Hüseyin Erkan, Eğitimci/Yazar


YÜZ DEĞİL, ÖKÜZ DERİSİ


İslamiyet;

Ölesiye

kulluğu, köleliği bu milletin öylesine

işlemiş ki refleksine

günah enjektörü ile habire;

“Türklüğün fıtratı’nda var”

diyesi geliyor insanın neredeyse.

İşte

Bundan dolayı şaşırmış bocalıyor,

Allah’a mı, peygambere mi, padişah hazretlerine mi

tapması gerektiğine bir türlü karar veremiyor.

Ama

elinden düşürmediği bir altın anahtar var

“O, bütün kapıları açar” düşüncesindedir daima:

Para…

 

Bu çok farklı biçim ve deyişteki şiir, kimin olabilir; dersiniz? Sizi fazla yormadan söyleyivereyim hemen:

“Hasar Tespit Çalışmaları” adlı yeni yayınlanan 272 sayfalık şiir kitabının şairi Sabri Galip Nakipler’in…

İşte, şairin, şiirlerine başlamadan önceki notu:

“Bu kitap, bir borç ödemedir, ödeyebilirse eğer;

                Türk ulusuna ve kurucusu Atatürk’e…”

 

Ve kitapta yer alan ilk şiirin ilk dizeleri:

Evet, yüz bin kişi yargılanıyor,

Hatta daha da çok.

Alınları secde görenlerin

Alınları secde görenlere yaptıklarının

                Sayısal dökümüdür bir yerde bu.

 

                Alınları secde görenlerin

                                               bir de

                               alınları secde

                görmeyenlere yaptıklarını düşün.

***

                Din adına söylenen her yalana, her masala beyin süzgecinden geçirmeden inanıverenleri de şöyle tanımlıyor:

                Görevin papağanlık, her söylenene kanmak

                Kandıranlara kanıp, kanmadığını sanmak.

                                                               ***

                “Aldanma” adlı şiiri kısacık, ama düşündürücü:

                Tüm dinler kanla yıkanmış

                                Pak görünse de kanıyor.

                                Her dindar kendi dinini

                                Sütteki ak kaşık sanıyor.

                Araplar’ın her şeyine bayılıyoruz nedense. Öyle olmasa günde beş kez Arapça ezan okunur muydu; camilerimizde, minarelerimizde?

                Öyle olmasa, tüm namazlarda ne anlama geldiğini bilmediğimiz Arapça dualar mı okurduk?

                Öyle olmasa, çocuklarımıza Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin, Ayşe, Fatma, Hatice, Zeynep diye mi seslenirdik?

                Öyle olmasa, Göktürk anıtlarındaki Türk alfabesini bırakır da Arap alfabesiyle mi okuyup yazmaya başlardık?

                Öyle olmasa Edirne’yi, İstanbul’u, Kayseri’yi, Kars’ı değil de Mekke’yi, Medine’yi mi kutsal topraklar sayardık?

                Biz onları böylesine el üstünde tutarken, onlar ne yapıyor; dersiniz?

                Daha dün, başta Suidi Arabistan olmak üzere, neredeyse tüm Arap ülkeleri, Türk mallarına karşı boykot ilan etmediler mi?

                Bu düşmanca uygulamaya karşın biz ne yaptık? Herhangi bir bakanın, bir yetkilinin sesini duydunuz mu? “Din kardeşlerimiz” dediğimiz hangi Arap ülkesi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanıdı? Şair Nakipler bu konuda ne diyor acaba?

                Arap sövse de bize, bizimki övgü anlar

                Çünkü İslamla özdeş, kabuldür küfrü, gafı.

                Fotoğrafın arabı olurdu bir zamanlar

                Şimdiyse geçer akçe Arap’ın fotoğrafı.

                                               ***

                Ya şu iki dizeye ne dersiniz?               

                Doğruyu yanlış yerde kalkar da ararsan sen,

                Yanlışı doğru diye doğrudur kabullenmen.

***

                Bakınız, dünkü ve bugünkü rezil bir yalakalığı da söylemeden geçmiyor:

                Yok, işadamıysa eğer o yüzsüz, tıynetsiz mahluk gibi

                İhale kapmak için

                Suyun başındaki adama:

                -Peygambere de aynı salva.

                “Anam, babam, karım, çocuklarım feda olsun sana!”

                               diye kuyruk sallayarak ilan-ı aşk ederler.

                                               ***

                Ekonomi ve ticaretin temel yasası olan “Arz Talep Meselesi”ni de şöyle dile getiriyor:

Yalana ne kadar çok inanırsan

                Bir o kadar yalan üretir karşındaki insan.

                Şairimiz için, “Günümüzün Ziya Paşası” desem, haksız mıyım? İşte bir örnek daha:

                Demek ki yurttaşlarım bilmiyor doğru nedir,

                Her üstüne bineni taşıyor gık demeden.

                Aklı başına gelmez tecrübeyle sabittir,

                Yumuşak huylu atın çiftesini yemeden.

                Gördüğünüz gibi, ne “birinci yeni”, ne “ikinci yeni”nin etkisinde bu şair. Fildişi bir kulede yaşamıyor çünkü O.   

                Halkımız ve ülkemizin sorunlarını dert edinmiş kendine.

                Biliyorsunuz;  tüm ömrünü bu yola adamış yazarlarımızdan biri de Aziz Nesin’dir. O’nun ölümünü nasıl anlatmış; bakın:

                Bir lamba söndü Çeşme’de, artık zor geçer her gece,

                El yordamıyladır bütün bulduğun ve aradığın.

                Umutlar daha az yaşar büyük beyinler ölünce,

                Ey ışık! Başın sağ olsun.

                Ey karanlık! Gözün aydın…

                                               ***

                Tüm yurtseverler gibi, Türkçe karşılığı durup dururken, yoksa bile Türkçe kök ve eklerle yeni sözcükler türetmek varken, ister Doğu’dan olsun, ister Batı’dan sözcük almaya karşıdır:

                                                                      Unutma!

                Din uğruna dilini yabancılara satma.

                Dil için hiç olur mu incinme, gönül, hatır

                Kişiliksiz dil, kişiliksiz insan yaratır.

                                               ***

                Adına “aydın” denen ey yabansı yaratık!

                İpekkozandan çıkar o kel başını artık.

                                               ***

                En önce Türk adı koy, doğan bebeciğine,            

                Bu yurttaşlık görevin! Er bunun bilincine.

                                               ***

                Diline ırzın kadar değer vermezsen eğer,

                Bir gün ırzın da gider, ülken de elden gider…

               

                Din adına, kadınları kara çarşaflar içine hapsetmek isteyenlere de karşıdır şairimiz. Der ki:

                “Nerenin/ ne kadar/ ne zaman/ nasıl/ nerede kapanacağına sen karar verirsin/ Tanrı karışmaz bu işe/ Günah olsaydı eğer saç teli/ Saçsız yaratırdı Tanrı kadınları/ Ya da erkekleri gözsüz.”

                Nerden nerden bulup okumanızı isterim; “Hasar Tespit Çalışmaları” adlı bu eseri. Farklı mı farklı bir şair olduğunu göreceksiniz; Sabri Galip Nakipler’in.  Sadece farklı değil anlamlı, düşündüren şiirlerini okuyup seveceksiniz. Kitapta yer alan bir dörtlükle bitirelim bu yazıyı:

                Halkı aptal yerine koyanlar utanmazlar

                Okudukları tek şey: Peygamberler Serisi

                Tükürsen yüzlerine, sövsen bile tınmazlar

                Yüz değil bunlarınki birer öküz derisi. (*)

               

                                                                                                                             Hüseyin Erkan                                                                                                        huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr        

---------------------------------------------------------------------------------

(*) Hasar Tespit Çalışmaları: Sabri Galip Nakipler, İştirak Yayınları, İstanbul 2020 www.dogukitabevi.com; sabrigalipnakipler@hotmail.com; (0533) 739 83 86

 



Hamdi Alp
21.12.2020 15:11:32
Şairimiz ve size saygılarımızla kaleminize kuvvet dileriz.

YAZARLAR

  • Çarşamba 20 ° / 6 ° Güneşli
  • Perşembe 23 ° / 8 ° Güneşli
  • Cuma 23 ° / 6 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.531%0,15
  • DOLAR

    7,4524% 1,25
  • EURO

    9,0037% 1,13
  • GRAM ALTIN

    410,66% 0,12
  • Ç. ALTIN

    677,589% 0,12