Yaygın basınımızda ve siyaset platformunda çok yaygın biçimde müzmin COSÇU´ların yaygınlaşmayı sürdürdüğü izlenimi var bende…
“COS nedir, COSÇULUK nedir” sorularını duyar gibiyim.
Anlatayım efendim…
Zamanlardan bir zaman, memleketlerden bir memlekette, civanmert bir yiğit asker yazılıp peygamber ocağına ayak bastığında kayıt tutan çavuşun karşısında bulmuş kendini. Adı, soyası, memleketi, köy-mahalle, baba adı derken sıra mesleğine gelmiş. Adamımız gayet ciddi bir ifade ile, “Coçuyum ben, cosçuluk yaparım” demiş. Yazıcı çavuş bir an donup durduktan sonra tekrar ettirmiş mesleğini. Nihayet “Cosçulu ha!.. Hımm…” deyip yazmış sicil karnesine. Yeni asker çıkar çıkmaz çavuş yıldırım gibi başçavuş´un huzuruna gelip, “Komutanım yeni gelen askerlerden birinin mesleği cosçulukmuş, bilginiz olsun istedim”. Başçavuş ta iki üç tekrar sonrası yıldırım gibi girmiş üsteğmenin odasına. “Müjde komutanım, müjde!..” demiş ve eklemiş, “Çok sevinçliyim efendim. Kaç yıldır assubayım, ilk kez cosçu geldi kıtamıza.”
Üsteğmen “Bu cosçuluk ne menem bir şey acaba?” diye düşünmüşse de mahcup olmamak hiç bir şey sormaksızın ok gibi fırlayıp yüzbaşının odasında almış soluğu. Yüzbaşı da binbaşıya uçarak gidip tabura gelen cosçuyu müjdelemiş. Bu arada astlarına da sıkı sıkı tembihlemiş, “Aman göz kulak olun, cosçuya;. El-bebek, gül-bebek davranın.”
Aradan birkaç hafta geçmiş. Tugay Komutanlığından bir yazı gelmiş tabura… “Tugay bünyesinde hiç cosçu olmadığından dosyası ile birlikte sevkiyatının yapılması…”
Birkaç ay daha geçmiş. Bizimkinin askerlikle ilgisi sıfır. Yediği önünde, yemediği ardında… İçtima yok, talim yok, mıntıka temizliği yok…
Zaman bu, durur mu!.. Üstüne kayyum gelsin-gelmesin geçip gider zaman… Öyle de olmuş, cosçumuzun tezkere almasına pek az bir zaman kala Kuvvet Komutanlığı´ndan bir emir ulaşmış: Sayın Kuvvet Komutanımız feşmekan günü Tugayınızı denetlemeye gelecektir. Kadronuzdaki cosçunun da sayın Komutanımızla görüştürülmesi için gereğinin yapılması…
Feşmekan gün olmuş. Komutan gelip tekmil aldıktan hemen sonra, “Cosçunuzu çağırın bakalım, çok merak ettim bu çocuğu” demiş. Zaten kapının önünde. Saniyeler içinde geçmiş generalin karşısına…
Komutan, “Şu cosçuluk nedir, nasıl bir şeydir, bana iyice bir anlat bakalım” deyince, çocuk esas duruşta başlamış anlatmaya: Ustam şekillendirdiği sıcak demiri suya soktuğunda cosss diye bir ses çıkar ya, işte ben o sesi daha güçlü bir şekilde bağırırım. O nedenle ustam bana cosçu dedi, asker oluncaya kadar hep cosçu kaldım.
Yıların generali buİ aylarca estirilen “müjde cosçu geldi” fırtınasının ardındaki saçmalığı anlamış fakat renk vermemiş. Sorup tezkeresine bir ay kaldığını öğrenince de, “Mesleğindeki başarısıyla üst düzey hizmetinden dolayı 30 gün mükafat izni verilsin” diye emretmiş. Karargahına dönerken de şöyle düşünmüş, “Cosçuluk basında da, idarede de iyice yayılınca ciddiyet zayıfladı. Askeriye´ye sokmamak lazım. İyi oldu tezkereye kadar izin verdiğimiz.”