Hüseyin Erkan, Eğitimci/Yazar


FLORYA’DA BİR VİLLA


               Birçokları gibi, olmayacak duaya âmin demem ben.

                Neden mi, böyle başladım söze?

                1972’de Keşan’dan İstanbul’a atanınca, Gaziosmanpaşa’ya bağlı Küçükköy’deki Vefa Poyraz Lisesi’nde başladım göreve. “Ne diye her gün otobüs ya da minibüsle gidip geleyim ki!” diye düşünüp okula yakın bir ev aradım. Ve Karadenizli acemi bir müteahhidin yaptığı üç katlı bir apartmanda iki odalı bir daire kiraladım.

                Bekârdım ve annemle birlikteydim. Ev bir saray gibi gelmişti bize. Elektriği de vardı, musluklarından akan suyu da… Ve daha da önemlisi, tuvaleti de içinde…

                Niçin mi yazma gereğini duydum bunları? Anlatayım:

                1969’da askerlik dönüşü, kur’a ile atandığım ortaokul, Keşan’ın Paşayiğit köyünde idi. O köyde üç yıl çalıştım. O yıllarda Paşayiğit’te elektrik de yoktu; evlerde su da… Tuvalet de evden en az 40 – 50 metre uzakta… Benim için bir şey değil de annem için zor oluyordu bu. Yani ki, İstanbul’a gelince, eşekten inip ata binmiş gibiydik. Nasıl memnun olunmaz ki!

                Sonbahar geldi; okullar açıldı; dersler başladı. Ben köylümüz ve akrabamız “Plakçılar Kralı” Hilmi Coşkun âbimizi ziyaret edememiştim hâlâ. Kapalıçarşı’daki dükkânında plak ve oyuncak satışı yapan kardeşi akranım Muhsin Coşkun’dan Hilmi Âbi’nin Florya’da bir köşk aldığını, dolayısıyla Lâleli ve Kumkapı’dan taşındığını öğrendim.

                Florya… 1960’ta Çapa Eğitim Enstitüsü’nde öğrenciyken, haziran sonlarına doğru, üç arkadaşımla birlikte gidip, Florya Plajı’nda denize girmiştik. O günden sonra, bir daha görmek nasip olmamıştı; o güzel semti.

                Kalkıp gittim; bir pazar günü. Coşkun Köşk’ü buldum. Bahçesinde renk renk güller açmış, şirin mi şirin gösterişli bir köşk… Yeşillikler arasından Marmara Denizi’ne bakıyor.

                Doğrusu ya, “Bir gün buralarda biraz küçük ve gösterişsiz de olsa, benim de bir evim, bir gecekondum olur mu?” diye bir düşünce geçmedi kafamdan hiç. Hilmi Coşkun kim, ben kimim?

                O, “Plakçılar Kralı” ve bir fabrikatör… Bense, henüz 30 yaşında, kiralık küçük bir evde oturan, aylığıyla kıt kanaat geçinen bir öğretmen… Olmayacak duaya niçin âmin diyeyim ki? Ama, “Gün doğmadan neler doğar!” demiş atalarımız; değil mi ya! Neler doğacak bir bakalım:

                O ders yılının sonunda, Keşan’daki lise öğretmeni Nezihe ve Şekip Işık dostlarım, “Gel, tam sana göre bir meslektaş var burada.” diye davet ettiler. Kalkıp gittim. Keşan Kız Meslek Lisesi Giyim Öğretmeni Güler hanımla öyle tanıştım işte ben. Birbirimizi beğenince, hiç uzatmadan birkaç ay sonra da evleniverdik. Eş durumundan İstanbul’a atandı O da.

                İki ay kadar sonraydı. Bir gün:

                 - Hüseyin, başkaları gibi kavga edip enerjimizi boşa harcayıp duracağımıza, gel; olumlu bir iş yapalım seninle; demesin mi?

                - Çok iyi bir düşünce… Ne yapalım?

                - Ben, mesleğimle ilgili bir kitap yazmak istiyorum. Ne dersin?

                - Çok güzel olur; derim. Elimden gelen her şeyi de yaparım; memnuniyetle…

- Bugünkü işini yarına bırakma; demiş atalarımız. Haydi, gel; başlayalım öyleyse.              Anladım ki o anda, şaka yapmıyordu eşim. İş yapacak bir insan, bu kadar kararlı olurdu ancak. Geçen ay giyim konusunda 105. eseri yayımlanan Güler Erkan’ın ilk kitabı “Etek Bluz Elbise”

bu kararın ürünüdür işte! Giyim öğretmenleri ve hanımlar, çok beğenince bu kitabı, “Güler Hanım! Ne olur, bu giysilerin kalıplarını da hazırlayın lütfen!” diyen yüzlerce mektup gelince, 2 no’lu eseri “Her Beden İçin Ana Beden Provasız Giyim Kalıpları”nı hazırladı. Her iki eser de M.E. Bakanlığı’nca okullara tavsiye edilip arka arkaya birçok kez basıldı.

                Öğretmenler ve ev hanımları, “İlle şunu da isteriz; ille bunu da isteriz” diye yazıp duruyorlardı.                 “İki işi de yarım yapmaktansa birini tam yapalım.” deyip ikimiz birden istifa ederek öğretmenlikten, Dilem Yayınevi’ni kurduk; 1981’de. Elimize geçen üç beş kuruşu çarçur etmek yerine, önce Bakırköy’den, sonra onu satıp Ataköy’den bir ev aldık. Kızımız Dilem ilkokula gidiyordu. Kedimiz vardı evde ama kızımız, “Anne, baba! Bir köpek alalım lütfen!” diye yalvarıp duruyordu.

                “Kızım, apartman dairesinde köpek olmaz. Bahçeli bir evimiz olursa tamam, söz…” diyorduk.

                Yıl 1986... Telefonum çaldı. Karşımdaki Plakçılar Kralı idi:

                - Hısımım! Cumartesi akşamı, ailece ziyaretinize gelmek istiyoruz. Müsait misiniz; diye sordu.

                - Tabiî müsaidiz âbi. Buyurun; başımızın üstünde yeriniz var; dedim.

                Birlikte geldiler; eşi İhsaniye Abla’yla. Hoşbeşten sonra, “Siz epeydir uğramadınız bize, niye?” diye sordu Hilmi Âbi.

                Haklıydı. Yeni kurduğumuz işte başarılı olmak için gece gündüz çalıştığımızdan, pek çok eş dost ve akraba gibi, onları da ihmal etmiştik; bir süredir. Açıkladım nedenini.

                - Güzel, güzel de… Hısım akrabayı da ihmal etmemek gerekir; değil mi?

                - Doğru söylüyorsunuz âbi. Biz biraz önce anlattığımız gibiyiz. Siz neler yapıyorsunuz?

Kralımız o sıralarda, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi Üyesi ve Emlak Komisyonu Başkanı

idi. Bir müteahhitle anlaşmış, Florya’daki köşkün arka bahçesine dört villa yaptırıyormuş. İkisi âbimizin, ikisi müteahhidin… İnşaat çoktan başlamış. Bir yıl sonra bitecekmiş. Birini kızı Rayet’e, birini de oğlu Kudret’e verecekmiş. Müteahhit, kendi hakkı olan iki villayı satmak istiyormuş.

                - Hayırlı olsun. Ne iyi etmişsiniz! dedik.

                - Teşekkür ederim de… Ben sizden başka bir şey demenizi beklerdim; demesin mi?

                Böyle bir durumda başka ne denebilirdi ki?

                 “Satılık o iki villadan birini biz alalım öyleyse.” dememiz gerekirmiş meğer.

                “Çok iyi olurdu âbi de, Florya’dan villa alacak kadar paramız yok ki bizim.” deyince eşim, hiç düşünmeden şöyle söyledi; Plakçılar Kralı âbimiz:

“Parası olduktan sonra, herkes alır.”

Şaşırıp kaldık eşim Güler’le. Parasız nasıl alınırdı, bir villa? Şaka mı yapıyordu, âbimiz yoksa?

Hayır, çok ciddiymiş. Merak edince nasıl olacağını, anlattı O da:

Florya’daki köşkü almak için emekli paşanın yanına gittiğinde, beş parası yokmuş cebinde.

                “Paşa bunu bilse, bahçe kapısından içeri sokmazdı beni. Siz ticaret yapıyorsunuz. Bilirim; ticaret yapan, cebinde para tutmaz. Ama çekleriniz vardır, senetleriniz vardır. Yarın gelip bir görün önce. Müteahhitle tanışın. Pazarlık yapın. Sonra da peşin olarak elinizdeki müşteri senetleri ve çeklerini verin. Kalanı da taksitlendirirsiniz; olur gider.”

                “Komşumuz olmak isterseniz tabiî.” demeyi de ihmal etmedi.

                Konuklarımız gittikten sonra, “Ne olur anne, ne olur baba; o villayı alalım lütfen!” diye nasıl yalvardı kızımız; bir bilseniz! “Bahçeli bir evimiz olursa, alırız istediğin köpeği” sözümüzü anımsatıyordu sık sık. İşte fırsat ayağımıza gelmişti! Daha ne düşünüyor, ne duruyorduk?

                Evet, hiç aklımızda yokken, Plakçılar Kralı sayesinde bahçeli bir villamız da oldu Florya’da, adını Tobi koyduğumuz, yöredeki tüm çocukların sevgilisi Kangal-kurt karışımı bir köpeğimiz de…

 

                              

                                                                                                                             Hüseyin Erkan

                                                                                                              huseyinerkan.antalya@gmail.com

-------------------------------------------------------------------------------------------

(*) Provasız 44-60 Beden Etek Giyim Kalıpları, (Yılın modası muhteşem 28 model), (0535) 944 08 27

 



Salih KOÇ
13.02.2021 20:18:44
Hüseyin Öğretmenim Merhaba, Meğer yıllar öncesinden tanışıyor muşuz da haberimiz yokmuş. Güler Erkan Hanım'ın Eşiniz olduğunu öğrenince böyle başladım cümleye... Güler Öğretmenin elinden çıkan kalıplardan kızlarım az elbise dikmediler kendilerine... Dünya ne kadar da,küçükmüş meğer... Anadolu'da Güler Erkan adını duymayan var mıdır ki?.. Yazıya gelşnce; su gibi skıyoderler ya... İşte öyle... Bir kez daha tanılık olmaktan mutluluk duydum... Bu yorumu Güler Öğretmenime okumanı rica ediyor Erkan ailesine saygılar sunuyorum...

Salih KOÇ
13.02.2021 20:18:44
Hüseyin Öğretmenim Merhaba, Meğer yıllar öncesinden tanışıyor muşuz da haberimiz yokmuş. Güler Erkan Hanım'ın Eşiniz olduğunu öğrenince böyle başladım cümleye... Güler Öğretmenin elinden çıkan kalıplardan kızlarım az elbise dikmediler kendilerine... Dünya ne kadar da,küçükmüş meğer... Anadolu'da Güler Erkan adını duymayan var mıdır ki?.. Yazıya gelşnce; su gibi skıyoderler ya... İşte öyle... Bir kez daha tanılık olmaktan mutluluk duydum... Bu yorumu Güler Öğretmenime okumanı rica ediyor Erkan ailesine saygılar sunuyorum...

Salih KOÇ
13.02.2021 20:18:45
Hüseyin Öğretmenim Merhaba, Meğer yıllar öncesinden tanışıyor muşuz da haberimiz yokmuş. Güler Erkan Hanım'ın Eşiniz olduğunu öğrenince böyle başladım cümleye... Güler Öğretmenin elinden çıkan kalıplardan kızlarım az elbise dikmediler kendilerine... Dünya ne kadar da,küçükmüş meğer... Anadolu'da Güler Erkan adını duymayan var mıdır ki?.. Yazıya gelşnce; su gibi skıyoderler ya... İşte öyle... Bir kez daha tanılık olmaktan mutluluk duydum... Bu yorumu Güler Öğretmenime okumanı rica ediyor Erkan ailesine saygılar sunuyorum...

YAZARLAR

  • Perşembe 24 ° / 10 ° Parçalı bulutlu
  • Cuma 24 ° / 11 ° Parçalı bulutlu
  • Cumartesi 26 ° / 11 ° Bulutlu
  • BIST 100

    1.415%0,38
  • DOLAR

    8,1218% 0,63
  • EURO

    9,7339% 0,53
  • GRAM ALTIN

    452,01% 0,37
  • Ç. ALTIN

    745,8165% 0,37