yoluna tak bile kuruluyordu.
İNCİRLİK OLAYLARI
DA AYRI BİR BOYUT
O yıllarda, Adana´nın bir çok köy ve beldesinde olduğu gibi, Türkler ve Ermeniler İncirlik´te de beraber yaşıyordu. Türkler üçte iki gibi bir çoğunluğa sahipti. Fransızlar, buradaki karakolu ermeni lejyonerlerle desteklemişken, bizimkilerde, bırakın tüfeği, tabancayı, neredeyse bıçak bile yoktu. 7 Haziran günü Ermenilerin çapulcu takımı komşularını işkence yaparak toplamaya başladı. Takviyeli karakol personeli yanı sıra, serbestçe silah taşıyan diğer Ermenilerin de yer aldığı “toplama ekibi” bir yandan da işkence denemelerinde bulunmaktan çekinmiyordu. Sebep olarak ta uyduruk cinayetleri göstermişlerdi. Güya ki, tarlasında çapa yapan birkaç ermeni çetelerimiz tarafından öldürülmüştü. Biçare köylülerimiz, yaşlı ve çocuk demeden sürüklenerek, dipçik, yumruk, sopa ve hatta kırbaç darbeleri altında depolara tıkıldılar. Kadın ve erkekler ayrı yerlerde idiler. Ermeniler, kızlarımıza tecavüz etmeyi planlamışken, köy ileri gelenleri Vali vekili Abdurrahman Bağdadi´ye başvurdu. Bağdadi, Fransızlardan maaş alıyordu ve işin doğrusu, heriflerin eşref saatini yakalayamadığı zamanlarda elinden bir şey gelmiyordu. Mütareke “emr-i vakisi” ile buruna büğelek girmiş dana gibi çılgına dönmüş kumandanlarla konuşamazdı bile. Gene de, bu hareket gözü dönmüş Ermenileri ürkütmüş, daha ileri gitmelerini engellemişti. Bu arada İran Konsolos´u Asaf Han´a baş vurulmuştu. Gerçek ve fedakar bir Türk Dostu olan Asaf Han, kim bilir kaçıncı kez tüm ağırlığını ortaya koydu. Komutanlığın olaya el koyması için tam 3 gün geçmiş ve ancak dördüncü gün gönderilen Fransız kamyonları, aç-susuz esirleri almıştı. O günleri yaşayanlar anlatmış; köydeki köklü Ermenilerden bir kısmı, kamavorlara rağmen, ıslattıkları havluları bizimkilere atarak az da olsa susuzluklarına çare olmaya, hiç olmazsa çocukların ıstırabına yetişmeye çalışmışlardı.
ERMENİ ÇOCUKLAR RAHATTI:. Türklerin karşı harekatından son derece rahatsız olan Fransız İşgalciler, Ermenileri daha fazla kışkırtmak için her çareye baş vuruyor, açtıkları eğitim merkezleriyle gönül fethetmeye çalışıyordu. Bu halıcılık eğitim atölyesi, bu merkezlerden biriydi
Esaret ve işkenceden kurtulan fakat evini-barkını terk etmek zorunda kalan İncirlik´liler, Madama Çiftliği´ne getirildi. Buradan da, çetelerimiz tarafından alınarak cephe gerisine taşındılar.
Ermeniler, Fransızlar´dan böyle bir davranış beklemedikleri için çok kızmışlardı. Çevreyi kolaçan edip buldukları dört çobanı öldürdükten sonra kulaklarını ve bazı diğer organlarını kestiler. Başsız kalan 1500 koyunu da almayı ihmal etmediler tabii…
GELECEK YAZI: ZULÜM DURMUYOR