Hepsi bir yana, hergelenin kurulumu ve dağılımındaki düzen, insanoğlunun hayvanoğlundan alacağı derslerle doludur.
Ne var ki, Adana Malı Hergele ile Türk Dil Kurumu´nun tarif ettiği hergele farklı kavramlar olup bana göre asıl hergele bizim hergeledir. Hergelecilik de, yaklaşık 50-55 yıl kadar önce tarihe karışmış gizemli bir meslektir.
İşbu karmaşık girişten sonra gelelim sadede...
Türk Dil Kurumu “Hergele” için iki anlam vermiş: 1) Binmeye veya yük taşımaya alıştırılmamış at veya eşek, 2)Terbiyesiz, görgüsüz kimse.
Haşa, sümme haşa, bizim hergelemizin bu iki tarifle de zerre kadar ilgisi, ilişkisi yoktur. İçinde at veya eşek bulunmaz. Tamamen ineklerden oluşmuş akıllı-uslu hayvanlar topluluğudur. Ufkunda ne terbiyesizlik, ne de görgüsüzlük bulunmaz.
Hergeleci, İnekçe bilen, inek ruhundan anlayan mütevazı fakat maharetli biridir. Kargaların kahvaltı saatinde kentin bir uç mahallesinde ayaklanıp “Havvvah!..” veya buna benzer bir ses çıkarır. Bunun İnekçe karşılığı “Hadi arkadaşlar, yola çıkıyoruz” dur. Hemen yakın avlulardan bir anda sekiz on inek belirip düzgün biçimde yola koyulur. Bundan sonra her iki iç evi geçerken bir, üç, beş; artık o avluda kaç havyam varsa, sanki önceden telefon edilmiş te hazır olmaları istenmiş gibi sürüye katılır. Böyle, böyle, diyebilirim ki yarım saatte birkaç yüz ineklik, düzgün sıralı kocaman bir sürü, nafakalarını çıkaracağı yeşil alanlara doğru yol alır.
Bütün bu gelişmeler olurken hergeleci arada sırada “Ooohha!.. Haa´… Hööv!..” gibi sesler çıkarır. İnek dilinde bunlar “Düzgün yürü!.. Önüne bak!.. Sırayı bozma!..” gibi komutlar olmalı ki, sürü gerçekten nizam ve intizamını asla bozmaz. Uzun bir yürüyüşten sonra inek ahalisi otu, suyu olan ve kimsenin rahatsız edilmediği, kimsenin de rahatsız etmediği alanlara gelip yayılmaya başlar. Yayılmak, Adanaca´da, hayvanın kırda-merada beslenmesi anlamındadır. Ben nafaka paylaşımının insanlar arasında bu kadar sessiz, bu kadar karşılıklı saygı ve düzen içinde yapıldığına asla tanık olmadım.
Gün batımına yakın Hergeleci yine İnekçe komutlar verir ve sürü sıraya girip geldiği yoldan geri döner. Bu kez memeleri hayli şişkindir ve sağılmaya amadedir. Mahallelere girerken, her inek hangi kapının malı olduğunu bilir ve kendiliğinde ayrılıp evine, bağlanacağı kazığın yanına gelir. Bir bakıma, sabahki kurulumun tersi işlemektedir. Bu kez sürü ilerledikçe kendiliğinden ayrılan hayvanlar nedeniyle sayı ha bire azalır ve nihayet hergelecinin ilk ayaklandığı yerde biter. Bu sırada güneş batmak üzeredir ve yüzlerce evin avlusunda (her damlası organik) süt sağılmaktadır. Bir günlük serüvenin benzeri ayrıca her köyde yaşanmaktadır.
Bizim sokakta inek besleyen 4 ev vardı. Süt ve yoğurt gereksinimimizi bunlar karşılardı.
Gözümü yumup Çocukluğumun Adanası´na bakarak gördüklerimi yazdığım için şimdiki zaman dilinde oldu. Aslında bu anlattıklarımı en az şöyle bir 55 yıl falan gerilerden değerlendirmek doğru olur.