Fransız himayesindeki Ermeni zulmü dur-durak bilmeden sürdürülüyordu. İngilizler, bu uygulamalara karşı duruyor, Hindistan´dan gelen Müslüman askerler de yapılanlara tepki gösteriyordu. Buna rağmen cinayet ve işkenceler sürdürüldü. Müslüman halkın bulunduğu mahallelerdeki gece bekçileri ani baskınla öldürülüyor, evler basılıyor, dükkanlar yağma ediliyordu.
Londra´da yapılan anlaşma üzerine Eylül 1919´da İngilizler çekildi ve meydan tamamen Fransızlarla Ermenilere kaldı. Sabır ve tahammül sınırlarını zorlayan olaylar bir birini kovalıyordu. Türk Vali Celal Bey´, Osmanlı Hükümeti Hariciye Nezareti Kalem-i Mahsusu´na, yani Dışişleri Bakanlığı Özel Kalem Dairesi´ne hitaben 21 Aralık 1919 tarihli şu rapor-mektubu gönderdi. Belge içeriğini günümüz Türkçesi ile sunuyorum:
DUFFIEUX KARŞILANIYOR: Fransız İşgalcilerin güçlü generali Duffieux´un (Döfyü) geleceğini haber alan Adana´daki subaylar derhal harekete geçerek Ermeni, Rum ile Keldani işsiz ve gençlerinden büyük kalabalık toplayarak havalı bir karşılama gösterisi yaptılar.
“Albay Brémond ve General Dufieux bölgeyi Fransız sömürgesi gibi yönetmektedirler. İdare etme yöntemleri geçici işgal niteliğinden uzaklaşmaktadır. Tam tersine, zaman ilerledikçe, ülkede kesin olarak yerleşmeye gayret etmektedirler. Fransız subaylar tarafından evlerin inşa edilmesi bu niyetin bir kanıtıdır. Fransız yöneticilerin tüm çabaları, Türk unsurunu vilayette bir azınlık gibi göstererek diğer unsurları daha güçlü kılmayı amaçlamaktadır. Son zamanlarda buraya getirilenler de dahil olmak üzere ve bazı verilere göre 120.000 civarında Ermeni olduğu tahmin edilmekte ve hala da geleceği düşünülmektedir.
DUFFİEUX SELAMLANIYOR: İstasyondan çıkar çıkmaz süslü ve gösterişli bir ata binen general Duffieux, coşkuyla selamlamaları için toplanmış gayrimüslimlerin sergilediği coşku karşısında son derece mutluydu.
Halka Fransız bayrakları dağıtılmış ve onu asmamakta direnenler para cezasına çarptırılmışlardır. Cezaların başkanlara ödendiğini ispatlayan belgeler sizlere gönderilmiştir. Yusuf´un çetesinden oldukları için Albay Normand´ın emri üzerine Adana ve Ceyhan´da kurşuna dizilen insan sayısı elli beşe yükselmiştir. Bunların otuz üçü Adana, yedisi Ceyhan ve on sekizi Osmaniye´de öldürülmüştür.
Türklerin maruz kaldıkları muameleler bilinmektedir. Bayan Brémond geçtiği sırada balkondan beş yaşındaki bir kız çocuğunun tükürmesi nedeniyle çocuğun babası beş bin liralık para cezasına çarptırılmıştır. Bu türden sayısız kötülük örneği bulunmaktadır.
Nereden getirildikleri bilinmeyen memurlar vasıtasıyla Albay Brémond çok geniş bir istihbarat servisini örgütlemiştir. Bunların vali özel kalem müdürü gibi ünvanları bulunmakta ve hükümetin yazışmalarını kontrol etmektedirler.
İmza: Celal”
Mektuba olumlu-olumsuz yanıt alındığına dair ne bir kayıt, ne de herhangi bir işaret yok.
3,5 MİLYON SURİYELİ GELİRSE
120 BİN ‘ERMENİ´ DE GELİRMİŞ
1915´ te gerçekleşen tehcirden (zorunlu göç) sonra yöremizde, Müslüman olup Osmanlı vatandaşlığına geçenler dışında çoğu kadın ve çocuk olmak üzere pek az Ermeni kalmıştı. Kafkaslarda, Suriye´den, Lübnan´dan seçilerek getirilmiş Ermenilerin bir yıl gibi kısa sürede 120 binİ aşan sayıya nasıl eriştiklerini anlamakta zorlanıyordum. Geçtiğimiz yıllarda 3,5 milyon mülteci´yi bağrımıza basınca, kuşkularım dağıldı. Kaldı ki, bizzat Fransızlar tarafından yapılan değerlendirmelere göre, 1920´de Yöremizin toplam nüfusu 590 bindi ve Müslüman olmayan 218 bin kişinin 125 bini Ermeni idi. Müslümanların sayısı ise 335 bindi.
Kilikya Ermeni Devletinin kurulması için Türklerin azınlıkta olması gerekliyordu. Cinayetlerle, toplukıyımlarla bu rakama erişmek pek kolay olmayacaktı. Olayı kestirmekten çözmek için 100 bin kadar Nusayri ve 25 bin dolaylarındaki Kürtleri ikna edip “Biz Türk ve Osmanlı değiliz” dedirtmek yeterli olacaktı. Nusayriler getirilen öneriyi “Bize Arap Uşağı denmesine bakmayın; ağırlıklı olarak Türk kanı taşıyoruz ve Osmanlıyız” diyerek şiddet ve nefretle geri çevirdi. Kürtler de aynı sertlikle olumsuz cevap verdiler. Esasen o sıralarda etnik olsun, mezhepsel olsun fark gözetilmeksizin kurulmuş çeteler tek yürek, tek bilek mücadele hazırlığı içindeydiler.
HAYDUT KÜRT REŞO
İLE GELEN CESARET
Kurtuluş Savaşımızın ilginç isimlerinden biridir Kürt Reşo… Bir anda isim yaptı. Yüze yakın süvarisiyle köyleri basıyor, zenginlerin parasını, atlarını alıp karşı durmaya çalışanları kurşunluyordu. Baskınlar, pek varlıklı oldukları için daha ziyade Ermeni köylerine yapılıyordu. Bu davranışı ile yerli Adanalılar nezdinde sempati toplamıştı. Fransız ve Ermeni jandarmalar silah üstünlüklerine rağmen Reşit´e engel olamadılar. Jandarma Komutanı Norman “Siz yardım edip saklıyorsunuz” bahanesiyle her gün en az üç-dört Müslüman Adanalıyı Hacı Ali Tekkesi yakınlarında kurşuna dizdiriyordu.
Daha önce, “Her çeşit silahı en gizli yerde deolsa bulup çıkaran makine” şayiasından yararlanan Fransızlar, ev ve işyerlerinin silahtan adamakıllı arındırmışlardı. Bu kez yine medya ve fısıltı gazetelerini kullanarak müthiş silahlarının marifetinden dem vurmaya başladı. “Şöyle atar, böyle vurur, şu kadar kilometreden şaşmaz, öldürmeden bırakmaz…” havasında, abartının büyütülmüşü cinsinden şayia da pek çabuk yayıldı…
Sonuçta, işgal güçleri, ne kadar güçlü olduklarını herkese kabul ettirmişlerdi. Yani, Herhangi bir isyan teşebbüsü beklemek ham-hayaldi… Gelgelelim, Eşkıya Kürt Reşo, dağlara kadar gelen söylenti üzerine bu silaha kafayı taktı. Ne gerekiyorsa yapmalı, ne lazımsa vermeli, bu silahlardan birkaç tane edinmeli diye düşünüyordu… Nihayet Fransız karakollarına etkin baskınlar vermeye başladı.
Kürt Reşo´nun davranışı, Fransızların yenilmez olmadıklarını göstermiş, çetelerimize cesaret aşılamıştı. Açıkçası, azılı haydut, ulusal güçlerimizin karşı hareket fitilini ateşlemiş oluyordu…
GELECEK YAZI: KAHYAOĞLU VAHŞETİ
1918 SONU, 1920 BAŞI FOTOĞRAFLARI: Amerikalı ünlü fotoğrafçı George R. Swain, 1918 senesi Aralık ayın son günlerinde Adana´ya geldi ve 1920 Ocak başında ayrılıncaya kadar cam negatifler üzerine birçok fotoğraf çekti. Özellikle Adana´ya getirilen Ermenilerle ilgili fotoğrafları birer ibret belgesidir. Üstteki kare, Adana´ya henüz gelerek karantinaya alınan Ermenileri ve yeni istasyon Cer Atölyesi önüne kurulmuş çadırları gösteriyor. Altta ise, Ermeniler için açılan okullar ve eğitim kurslarınaörnek olarak halı atölyesi görülmekte.