Salih KOÇ


PARAYI TUTAMAYAN ADAM


Yıllar önce öğretmen okulu diye girdiğimiz okuldan altı yıl sonra lise diploması olarak mezun olmuştum. Hayaliyle yanıp tutuştuğumuz öğretmenliğin o günün siyasal ortamlarında bizim gibi düşünenlere çok uzak olduğunu anlayacak kadar da aklım başımdaydı. Gençtik, enerjiktik; içimiz içimize sığmadığı gibi ailemize karşı sorumluluklarımız vardı… Bir işte çalışmalıydık. Yıllar önce kafamıza koyduğumuz, kendimize hedef olarak belirlediğimiz öğretmen olma hayali de o zamanların siyasi atmosferi içinde gerçekleşecek gibi görünmüyordu. Ben de her Anadolu genci gibi ver elini İstanbul diyerek; o taşı, toprağı altın olan şehre gittiğimde yıl 1977’diydi…

İstanbul’a vardığımızda bir tanıdığın referansı ile reklam ajansında işe başladım. O zamanları da şimdiki gibi ilk işe başlayanlara asgari ücret ödenirdi. Getir götür cinsinden evrak işleri yapıyordum. Çalıştığımız reklam ajansı; demokrat üç üniversiteli arkadaşın ortaklığı ile daha bir yıl önce kurulmuştu. Patronlar da bizim gibi şirketten maaş alıyorlardı. Tek farkları bizden biraz daha fazlaca maaş almalarıydı. İşin bu boyutu pek bildiğim bir şey değildi. Zaten üstüme de vazife sayılmazdı. Üçünün de birer açık mavi murat 124 arabalarının olması ve araç plakalarının ardışık sayılardan oluşuyor olması ilk bakışta dikkatimi çeken şeylerdendi…

Bu şirkette patron çalışan ayrımı pek yoktu: O kadar samimiyet vardı ki… Bir taşralı olarak belki de bana öyle geliyordu… Bir gün işyerine misafirler geldi. Gelen misafirleri kapıda karşılayıp Nazar Bey’in odasına kadar götürmüştüm.  Patronum ile göz göze geldiğimizde:

‘’Salih bize birer çay getir, hatta kendine de al, birlikte içelim, sohbetimize sen de katıl’’ dedi. Çaylarını alıp misafirlerden başlayarak servis yaptım. Tepside kalan son çay bardağı ile Nazar Bey’in gösterdiği yere oturdum. Nazar Bey beni işaret ederek:

‘’Salih kardeşimiz taşralı. Öğretmen lisesi mezunu ama bu şartlarda öğretmen olma imkânı bulamadığı için bizimle çalışmaya başladı ve kısa zamanda da bize uyum sağladı’’ dedi… Daha sonra reklam konusuna girerek bir ara:

‘’X sigarası çok kaliteli bir sigara olmamakla birlikte, reklamı sayesinde dünyanın en çok satılan sigarasıdır’’ deyince o andan itibaren bende reklamı yapılan ürünlere, hizmetlere karşı bir iticilik başladı. O gün bu gündür, abartılı şekilde reklamı yapılan ürüne, hizmete karşı bir soğuk duruşum vardır. Sanırım bu biraz da benim açımdan bilinçaltı gibi bir şey…

Son günlerde görsel ve işitsel medyada ‘’Parayı tutamayan adam’’ reklamını televizyon kanallarından izlemekte ve radyolardan sıklıkla dinlemekteyiz. Bu reklam genellikle benim gibi günlük yaşayan milyonlara bir mesaj vermemekle birlikte; arkadaşlar arasında sık alışveriş yapanlara takılmak için kullanılan latife bir söz gibi de kullanılmaktadır. Reklam metni insanları tasarrufa yönlendirmek amaçlı hazırlanmış gibi görünse de günümüz şartlarına pek de uygun düşmemektedir.  İster istemez insanın aklına:

‘’Olan şeyin tasarrufu olur. Olmayan şeyin tasarrufu mu olur?’’ diyesi geliyor. Belki de bu reklamın hitap ettiği kesim biz hiç değilizdir.  Kendimizi veli nimetten sayıp üstümüze alınıyor da olabiliriz…

Bol paramız olup da ‘’Parayı tutamayan adam’’ reklamının bizim gibi sınırlı gelir gruplarına hitap ettiği günlerin belki yarın, belki de yarından da yakın olması dileklerimle…

Salih KOÇ

15 Şubat 2021 / Büyükçekmece

kocsalih57@hotmail.com

 



YAZARLAR

  • Cuma 40.8 ° / 24.2 ° Açık hava
  • Cumartesi 40.6 ° / 24.4 ° Açık hava
  • Pazar 40.8 ° / 24.5 ° Açık hava
  • BIST 100

    1.384%-0,53
  • DOLAR

    8,4136% -0,50
  • EURO

    10,0119% -0,56
  • GRAM ALTIN

    494,69% -0,50
  • Ç. ALTIN

    816,2385% -0,50