Söylentilere göre, sözü söz, kelamı öz, dizlerinden şikayetçi kişi Adana´da dolaşıyormuş. Bastığı yer topraksa bastonunu kullanmamaya özen gösteriyormuş. Merak edip nedenini sormuşlar. “Bu topraklar o kadar verimli ki…” demiş, “bastonumu toprakta biraz uzun tutarsam yeşerir diye çekiniyorum”.
Tabii ki abartının daniskasıdır anlatılan. Fakat bir yanı da gerçeği ifade ediyor. Hani var ya, “Gülmekten öldük” derler, fakat ortada ölen mölen yoktur. Amaç, çok güldüğünü anlatmak. Bizim bastonu yeşerten söylem de, toprağımızın ne denli güçlü olduğunu vurgulamakta…
Böyle bir coğrafyada her tarafın yemyeşil olması, ağaçların birbirine abanarak gökleri fırçalaması, rengarenk çiçeklerin gözlerden gönüllere yol bulması, kuşların daldan dala dolaşması beklenmez mi?
Çocukluğumda öyleydi…Her evin avlusu, her avlunun mutlaka birkaç ağacı vardı. Sağda solda hüdai nabit, yani Tanrınn isteğiyle, kendiliğinden fışkıran otlar-ağaçlar vardı. Ne zamana kadar? Amerikan Dolarlarının yağmur gibi döküldüğü İncirlik Üssünün istimlak ve inşaatı, Seyhan Baraj ve Santralı için yapılan binlerce dönümlük kamulaştırma ile yapım işçiliği kazançları ve aynı dönemlerde Marshall Yardımı ile peşpeşe açılan dev fabrikalar… Adana o yıllarda Türkiyenin en güçlü çekim merkeziydi. İş vardı, kazanç vardı. Satın alınan ve kamulaştırılan alanlardaki köylü-çiftçi şehrin orasında, burasında gecekonduvari konutlar yapmaya başladı.
Kent geleceğini rezil eden çarpık gelişmeler 1980´li yıllara kadar sürdü. Onbinlerce ağaç kesildi. Adliyenin kapladığı koca alan parktı. Başka yer yokmuş gibi kıydılar, o güzelim binayı oturttular. Bellersiniz ki adalet ağaç kökünden gelecek…
1984´te 21 yıllık Aytaç Durak Devri başladığında kişi başı yeşil alan sadece 27 santime düşmüştü. Bozula bozula saçkırana uğramış kafaya benzeyen Atatürk Parkı ile Asri Mezarlık dışında yeşil alan kalmamıştı. Durak´ın her türlü karşı duruşa göğüs gererek başlattığı park-bahçe çabalarıyla kentte önemli değişiklikler oldu. Yüz binlerce ağaç dikildi. Refüjler çimlendi, çiçeklendi. Göbekler lalelerle süslendi. 5 milyon metrekarelik Merkez Park dünya liglerinde şampiyonluğa dayandı. Kişi başına düşen yeşil alan 50 misli arttı.
21´inci yılın dolmasına bir gün kala, Hazreti Fetullah´ın hükümeti yönlendirip idareyi 19 oyla (YAZI İLE: YALNIZ ON DOKUZ OY) mecliste seçilen Vekile devretmesiyle yeşilimiz az da olsa soldu. Belediye Fidanlığı bile az kalsın Beden Terbiyesi´ne veriliyordu. Fakat her şeye rağmen “Vekillik Dönemi” içinde de yeşile saygı yitirilmedi.
Derken azizim, “Bir şey değişecek, her şey değişecek” devrine eriştik. Sayın Sözlü haklı çıktı; her şey değişti. Altyapının ancak yetebildiği yerlere yüksek yoğunluk verildi. Yüzüncü Yıl´daki 1500 dönümlük bahçeli evler alanına apartmanlar dikildi. Yani bir ailenin oturduğu alana ikişer-üçer daireli 20 kat falan çıkıldı. Yakın gelecekte elektrik-gaz-su-kanalizasyon ve daha önemlisi yol sorunlarına yaldızlı davetiye çıkarıldı.
Asıl söyleyeceğim az daha içimdeki dertlere kurban olacaktı. Kentimizin bir çok yerindeki çimlik-çiçeklik yerler mikro parkelerle kaplanıyor. Yani yeşil yerine gri taş… Hangi aklın, hangi zekanın, hangi dürtünün tercihidir bilemem de, bu memlekette yeşile düşmanlık var gibi güçlü hisle tedirginim. Peyzaj mühendislerinden ses çıkmıyor, bari onlar konuşsa da, yanıldığımızı anlayıp köşemize çekilsek.