Cumali KARATAŞ


RENKLERİN KARA GÜNÜ…     


Geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrılan Çukurova Güzel Sanatlar Derneği Başkanı, Kubat Sanatevi kurucusu ressam Veysel Kubat hümanist duyarlılıklar taşıyan figüratif resimlerindeki sıcak renk armonilerinin ritmiyle insan/emek/eşitlik ilkesinin yanı sıra; Yunus’dan Mevlana’ya uzanan tarihsel/köksel bir balbal geleneğini, bilim ve sanatın yücelttiği bir resim noktasına taşıma felsefesinde olan bir ressamdı.    

                                                                              

*KUBAT’IN ARDINDAN

Soyut bir görsellikle, “Sızlamasın karanlığım havada” diyen Fazıl Hüsnü Dağlarca, kalabalıklara tepkili, ironik bir yiğitlikle: ”Hangi mahallede imam yok/Ben orda öleceğim/…”dese de;  Behçet Necatigil, benzetmede on ikiden vurduğu “Lades” şiirinde:”Uzayacağa benzer/Tutuştuğumuz lades/İşi gücü bırakıp/Mezarlığa nazır,/Bir eve taşındım./Ölüm;/Sen beni aldatamazsın./Aklımda” diye oyalasa da;  ölüm, yaşamın sonsuzluğu konusunda insanda ne kadar yanılsama yaratıyor…  Galiba, Ahmet Muhip Dranas, son noktayı koyuyor: ”Her yerde, her an yakınımız, ölüm” derken.

          Cahit Sıtkı Tarancı ise, “…/Semada yıldızlardan, yerde kurtlardan başka,/Yaşayıp öldüğümü kimseler bilmeyecek!” dese de, Veysel Kubat’a resimler seslenecek(!),  sevenleri bilecek, üzülecek…                                                                                27 Ocak 2020 gibi çok yakın bir zamanda Kubat Sanatevi kurucusu ve Çukurova Güzel Sanatlar Derneği Başkanı da olan ressam Veysel Kubat’ı kaybettik. Bu pandemi sürecindeki son yolculuğunda sessiz sedasız aramızdan ayrıldı. Sevenleri ve dostları onu sonsuzluğa uğurlayamamanın hüznünü yaşadılar. Bu da içinde yaşadığımız kısıtlı döneme özgü ayrı bir olumsuzluk olsa gerek.                                                               Veysel Kubat ile gerçekleştirdiğim ve Seyhan Belediyesi’nin yayınladığı “Çukurova Söyleşileri” adlı kitabımda da yer alan Kubat Sanatevi  kurucusu ve Çukurova Güzel Sanatlar Derneği Başkanı Veysel Kubat ile yaptığım söyleşi de “Anadolu Resminin Beyefendisi…” diye seslenmiştim Veysel Hoca’nın da kullanmayı ve araştırmayı sevdiği Kubat Paşa gibi tarihi bir kökenden gelmesi ve sade duruşuyla bana çağrıştırdığı bir tanımdı bu…

 

            *SANAT DOSTLUĞUYLA  

            Aynı zamanda emekli bir resim öğretmeni de olan Kubat, gerek Milli Eğitim’deki, gerekse Kubat Sanatevi ve Çukurova Güzel Sanatlar Derneği’ndeki resim eğiticiliği sürecinde yüzlerce öğrenci yetiştirmişti.  Bu öğrencilerden biri de Çukurova Güzel Sanatlar Derneği Başkan Yardımcısı olan ve derneği yaşatma bilincini taşıyan ressam Tevfik Gökdemir’dir örneğin. …

            Dernek ikinci başkanı da olan Sayın Gökdemir, yazın hocanın şövalyesini dışarıya çıkararak: ”Herkes sana resimlerinde hiç gülümsemiyorsun“ diyerek, sanatevinin önünde güzel ve anlamlı bir fotoğrafını çekiyor.  

Tevfik Gökdemir sözlerini şöyle sürdürüyor…

“Çukurova Güzel Sanatlar Derneği Başkanımız ve benim de Adana Erkek Lisesi’nden sanat tarihi öğretmenim olan Veysel Kubat öğretmenimi ani kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Veysel Hocam:’Sanat insanı özgürleştirir’ derdi. Hocamın taşıdığı bu özgürlük bayrağını Çukurova Güzel Sanatlar Derneği üyeleri olarak, bundan sonra hep birlikte taşımaya devam edeceğiz. Dernek üyesi arkadaşlarımın her biri kendi mesleklerinde başarılı olmuş, bunun da ötesinde sanata gönül vermiş ve karanlığa bir mum da biz yakalım diyebilen duyarlı, çağdaş Atatürk sevdalısı insanlardır. Korona virüsten dolayı bir yıldır çoğunluk olarak bir araya gelemedik. Bu, dernek üyelerimizin sanattan koptuğu anlamına gelmez. Veysel Hoca’mla birlikte açacağımız resim sergisini ertelemek zorunda kaldık. Ama herkes evinde resim yapmaya devam ettiler. Ürettikleri bu çalışmalar Veysel Hoca’mın gayretleriyle değerlendirilerek, İstanbul Sanat Magazin’de Adanalı hemşerimiz, Veysel Hoca’mın da arkadaşı  Kemal Gönüleri Bey’in değerli katkılarıyla üç defa, interaktif sergi olarak sosyal medya kanallarında yayınlanmıştır. Kemal Bey’le yaptığım görüşmeler sonucunda bizim çalışmalarımız bundan sonraki interaktif sergilerde de yayınlanmaya devam edecektir.  Bu da bu pandemi döneminde dernek üyelerini yeni çalışmalar için teşvik etmiştir.  Ben pandemi döneminde özellikle geçen yaz Veysel Hoca’mla dolu dolu güzel günler geçirdik. Karataş’a gittik birlikte, köyünü gezdik. Atölyede resim çalıştık. Son günleri olduğunu bilmeden, son günlerinde güzel anlarımız oldu. Mekânı cennet olsun, ışıklar içinde uyusun. Birlikte derken, ikiniz mi dediğimde, “evet” diyor “Tevfik Bey, “… iki  arkadaş gibi. Hocama, ne zaman ararsan 7/24 emrindeyim demiştim. Beni aradığında, 7/24 yarın Karataş’a gidelim ufak tefek tapuda işlerim var, sonra da balık yeriz derdi giderdik.”                                                                                                           Birkaç yıldan beri Kubat Sanatevi’nde çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Fikri Akdeniz de, bu konuda mesaj verelerden… “Veysel hocamla 2013 yılının İlkbaharında tanıştık. Kubat Sanat Evi adını verdiği atölyesine yağlı boya resim çalışmak üzere haftada iki gün devam etmeye başladım. 2021 yılında vefatına kadar kendisini yalnız bırakmadım…” derken Veysel Bey’in, öğrencilerine karşı son derece anlayışlı ve yapıcı davranışları olan bir ressam olduğunun altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sekiz yıl boyunca 15 karma sergiye katılmamızda önderlik etti. Son zamanlarda rahatsızlığı yaşamını olumsuz etkilemişti. Covid -19 nedeniyle de birbirimizi göremiyor ve telefonla hasret gideriyorduk… Benim için iyi bir dost ve dürüst bir arkadaştı. Bazı Cumartesi günleri birkaç arkadaş, atölyesinde bir araya gelir sanat sohbetleri yapardık. Ayrıca Basra valisi Kubat Paşa’ya dayanan aile bağları nedeniyle çok onur duyardı. Bu konuda konuşmayı severdi. Veysel hocam seni özleyeceğiz. Bizleri ışığı ile aydınlatmaya devam edecektir.”

Bana gelince… “Veysel Bey’i tanıyalı çok zaman olmadı. 2013-14 yılları olabilir. Yine Güzelyalı’da bulunan ve sattığı eski resim atölyesinde tanışmıştık. Sanırım, Prof. Dr. Sayın Akdeniz’in orda olması nedeniyle yapılan bir ziyarette tanışmıştık. Anne tarafımın kökeni olan Yassıören köyü ve hısım, akraba uzantımızda tanıdıkları vardı. Sanatevi ve dernek olarak bazı sergilerinin açılışına katılmıştık…  Bir ressam olmamaktan öte resimle de ilgim olmasa da, yorum ağırlıklı, kitaplara girebileceğini hesapladığım farklı çalışmalar ortaya koyabilmiştik resimde de…  Çünkü… Özellikle gazetelere ajanslar yoluyla gelen bir haber, biraz da olanaksızlıkların etkisiyle hiç düzeltmeden, gazetelerin yayın çizgilerine koşut bir şekil verilmeden, olduğu gibi 5-10 gazetede yayınlanabiliyordu. Biz eğer önemli bir olay, bakış açısı yakalayıp, yorumsal çabayla ortaya farklı bir şeyler çıkarmak ve özellikle de Çukurova sanat tarihine gerçekçi, adil ve hak edici bir not düşmek istiyorsak farklılığımızı ortaya koyabilmeliydik. Bunun için de emek, araştırma, arşiv ve belgelerden yeterince yararlanabilmeliydik. Dergilere gönderebileceğimiz çalışmalar yayın kurulları ya da yayın yönetmenlerinin süzgecinden geçip, oralarda kabul gördükten sonra, kendi yazımız olduğu için alıntı yaparak, dönüp Yeni Adana’da yayınlıyorduk. Konu, boyut ve gündem gereği edebiyat dergilerinde yayınlanamayacak çalışmalarımızı ise, yine not düşmek üzere, Yeni Adana’nın yaprakları olarak bizden sonraki kuşaklara bir anlamda teslim ediyorduk. İşte, Veysel Bey’in de neden olduğu resim olayında söyleşi ve sanat gündemi olarak birkaç sayfa bırakmıştık son yıllarda.

Rahmetli Kubat Hoca, Çukurova Güzel Sanatlar Derneği’ne üye olmamı da  istemişti… Bunun ardından Veysel Bey onur üyeliğiyle geldi sanat dostluğumuza… Haziran 2019’daki AÇS’deki resim sergisi açılışında bir törende plaket verildi. Uzun yıllardır süregelen çok yönlü çalışmalarımızı taçlandırmıştı böyle bir onursal yaklaşım. O törende farklı ve özgün şeyler yapacağımızı söylesek de, 52 yıllık öğretmen olan Sayın Prof. Dr. Fikri Akdeniz’i “Yılın Öğretmeni” seçebildik ancak. Oysa sanatla ilgili birkaç farklı, özgün, projelerimiz de vardı ama pandemi süreci fırsat vermemişti. .

 

 

*VEYSEL KUBAT

            Sayın Veysel Kubat’ın bana verdiği röportajdan detaylı yaşam ve sanat öyküsüne göz atıyoruz…. 1946 yılının Temmuz ayında Adana’nın Zeamet köyünde çiftçi bir babanın altıncı çocuğu olarak doğan ressam Veysel Kubat,         İlkokul dördüncü sınıftan sonra Adana İnönü İlkokulu, Adana Erkek Lisesi’nde orta ve lise öğrenimini gördükten sonra (1968) İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin resim bölümünden mezun olur (1973) Adana Erkek Lisesi’nde (1974-1979) yılları arasında altı yıl resim öğretmenliği yaptıktan sonra ticarete atılan Veysel Kubat, 1996 yılında yeniden öğretmenliğe dönerek, Çağrıbey Lisesi’nde 8 yıl kadar resim öğretmenliği yaptıktan sonra emekli oldu (2005)

Ethem Aydın’a ait olan Aydın Sanatevi’nde ressam Suavi Numanoğlu ve Kudret Sönmez ile birlikte bir yıl kadar resim çalışmalarında bulunan Kubat; 2008-2011 yılları arasında Nezih Sanatevi ile Gül Canan’ın sanat atölyesinde (2011) resim eğitmeni olarak görev alır. İki çocuk babası olan,  Adana’da yaşamını sürdüren ressam Veysel Kubat, daha sonra kendi işyerinde resim Kubat Sanatevi’ni kurar. (2012).      

 

            *KUBAT VE RESİM

            Köyde okurken alfabedeki resimleri ve daha sonra da Türk bayrağını çizerek eğilimini ortaya koyan Veysel Kubat’ın resimlerinin öğretmeni tarafından okulun duvarına asılması onu resme teşvik etmiş. O yıllarda babasına: ”Ben ressam olabilir miyim?” dediğinde aldığı yanıt, döneme göre güzel bir yanıt... “Olabilirsin oğlum” diyor baba ve resmi tanıma daha çok ilgilenme yolunun bir kilometre taşı oluyor böylesine güzel bir tümce… Adana’da yaşamlarını sürdürmeye başladıklarında ise Resimli Roman, Teksas, Tommiks gibi çizdiği çizgi roman kahramanlarının resimleriyle kitaplarının kenarları dolmuş. Lisedeki öğreniminde, Adana’da yaşamını sürdüren Mersinli ressam Ethem Aydın gözetiminde yaptığı yağlı boya resimlerin öğretmenler tarafından alınmaya başlanması, Kubat’ta ressam olma tutkusunu yaratır.                              Daha sonra, Veysel Kubat’ın Bu ressamlık tutkusu sonucunda neler yaptığına bakıyoruz… İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde  Zeki Faik İzer Resim Atölyesi,  Özdemir Altan Resim Atölyesi, Sabri Berker Gravür Atölyesi ve Atatürk’ün soyadını verdiği Kenan Yontuç  Heykel ve Fresk Atölyesi’nde akademik eğitim gören ressam Veysel Kubat, ilk kişisel sergisini 1974 yılında Adana Bölge Müzesi’nde açtı. Bir ressam arkadaşıyla birlikte Adana 75. Yıl Sanat Galerisi’nde 2010 yılında sergi açan Kubat; ardından, Adana Çimento Sanat Galerisi’nde kişisel resim sergisini açar (2011). 15 kadar karma sergi ile Kubat Sanatevi’nin yıl sonu sergilerinde tabloları yer alan Veysel Kubat; aynı zamanda Adana Ressamlar Derneği ile Adana Kültür ve Sanat Derneği de üyesidir.                                                                                                                            İlk resimleri figüratif ve kompozosyonel olan Veysel Kubat’ın resimlerine, bir araştırmacı resimsever olarak bakıp irdelediğimizde,  elli yılı aşkın resim yapan ressam Kubat’ın resim içeriğinin gelenek çizgisinde insancıl-toplumcu-eleştirel bir çizgide olduğu sonucuna varılıyor.      Renk armonilerini yakınlaştıran, yalınlaştıran çizgi ve resim anlatım aracı olmasını savunuyor… Çalışan ve üreten insanlara saygı duyuyor; haksızlığı eleştiren çizgilere sahip; zaten kendisi “…insancıl ve toplumsal anlayışı izliyorum… Çağdaş bir yaklaşımla sosyal içerikli figüratif resim anlayışını benimsiyorum” da diyor.  Onun, ayrımcılığı dışlayan, kadının toplumdaki yeri yönünden de yansımasını yapan; emek-insan odaklı yaşamın içinden somut ve sıcak çizgiler taşıyan çağcıl ve figüratif Kubat resimlerinin, öyle sanıyorum ki, gururla taşıdığı Kubat geçmişiyle Anadolu’nun tarihsel derinlikleriyle de bir bağ kurduğu algılanabiliyor. Emek-insan-haksızlık derken tabii ki de gizemli ve albenili o şeffaflık dikkatlerden kaçmıyor.                                                                                                      Darwin’in; “Bilim ve sanat bir kuşun kanatları gibidir. Kanatlar kullanıldıkça toplumlar yükselir, çağdaşlaşırlar…” gibi, bilim ve sanatı toplumsal yüceliğe taşıyan o ünlü sözünü sanat felsefesi olarak edinen ressam Veysel Kubat ile naçizane detaylı bir söyleşi gerçekleştirmeye çalıştığımda soruyorum: Resim tablolarınıza baktığımızda  çokçokcu, yoğurtçu, bakırcı, aşlamacı gibi satıcılar, tek bacağıyla çıktığı ağacı budayan emekçi ile ırgatların  yer aldığı insan manzaraları var. Yani kısaca siz bu hümanist duyarlılık taşıyan figüratif tablolarınızda çalışan insana, emeğe saygıyı ön plana çıkaran bu vurgunun yanı sıra; yüzlerdeki katı fluluk ve giysilerdeki şeffaflığı  iç içe özümseyen gizemselliklerle, figürlerin arkasındaki somut kabarık simgesel nitelikleri de insancıl bir bütünlük hâlinde yansıttığınız görülüyor. Örneğin, figürlerdeki şeffaflık?.. Bir özel mesajı var gibi.” diye konuştuğumda, Sayın Kubat’ın verdiği yanıt: ”Tablolardaki insanların ince giysileri, ne konumda olurlarsa olsunlar, insanların eşit olduklarını gösteriyor” şeklindeydi…  Daha başka nasıl olur ki… Zarif ve sıradan bir hümanist…  Kuşkusuz ki onun için de “Anadolu resminin beyefendisi” demek gelmiş içimizden.             “Biraz da Mevlana…” demişiz… “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol gibi bir yaşam felsefesi çağrışımına da sanki gönderme yapıyor gibi geldi, bu dürüstlük, naiflik ve içtenlik içerisinde.” Derken, yaşamın felsefesi resmin de felsefesi olmuş; ordan Yunus’a uzanmış yolumuz…                                                                                                          “Aynı dürüstlük Yunus’da da var. Dergaha eğri odun getirmemiş. Doğruluk, hoşgörü, affedicilik de var. Bu tarz resimlerden biri de “Toplantı” adlı tablomdur. Erkeklerin olduğu bir toplantı da masanın başında ve karşıda oturan kadının toplumdaki yerini ve toplumda kadına verilen önemi vurgulamakta o derinlikte.                  Figürlerdeki kaş, göz burun ve yüz hatlarını gizleyen eşitlik uzantısı gibi bulmacavari görsellik konusunda da, tabloya bakan kişinin kendisini tabloyla özdeştirdiğini söyledikten sonra figürlerin ardındaki gölge gibi kabarık görüntüler konusuna da değinirken de:“Balbal gibi bir saygınlık ifadesi olarak düşünülebilir o da? Orta Asya’da kahramanlık, yararlık gösteren insanlara saygı olsun diye gösterilen bu tür somutluklara balbal adı verilirmiş” diyordu.                                                                                 Sarı, kırmızı, turuncu gibi sıcak renkleri figüratif ve hümanist özellikler taşıyan resimlerinde kullanan, bunu daha da geliştirmeyi düşünen Kubat; Adana ve Çukurova’nın bereketli topraklarına özgü anne ve beş çocuğunun içinde yer aldığı Adana Çimento Sanayi Bölge Müdürlüğü’nün Adana Ressamlar Derneği ile birlikte düzenledikleri “Çimento sanayinin çevreye katkısı ve çevreyle ilişkisi” adlı yarışmaya gönderilen tablolar içerisinden, Çukurova Üniversitesi’nden bir heyet tarafından sergilenmek üzere seçilen 50 resim arasında yer alan geleneksel, otantik ve gerçekçi tablo bir AÇS yetkilisinin dikkatini çekip:”Niye böyle bir resim?” diye sorduğunda, “Bunların da barınağı burası” diyor. Aslında sormak da boş ve gereksiz… Etkilendiği, beğendiği bir konu işlenir resmederken… Kimi dağı yapar, kimi bağı değil mi? 

            Bilmiyorum şimdi ne değişti ama, Adana’yı diğer kentlerle karşılaştıran Veysel Bey, çağdaş heykel ve resim müzesinin olmadığını dile getirip; Mustafa Dulda döneminde alınan resimlerin Sabancı Kültür Merkezi’nin nemli bodrumunda yok tahrip olmasından üzüntü duyuyordu. 

            Türkiye’de resmin, tabloların yani iyi para etmesinin, resmimizin başka ülkelerle kıyaslanabilecek düzeyde iyi bir yerde olmasını da olumlu bir gösterge olarak kabul etmiyordu… Rönesans yaşayan batılı ülkelerin yalnız resimde değil tüm sanat dallarının köklü olduğunun altını çizerek; resim ve heykelle ifade edilen antikçağdaki mitolojik olayların, kiliselerde resmin etkili bir biçimde kullanılmasının resim sanatlarına sağladığı katkıları anlatırken de; resim-yetenek konusunda yeteneğin önceliğine değinip, “herkes sanatçı olabilir” yaklaşımıyla Almanya’da açılan Bauhaus okulunu da anımsatıyordu. Tabii ki, parantez arasına sıkışan, herkes sanatçı olabilir tezini destekleyen teknolojinin resme ve ressama ihanetiyle birlikte; sanata koşut, Bauhaus’a bir karşı gönderme  çağrışımı da yaratan, anlam ve önemin  de devreye girdiği bir karşı tez bilimden geliyordu ki; Leonarda’nın atölyesinin kapısında asılı olan tabela savunmadaydı: ”Matematik bilmeyen atölyeye giremez.Veysel Kubat’ı tanırken, ustalarını ve beğendiği, etkilendiği ressamları da vurgulamak gerekir… Rahmetler dilediğimiz, ışıklar içinde yatsın dediğimiz ressam Veysel Kubat’ın Ethem Aydın, Zeki Faik İzer, Özdemir Altan, Sabri Berkel ve Kenan Yontuç gibi resim ustalarından yararlandığını yazımızın başlarında belirtmiştik. Cezzan, Polgogen, İbrahim Çallı ve Fikret Mualla gibi yerli ve yabancı resim ustaları da Sayın Kubat’ın beğendiği ressamlar olarak yer alıyor.     

 

            *BİR TABLONUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

            Rahmetli Veysel Bey’in balbal etkili resimlerinden söz etmiştik.  İşte onlardan birine, belki de hocanın ilk tablosuna sanalda rastladık. Resmi görünce hocanın tarzı olduğunu çıkardık. Daha sonra ise resmin yanındaki Adana’dan satan satıcı notunda “Veysel Kubat-1971” vurgusu geçiyordu. Satıcı Adana adresliydi de… Bu böyle olunca da bu resmin Veysel Kubat’ın fırçasından çıktığı kesinleşti. 1946 doğumlu olan Kubat hoca bu resmi 25 yaşındayken yapmış



YAZARLAR

  • Perşembe 21 ° / 5 ° Güneşli
  • Cuma 23 ° / 5 ° Güneşli
  • Cumartesi 23 ° / 5 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.498%1,02
  • DOLAR

    7,1972% 0,39
  • EURO

    8,7841% 0,66
  • GRAM ALTIN

    415,66% 0,00
  • Ç. ALTIN

    685,839% 0,00