Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?


BU BİR KÜLTÜR İŞİDİR

Son kitabım “ANILAR VE BEN” çıktığında basın bülteninde ilginç bir iddiada bulunmuştum. Demiştim ki;


         “Ben İstanbul’a gitmiyorum, İstanbul bize gelsin.”

         Tabi ki bu görüşümü bütün Çukurovalı yazarlar için söylemiştim. Onların hakları benim de haklarımdı. Onların sorunları benim de sorunumdu. Hepimiz Çukurova kültürü için emek veriyor, eserler ortaya çıkarıyorduk. Fakat maddi ve manevi yönden çok azımız bu kaynaktan fayda sağlıyor, çok azımız şöhret oluyorduk. Şöhret olanlar da maddi olarak destek görmüyorlardı.    Bunlara örnek; Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Yılmaz Güney gibi yazarlardı. Yılmaz Güney sinemada para kazanmış, Orhan Kemal hiçbir maddi kazancı olmamış; Yaşar Kemal ise dünyaca meşhur olmuş, ama alması gereken maddi desteğe ulaşamamıştı. Bunu ben kendisinden dinledim. Diyordu ki;

         “Ben kitaptan para kazanmadım. Ödüllerden aldığım paralarla yaşıyorum.”

         Yaşar Kemal gibi bir dev, kitaptan para kazanamıyorsa, bizlerin kazanması imkânsızın da imkânsızıydı. O nedenle kitap yazmaktan biraz soğur gibi oldum. Fakat bazı okuyucularımın düşünceleri ve övgüleri nedeniyle tekrar yazmaya başladım. Bir taraftan gazete yazıları yazıyor, diğer taraftan roman, hikâye, öykü ve şiir yazmaya devam ediyorum.

         Biliyorsunuz ben bankacılıktan emekli olduktan sonra kendi köyüme yerleştim. Şehrin stresinden uzakta bir hayat sürdürüyorum. Eskisi gibi olanaklarımız kısıtlı değil. Köyde artık her şey mevcut; üstelik de temiz hava ve doğayla baş başayım. Araba gürültüsü, soba dumanı, komşu kavgaları ve sokak bağırtıları yok. Kuş sesi, su sesi, rüzgârın sesi ve kurbağa viyaklaması gibi doğadaki sesleri dinliyorum.

         Ağaçlarla da ilgileniyorum köyde. Tarla sürdürüp çiftçilik yapmak, ayrıca, hikâye toplamak uğraşlarım arasında. Boş zamanlarımda da kitap okuyorum. Televizyon seyredip, açık oturumları izliyorum. Memleket sorunlarını takip etmeye de çalışıyorum. Bu arada da bol bol hikâye, roman, köşe yazısı yazarken, araştırmalar da yapıyorum. Haftalık gazete yazısı da bana verilmiş bir görev gibi kafamda dolaşıyor. Ülke sorunlarını da değerlendirmeye çalışıyorum.

         Beni takip edenler bilirler bir de beste çalışmalarım var. Sazla birlikte şiirlerimin bir kısmını türkü yapıyor, facebook’da yayımlıyorum. Yaklaşık elli kadar bestem var. Onunla da hem eğleniyor, hem de memleket kültürüne katkı vermeye çalışıyorum.

         Tabii ki bunların hepsini amatörce yapıyorum. Para kazanma derdim yok. İstiyorum ki, insanlar okumayı sevsinler, müziği sevsinler. Boş zamanlarını değerlendirsinler. Ama zor!

         Okumayan, araştırmayan, para kazanıp hava atayım düşüncesinden başka hobisi olmayan insanlarla birlikte yaşıyoruz. Bizim çabalarımızın hiçbir değeri yok. Hikâyeymiş, romanmış, masalmış dikkatlerini bile çekmiyor. Kitapçılarda ise sadece soru kitapçıkları satılıyor. Bu da sonumuzun hiç iyi olmadığını gösteriyor.

         Elbette bizim görevimiz bunları düzeltmek değil. Zaten de gücümüz yetmez buna. Siyasi arenada yerimiz yok. Biz toplumun aynasıyız. Bundan yüzlerce yıl sonrası bizden sorulacak. O zaman yazdıklarımız bir değer kazanacak. Fakat o gün de biz olmayacağız. Belki o günün belediye başkanları, kaymakamları, valileri, başbakanları, cumhurbaşkanları bizi anacak ve bir yerlere heykelimizi dikecekler. Ya da bir sokağa adımızı verecekler. Fakat toprağın içinde çürürken heykelimiz bize etki yapmayacak. Bu davranışlar sadece dünyalıklar için olacak. Belki bizim adımızı taşıyan neslimiz bile kalmayacak. O günleri hiç görmek istemezdim.

         Neyse derin konular bizi sıkarken, biz bu güne bakalım. Sekizinci kitabım olan “KANEPE - KÖY HİKÂYELERİ” yayınevine gönderdim. Çalışmalar başladı. İnşallah Çukurova kültürüne bir şeyler vermiş oluruz. Kitapseverler yerini şimdiden ayırsınlar. Bence harika bir yapıt olacak. Yazdığım hikâyelerin birçokları yaşlı insanlarımızdan derlediğim hikâyeler.

         Şimdi ki nesil bunları bilmez. Onlara anlatacak insan da kalmadı. Belki kitabımı alıp okurlarsa, gelecek nesillere aktarmış olurlar.

         Aşağıda kitaptan örnekler sunuyorum. Arzu edenler devamını kitaptan okurlar. Ayrıca kitabıma emeği geçen Hale YAŞAR kardeşime de teşekkürü bir borç biliyorum. Hakkını ödeyemem.

                   GÜLLÜ İLE KELOĞLAN’DAN

         Köyün en güzel kızını alan Keloğlan geçim derdine düşer. Ellerinde ne var, ne yok eşeğe yükleyip, Çukurova’ya başak toplamaya çıkarlar. Gel zaman, git zaman, şehre girerken, Adana’nın ağalarından Mahmut Ağaya rastlarlar. Mahmut Ağa Keloğlan’ın yanındaki güzel kızı görünce hemen yanına gelir. Eşeğin yularını tutar;

         “Ey güzel Keloğlan,” der. ”Nereden gelip nereye gidersiniz?”

         Keloğlan:

         “Ağam,” der. ”Biz çok yukarılardan geliriz. Kışlık geçimimizi çıkarmak için Çukurova’ya başak toplamaya geldik. Nerede başak bulabilirsek orada kalacağız…”              

                          UÇAN KENGERLER’DEN

         Ali ile Ömer aynı yaşlarda iki gençtir. Aralarında inanç bağı olmasa da geçim şartları nedeniyle, Çukurova’da çalışıp para kazanmak için yola çıkarlar. Ali bekâr, Ömer ise evlidir. Birlikte Kadirlinin köylerinde iş ararlar. Köyün birine gelirler. Köyün kenarına bir çadır kurarlar ve oraya yerleşirler….

                   LOKMAN HEKİM EFSANESİ

         Herkes bir yere dağılıp odun kırarken, aniden bir yağmur bastırmış. Yağmurda bir mağaraya sığınmışlar. Büyük bir mağaraymış. Mağaranın ortasında, yuvarlak ve yassı değirmen taşına benzer büyük bir taş varmış. Köylüler durup dururken bu taşa kafayı takmışlar…

                   VEYSEL KARANİ

         Veysel Karani kadına öyle bir bakmış ki, kadın bu güne kadar onu hiç böyle görmemiş. Ona demiş ki:

         “Ya kadın, sen beni anlamıyorsun. Sorun çömleğin para meselesi değil. Ben bunca yıl ayıbımı o çömleğe gösterdim. Başka bir çömleğe ayıbımı nasıl gösteririm. Ondan hayâ duyduğum için ağlıyorum…”

                   TOPAL HOCA’DAN

         Herkes bilir ki, Topal Hoca’nın bedduası tutar, insanı tarumar eder, evini başına yıkar. Bu dağlar ondan sorulur. Şaşırmışa da, kakılmışa da, o yardım eder. Bütün ilim onun avucu içindedir. Dostluğu da bilir, düşmanlığı da. İyiyi de bilir, kötüyü de. Onlarca insan evinde yer içer de Topal Hoca:

         “Sen de kimsin?” Demez kimseye…

                   KEDİ KAZASI

         Tekir’i diğer vahşi kediden korumak için yaylaya götürmeye karar verdik. Arabanın içinde eşyaların arasına yerleştirdik. Yol boyunca miyavladı. Kaçmak için kontrol etmediği yer bırakmadı. İşte böyle bir anda arabanın ön camını hafiften açtım.

         Bir süre sonra kedi açık yerden çıkmaya çalıştı. Ben otomatik camı kapatmaya uğraşırken kafasının cama sıkıştığını gördüm. Birden onu kurtarmaya çalışırken, araba yoldan çıkmıştı. Frene bastım ama bir kere yan dönmüştük. İki takla mı attık, yoksa bir takla mı attık bilmiyorum, hanım ayağımın altında bağırıyordu, ”Üstüme basma!” Diye. Ben ne yaptığımı bilemez durumdaydım. Sonunda kapıyı açmayı başardım. Kontağı kapattım, hanımı da dışarı çıkardım.

         Bizde yara bere yoktu. Araba epeyce hasar görmüştü. Fakat kedi de yoktu. Nasıl çıktı, nereye  kaçtı anlayamadım. Kedi yüzünden kaza yapmıştık. Kedi ise bir yolunu bulup kaçmıştı.

         Biz yaşadığımıza şükrediyorduk. Bu bir kedi kazasıydı…

         Her biri diğerinden farklı onlarca hikâye mevcuttur bu kitapta. Yaşar Kemal’in memleketi Kadirli ve Çukurova’da hikâye biter mi? Bitmez elbette! Farklı olayları usta bir kalemden dinlemek bir kültür işi olmalı. Biz de onu yapmaya çalıştık. Yöremize bir katkı vereceğimize inanıyorum.

         Sürçü lisan ettik ise af ola, isterim ki insan önce insan ola.

 



Salih KOÇ
24.02.2021 13:37:23
Hayırlı olsun üstadım. İnan okuyunca heyecanlandım. Böyle bir eserin badılmadında bir nebze katkım olduğu için kendimi şanslı hissettim... Okurun bol olsun.. Çukurova'ya selaam olsun...

YAZARLAR

  • Cumartesi 34.1 ° / 21.7 ° Açık hava
  • Pazar 33.9 ° / 22 ° Bulutlar
  • Pazartesi 34.4 ° / 22.7 ° Açık hava
  • BIST 100

    1.419%0,10
  • DOLAR

    8,6605% 1,58
  • EURO

    10,1884% 1,29
  • GRAM ALTIN

    487,74% 1,50
  • Ç. ALTIN

    804,771% 1,50