
Bu gidişle, gün gelecek, İstanbul´un her semtinde Adana´yı simgeleyen ismiyle yeni sokaklar yer alacak. Örneğin, Büyüksaat Sokağı gibi, Taşköprü Sokağı gibi, Kuruköprü, Melekgirmez, Çobandede, Yüreğir sokakları gibi…
Bu düşüncem soyut değerlendirmelere değil, somut gözlemlere dayanıyor. Hayatımın en uzun İstanbul gezisindeyim ya, günün büyük bölümünü orası senin-burası benim havasında gezerek değerlendirmeye çalışıyorum. Defalarca durduruldum; eski televizyon programlarımızı Digitürk 18 ülkede yayınlıyordu ve yurtiçinde, yurtdışında sıla hasreti çekenler ilgiyle izliyordu. Oradan çıkararak önümü kesenler, çay-kahve için ısrar edenlerin çokluğu hem şaşırttı, hem şımarttı.
Levent tarafındaki küçük parkta oturan orta yaşlı hemşerimiz beni gördüğü anda işaret parmağını önce yarım kol uzatırken, gözlerini kısarak birkaç saniye dikkatlice baktıktan sonra göğsüme doğru hızla yaklaştırıp ayağa kalktı ve”Sen Çelemlioğlu değil misin?” dedi. “Çelmeoğlu” diye düzelttim, o da başını hafif yana çevrerek “Özür dilerim, tabiii yaa, Çelemoğlu´ydu…” dedi. Taksi sahibiymiş. Geleli 14 yıl olmuş. Ailesi Yeşilyuvalı. Vardiya´sını tamamlayan şoförünü beklerken karşılaşmışız.
Ayaküstü sohbet ederken kolumdan yakalamış sürüklemeye çalışıyordu. İstemdışı direnince, “Bırakmam, bak karşıda Adanalıların lokantası var, ölümü öp bir yemek yiyelim” ısrarından caydırmak hiç kolay olmadı. Gösterdiği yere baktım, fotoğrafını sunduğum tabelayla karşılaştım; Adana Kebap Dünyası yazıyordu.
Bizim evden 6 nüfus İstanbul´da yaşıyor yıllardır… Oğlumun ortağı da Adana´dan göçme. Kardeşim, eşi ve 3 çocuğu da sanırım 25 yıldır burada. Okumaya gelen yeğenim de neredeyse 15 yıldır buralı. Anlattıklarına göre memlekette isim yapmış kebapçılaın tamamı İstanbul´un hatırlı semtlerinde mekan açmışlar. Ustaları ve en azından bir iki farsonları da Adana´dan gitme.
2008 ve 2009 İstanbul´da Yaşayan Adanalılar gecesine katıldığımda koca salonu hıncahınç dolduran Adanalıları görmek şaşırtmıştı. Fatih Terim´in masaları dolaşırken yansıttığı çocuksu neşe hala gözlerimin önündedir. Mustafa Sağyaşar´ın sahnedeki duygu yoğunluğunu da unutamam.
Çocuklarım, hemen her sektörde hemşerilerle karşılaştıklarını anlatıyor. Ben de İstanbul üniversitelerinde görev yapan anadan doğma Adanalı 3 dostumu hatırladım. Tabii ki hatırladıklarrım bunlardan ibaret değil. Başkan Aytaç Durak´ın yıllar öncesinden başlayıp tekrar ettiği saptamayı da hatırladım; “Adana´da göç iki yönlüdür. Köyden, mezradan eğitimsiz, birikimsiz insanlar gelip sosyal-ekonomik ve kültürel erozyona yol açarken, eğitimli, kütürlü insanlarımız başta İstanbul olmak kentimizden gidiyor. Aritmetik olarak nüfus artışındaki azalmanın nedeni budur”.
Adanalıların oturacağı sokaklarda dolaşacağımız günler pek uzak değil gibi…