Çocukluğumun Adanasında “Sahibi” sözcüğü eğitim görmüşler nezdinde bile daha çok resmi konuşmalarda “Sahibi” olabilirdi. Yerine, biraz Adanacaya bulanmış sözcükler kullanılırdı: “Saabı, Sahabı, Saabi, Sabisi…” gibi.
Birkaç gün önce içimde püsküren lavların acısı ile şu gerçek, o yıllardan kalma ifade ile aklıma düştü: Adana´nın sabisi yokmuş…
Sahibi olsaydı, aylardır süregelen elektrik işkencelerine ya “Dur!” denilirdi, ya da bir gerçek yetkili çıkıp kibarca “Kusura bakmayın, sizi insan saymıyoruz; bu nedenle açıklama yapmayacağız” derdi. Ne onu diyen var, ne de ötekini…
Soykasından çıkasıca bu elektrik denilen “illet” bir asırdır Adana´da tüketilir. Dahası, ihtiyacımızın kat be kat fazlası ile Adana´da üretilir… Gel-gelelim, git-gidelim, Adanalı ha bire eziyet çeker. Elin memleketinde, var olan elektrik çarpar, bizde de kesilen, olmayan elektrik çarpıyor.
Bugün evimize yeni bir buzdolabı geldi. Allah elektrik kesintileri yüzünden buzdolabı bozulmuş diğer hemşerilerimize de nasip etsin. Önceki, tıkır-tıkır çalışırken bir de baktık sizlere ömür. Usta getirdik. Önce üst kapağı açtı kapadı, sonra alt kapağı… Birkaç kez daha aynı hareketleri tekrarladıktan sonra avurtlarını içeri çekip şişirdi. Ardından çenesini kırış kırış yapacak kadar şiddetli bir yüz buruşturması sundu ve sordu: “Niye çalışmıyor bu?”. Bir an boşa düştüm. Son sınav şansını kullanan öğrenci nasıl heyecanlanırsa, ben de öyle oldum. Cevabı bilmiyordum. Neyse kendimi toparlayıp “Onu ben bilmem, ne yapacağız onu söyle” dedim. Kapakları birkaç kez daha açıp kapattı. Hatta sonuna doğru menteşelerini kırma denemeleri yaptı ve en sonunda “Habire elektrik kesilirse olacağı bu. Yenisini alın, bunun onarım gideri yeni dolap parasını bulur” dedi. Sağ olsun, Elektrik İdaresi sayesinde şimdi (A+) enerji tasarruflu yepyeni bir dolabımız var.
Eskiden tek bir ışıldağımız vardı. Çok şükür şimdi tam 4 ışıldağımız oldu. Birkaç saatlik kesintileri karşılayabiliyoruz. Bu arada iki klimamızın kapasitörlerini yeniledik. Birini tamamen değiştirip hepa filtreli çağdaş bir cihaz sahibi olduk. Arada sırada elektrik gelince, atmış sigortamızın klesini kaldırıp serinliyoruz. Bir de dışarıdan geldiğimizde bazı lambaların kendiliğinden yandığını görüyoruz. Evden çıkarken bazılarını açık bırakmışız ya, zorluk çekmeden ışıklı bir yere girebiliyoruz, ne güzel…
Milattan Önce 2750 yılından kalma Mısır yazıtlarında insanoğlunun elektrik balığı sayesinde elektriği bildiği yazılı. Eh, şöyle böyle 250 senedir de yoğun biçimde üretilip tüketiliyor. Günümüzdeki bir yana, 50 yıl öncesinin teknolojisi bile, biz hariç, kesintisiz, voltajı düzenli, gerilimi sabit enerji dağıtımına imkan vermekte. 50 sene evvel bir Amerikan filmi büyük iş yapmıştı. Konusu, New York´ta elektrik kesintisi idi. Amerika´da, Avrupa´da, hatta birçok Arap ülkesinde elektrik kesintisinin anlamını kimse bilmez.
Gece ter içinde uyandım ki elektrik yine yok, klima çalışmıyor. Güç bela pencereye ulaşıp açtım. Yatağa dönerken sandalyenin ayağına çarptığım ayak küçük parmağımı çatlatmışım. “Adana bizden sorulur” diyen veya demesi gereken ne kadar kişi ve kurum varsa hepsinin hatırını sordum, tabii ki ıstırap çeken birinin yapacağı şekilde. Acı azaldığında utancım birkaç dakika sürdü sadece. Düşündüm, söylenenlerin aksine Adana´nın zaten sabisi yoktu ki. Sabisi olsaydı eğer, hiç bu kadar sık ve bu kadar elektrik kesintisine izin verir miydi…