Çocukluğumuzu doya doya yaşarken televizyon yoktu. Bilgisayar ne? Çarpma-bölme yapabilmek için dakikalarca bir ileri bir geri çevrilmesi gereken kolu ve çın-çın sesiyle tanıdığımız FACIT hesap makinesi bile hayranlık uyandıracak lüks gereçti. Nerede öyle pilli, kumandalı oyuncaklar; arada bir yurtdışından getirilen, tenekeden yapılma zemberekli oyuncakları bile nadiren görebilirdik. Televizyonu tarif etmeye çalıştıklarında ?Aynalı radyo? demişlerdi. Kaldı ki radyo bile her sokakta beki iki, belki üç taneydi. Daha çok kahvehanelerde olur, ajans (haber bültenine ajans denilirdi) dinlemeye meraklı olanlar bu nedenle kahvehaneleleri doldururdu akşam yediye doğru.
Son yıllarda adeta birbirini iterek ortaya dökülen akıl almaz icatların hiçbiri hayal bile edilmezdi ama, içtenlikle söyleyebilirim, şimdiki çocuklardan daha şanslıydık, daha mutluyduk. Kendi oyuncağımızı kendimiz telden, boşalmış iplik makarasından, bozuk rulmandan, tahtadan, odundan yapardık. Bizim kuşağın çocukları içinde, kargıyı at kabul edip koşmayan tek kişi olduğunu sanmıyorum.
Oyun alanımız sokaktı. Sokaklarımızda birkaç ta boş arsa olurdu. Arada sırada fayton falan geçtiğinde geri çekilir, ardından yine oyuna dalardık. Motorlu araç nadiren zuhur ederdi. Çaputtan top en yaygın oyunumuzdu. Çayırbir, çelik-çomak, yılan çizgisi, kulüp (sigara kutusunun ön yüzü), tapa (gazoz kapağı), gülle de hayli yaygındı. Bunları sayarken, aklıma ?Eşşeemi yeni yeni tazeledik? geldi. Biz böyle derdik; sonraları hüviyet değişikliğine uğrayıp birdir-bir oldu.
Bu oyunu yaşlımız yönetir, aynı zamanda ebeyi de tayin ederdi. Ebe, elleri dizinde, sırtı yere paralel gelecek şekilde eğilince, yönetici önde, diğerleri arkada harekete geçilirdi. Yönetici koşarak gelip ellerini ebenin sırtına dayarken yaylanarak sıçrayıp öte tarafa geçer, bu hareketi yaparken de tekerlemeleri sıralardı. Söyledikleri diğer çocuklar tarafından aynen tekrarlanırdı. İlk tekerleme, ?Eşşeemi yeni yeni tazeledik? olur, onu ?Birdir bir? takip eder, arkasından diğerleri sıralanırdı. Aklımda kalanları yazarken açıklamam gerekir ki, uyaklı sözcüklerin her biri ayrı atlayışta söylenirdi.
- Eşşeemi yeni yeni tazeledik,
- Birdir bir/Yerle bir
- İkidir iki/Kümeste tilki
- Üçtür üç/Ebelik güç
- Dörttür dört/Karga gibi öt
- Beştir beş/Dedem atar şeş beş
- Altıdır altı/Babanın bıyığı bekmeze battı
- Yedidir yedi/Ebeme nazar değdi
- Sekizim seksek (Buna uyak hatırlamıyorum; galiba yoktu).
- Dokuzum durak (Bunda, her atlayan ebenin yanında sırayla durup eğilir, nihayet o kadar yatanı atlayamayan ebe olurdu).
Sayıların dışında da ilginç dizeler vardı. Örnekleyelim:
- Takada bekmez/Yüreemi kesmez
- Takada yoğurt/Yüreemi soğut
- Bir top kendir/ Vur vur kuyuya indir?
En heyecan vericisi ?Üstte çanak kırmaç? idi kuşkusuz. Zıplayan, yaylandıktan sonra ebenin sırtına da oturup öyle atlamak zorundaydı ki hem ebe için, hem de atlayan için kolay değildi. Ebe değişikliğine yol açan komutlardan biri sayılırdı.
Her ebe değişikliğinde dizeler yine ?Eşşeemi yeni yeni tazeledik? ile başlar, bazen daha ikincide, üçüncüde ebe değiştiği için eşek te pek sık tazelenirdi. Belki de bu nedenle bizdeki adı ?Eşşeeimi yeni yeni tazeledik? olmuştu.

