Hüseyin Erkan, Eğitimci/Yazar


DÜŞÜNMEYEN DÜŞER GİDER


Araplaşan kılığın, Batılaşan dilinle

Nasıl “Türk’üm!” diyorsun, bu kadar çelişkinle?

                                               Sabri Galip Nakipler

 

Ünlü bir düşünür, insanı “düşünen hayvan” diye tanımlamış.   

“İnsan” sözüyle bizi, yani biz iki ayaklıları kastettiyse, kesinlikle bu tanımı kabul etmiyorum ben.

Niçin mi?

Düşünmüyoruz çünkü biz. Gerçek anlamda düşünmüyoruz çünkü.

Ya ne yapıyoruz?

Bin, üç bin, beş bin yıllık ezberlerimizi yineliyoruz hep. Böylece de ne kadar bilgili, ne kadar kültürlü, ne kadar aydın olduğumuzu kanıtlamaya çalışıyoruz.

Söylendiği gibi, gerçekten “düşünen hayvan” olsaydık, televizyon haberlerinde görüp duyduğumuz, gazetelerde okuduğumuz onca vahşi cinayeti nasıl işlerdik?

Bugünlerde olduğu gibi, tarihte de dünyanın savaşsız yaşadığı bir dönem olmuş mu hiç?

Öncekileri bir yana bıraksak bile, on milyondan fazla insanın ölmesine, en az iki katı insanın yaralanıp sakat kalmasına neden olan İkinci Dünya Savaşının çıkmasına ne gerek vardı?

Yüzlerce kentin, binlerce kasabanın, on binlerce köyün bombalarla yakılıp yıkılması, “düşünen hayvan” denen insanın eseri değil mi?

Bu savaşın en etkili mimarı olan Hitler’i kediler, köpekler, koyunlar ve keçiler mi seçip getirdi Almanya’nın başına?

“O ne söylüyorsa doğrudur. O ne yapıyorsa, Almanya’nın ve Almanlar’ın yararınadır. O eleştirilmez; eleştirilemez. O’na hayır denemez. O bize yüce Tanrı’nın armağanıdır. Dolayısıyla O, bizim gibi bir insan değil, Tanrı’nın özel olarak yaratıp bize gönderdiği yüce bir liderdir!” dediği için Almanlar, hem kendilerine yazık ettiler, hem de tüm ülkelerin halklarına…

Yok yok!

Yanılmış, o ünlü düşünür. Yanılmış, o “filozof”. Kesinlikle “düşünen bir hayvan” değildir; çünkü insan!

Yüz bin, iki yüz bin, beş yüz bin insanı bir anda öldürebilen bombalar, üç bin, beş bin kilometre uzaklara yıkıcı ve yakıcı mermiler atan silahlar yapmak mıdır, düşünmek?

Düşünemez dediğimiz hayvanlardan hangisi, hemcinslerini öldürüp yok etmek için uğraşır durur?

İnsandan başka hangi hayvan kendi bindiği dalı keser?

İnsandan başka doğaya ihanet eden bir hayvan tanıyor musunuz siz?

Biz mi “düşünen hayvan”ız?

Hadi canım sen de!

Külahıma anlatın, siz onu benim.

Size bir gerçeği söyleyeyim:

Eğitimci yazar ve şair Sabri Galip Nakipler’in “Tabu Yıkım Çalışmaları” ile “Hasar Tespit Çalışmaları” adlı eserlerini okuyuncaya kadar böyle bir yazı yazmak aklımdan geçmedi hiç.

Ne iyi etmiş de geçen ay (Kasım 2020) arka arkaya yayınlamış bu eserleri, İştirak Yayınları. Ve ne iyi etmiş de yıllardır dolabında duran bu dosyaları yayımlamaya karar vermiş, Sayın Nakipler.

Genellikle yaptığım gibi, önyargısız okudum; bu özgün yapıtları.

İyi ki, kısa zamanda haberim oldu da arayıp buldum bu kitapları. Okudukça açıldı beynim.           “Demek ki, yalnız ben değilmişim, böyle düşünen” deyip daha bir arttı; kendime olan güvenim.

Daha önce şiir kitaplarını okuyup sevdiğim bu şaire, iyice arttı; sevgim ve saygım.

En iyisi, sözü şair ve yazarımıza bırakayım ben:

“Bir davaya inanmış olan insan, aydın değil, olsa olsa militandır.

Türkiye neden ilerleyemiyor; Türk halkı mutluluğu neden bir türlü tadamıyor? Aydın geçinen ama aydınla, aydınlıkla hiç ilgisi olmayan, aydın bellediğimiz kişiler yüzünden…”

Yurtdışında 3 fakülte, 1 yüksekokul bitirip “Hukuk Doktoru” unvanıyla yurda dönen, üniversitelerimizde yıllarca öğretim üyesi olarak görev yaptıktan sonra politikaya atılmış, partisince cumhurbaşkanı adayı gösterilmiş ünlü bir profesörümüzün çelişkilerini bir bir anlattıktan sonra şöyle diyor yazarımız:

“Bizim aydınlarımız bu işte. Okumakla, fakülte bitirmekle, birkaç dil bilmekle aydın olunmuyor; görüyorsunuz.”

Ben, Nâzım Hikmet hakkındaki görüşüne katılmasam da, O’nu da eleştiriyor:

“Polis takibinden korktuğu için Türkiye’den kaçtığını söyleyen komünistimiz, -Stalin’in kaç milyon insan öldürttüğünü hesaba katmadan-  ölünceye kadar yaşadığı Rusya’da KGB’nin nefesini her adımda ensesinde duydu daima. Kendisi söylüyor bunu kitaplarında.

İdealizmi kötü ama şiirleri harika!”

Dinci kesimin yere göğe sığdıramadığı Necip Fazıl Kısakürek’in içki, kumar, kadın yaşamından söz ettikten sonra da şöyle yazıyor:

“Bunu hiçbir şekilde eleştirmiyorum. Özel hayatıdır. Karışmak kimsenin haddine de değildir. Eleştirdiğim, aynı adamın din kisvesine bürünüp kitlelere talimat vermesidir. Har vurup harman savurma, gösteriş, laf cambazlığı, yobazlık… Tümü Necip Fazıl’ı çağrıştırır.

Elindeki kırık teraziyle (Mümin – Kâfir kitabı) insanları tartmaya, onlara cennet ve cehennem biletleri satmaya kalkar.

Ortadoğu’nun, tarihi boyunca kargaşadan, savaştan başını alamadığını görüp bilip de arkasından da “Çöle İnen Nûr”u yazmasını ben halkla alay ediyor diye anlıyorum.”

Özellikle dinci kesimin, adını saygıyla andıkları bu şairimizden şu dörtlüğü yazıp kararı okuyucuya bırakıyor:

Boynuma doladığım güzel putu görseler,

İnsanlar öğrenirdi neye tapacağını.

Kör olsa da açılır yüzüm ona sürseler,

İsa’nın eli diye bir kadın bacağını.

 

Bugün olduğu gibi, tarih boyunca da insanlar hep din yoluyla aldatılmış ve sömürülmüş.

Bize kutsal diye ezberletilen hiçbir din kitabının Tanrı kelamı olamayacağını, Kur’an’dan verdiği birbiriyle çelişen âyetlerle açıklıyor:

 “Allah çeşitli âyetlerde, ‘Senin gibi düşünmeyen kâfirdir; kâfirleri nerede bulursan öldür’ diyor. Muhterem kılınan can nasıl olur da böyle pisi pisine ortadan kaldırılıyor?”

İşte tam burada derim ki, ben de:

Öyle ya, Musa gelsin; “Ben Tanrı’nın elçisiyim. Tanrı domuz eti yemenizi haram kıldı. Haftanın en kutsal gününün cumartesi olduğunu bildirdi” desin.

İsa gelsin; “Hayır, domuz eti haram değil, helaldir; âfiyetle yiyin. Haftanın en kutsal günü de cumartesi değil, pazardır” desin.

İsa’dan 600 yıl sonra gelen Muhammet, “Ben de Tanrı’nın elçisiyim. Domuz eti haram kılındı bize. Ve haftanın en kutsal günü cumartesi de değil, pazar da. Cuma günüdür” desin.

Olacak şey mi bu?

Dün ne dediğini bilmeyen, dün ne dediğini unutan bir Tanrı düşünebilir misiniz siz?

Bilirsiniz; hak, hukuk, adalet denince akla ilk gelen 15 karısı olan Halife Ömer’dir.

Yazılan ve söylenen bu özelliklerini belirttikten sora, bakınız; O’nun için ne diyor yazarımız:

 “Buna rağmen Ömer, biliyorsunuz, haksızlığa uğrayan Firuz (Ebu Lü’lüe) adında bir köle tarafından camide, yanında 13 müslümanla birlikte öldürülüyor.” (*)

Yapılan hangi haksızlıklar, hangi zulümler canına tak etti de bu cinayeti işledi o köle?

Gerçekten de bu ve benzer soruları iyice bir düşünmek gerekmez mi?

Süs olsun diye mi konmuştur, bu beyin kafamıza?

Her şeyden korksak bile, korkmayalım düşünmekten; derim ben.

Düşünmeyen düşer çünkü. Düşünmeyen düşer!

Düşünmeyen insanlar gibi, düşünmeyen toplumlar da yok olup gider.

 

 

                                                                                              Hüseyin Erkan

                                                                              huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

 

--------------------------------------------------------------------------------------------

(*) Tabu Yıkım Çalışmaları, Sabri Galip Nakipler, İştirak Yayınları, İstanbul 2020

      İletişim: sabrigalipnakipler@hotmail.com; (0533) 739 83 86



YAZARLAR

  • Çarşamba 20 ° / 6 ° Güneşli
  • Perşembe 23 ° / 8 ° Güneşli
  • Cuma 23 ° / 6 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.531%0,15
  • DOLAR

    7,4471% 1,18
  • EURO

    9,0044% 1,14
  • GRAM ALTIN

    410,73% 0,14
  • Ç. ALTIN

    677,7045% 0,14