KONUK YAZAR


SER VERİP SIR VERMEYEN YİĞİT İBRA HİM KAYPAKKAYA

Osman Yücel, Emekli Öğretmen


Osman Yücel, Emekli Öğretmen

Yıl, 1963… Hasanoğlan Atatürk Öğretmen Okulu 1. sınıf öğrencisiyim. İlk yarı yıl
tatilinden döneli iki ya da üç hafta olmuştu. Bir pazar günüydü. Okulun genel ses
düzeneğinden, sinema salonunda Kültür ve Edebiyat Kolu’nun bir etkinliği olarak, Türk Dili
üzerine konferans düzenlendiği, tüm öğrencilerin ve öğretmenlerin sinema salonundaki bu
etkinliğe çağrılı oldukları duyuruluyordu.
Çağrıya uyarak arkadaşlarımla birlikte ben de gittim.
Salon tam anlamıyla dolmuştu. Sahnede yalnız bir masa ve önünde mikrofon
bulunuyordu. Masanın arkasında sandalye bile yoktu. Ön sıralar, öğretmenler ve Ankara’dan
gelen konuklara ayrılmıştı. Kültür ve Edebiyat Kolu Başkanı kısa bir konuşma yaptı.
Sahnenin arkasından izci grubunda bize başkanlık eden, tanıdığım yakışıklı, hep güler
yüzlü, sevimli İbrahim Âbi geldi. (Okulun geleneğine göre, bir alt sınıf öğrencisi, üst
sınıftakilere âbi derdi.)
Üçüncü sınıf öğrencisiydi. Yani ortaokul üçüncü sınıftaki bir öğrenciyi düşünün.
Elinde yazılı bir metin bile yoktu. Ayakta TÜRK DİLİ ÜZERİNE, anımsadığım kadariyle
bir saatin üzerinde konuştu. Bu kadar bilgiyi belleğine nasıl sığdırdığını hâlâ anlamış değilim.
Konuşmasını bitirdiken sonra karşılıklı soru yanıt bölümünde, Ahmet Rıza Tükel
öğretmenimiz ile konuklardan birkaç kişi sorular sordular. Hatta öyle oldu ki, yarım saat
kadar sahnede İbrahim Kaypakkaya ile önde oturanlar arasında karşılıklı konuşmalar devam
etti. Tüm soruları öz güvenle yanıtladı âbimiz.
Doğru yanıtlandığını, soru soran kişilerin teşekkür etmesinden anlıyordum. Birinci
sınıf öğrencileri olarak anlatılan konular, bizim düzeyimizin çok üzerindeydi.
Sonuç olarak; ortaokul düzeyinde bir öğrencinin kendisinden daha deneyimli hem de
edebiyat öğretmenleri ve çağrılı olan konuklara ders anlatırcasına Türk Dili üzerine uzunca
bir süre, takılmadan konuşması, O’nun üstün bir zekâya ve belleğe sahip olduğunun
kanıtıydı.
Kaypakkaya beşinci sınıfta iken, ben de üçüncü sınıftaydım. O ders yılı sonunda bu
değerli âbimiz, öğretmenler kurulunca Yüksek Öğretmen Okulu’na gönderilmek için seçildi.
Âbimiz okuldan ayrılmadan önce, sınıf arkadaşı bir abiden dinlediğim bir anısını, onca
yıldır hiç unutmadım:
Meslek Dersleri Öğretmeni Şenay Can’ın (ışıklarda uyusun) tayini Ankara’ya çıkmıştı.
Yerine yeni atanan meslek dersleri öğretmeni sınıfa gelerek kendini tanıtır. Öğrencilerle de
tanıştıktan sonra; “Arkadaşlar şimdiye kadar Şenay öğretmenle hangi konuları işlemiştiniz,
şimdi nereden başlayacağız? Sınıftan anlatacak arkadaşınız var mı?” diye sorar.
Kaypakkaya el kaldırır. Ders yılı başından itibaren, tüm konuları içerikleriyle eksiksiz anlatır.
Şenay öğretmen ile bulundukları derste işlenecek konuyla sözü bitiriyor.

Yeni atanan öğretmen hayretle, “Bu kadarını hiç beklemiyordum. Bu sınıfta benim
öğretmenliğim de kolay olmayacak sanırım. Çok iyi hazırlanmam gerekecek.” der ve
Kaypakkaya’yı kutlar
5. sınıflarda ders sayısı toplamı 17 ve en yüksek not 10’du. Kaypakkaya 170 not
ortalaması ile İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na gider.

2

İşte kendisini tanımak ve aynı okulda okumaktan onur duyduğum İbrahim
Kaypakkaya, o dönemin devrimci ve yurtsever öğrenci liderlerinden yalnızca biridir.
İnanıyorum ki onlar, ülkemizi hepimizden daha çok seviyorlardı. Tek suçları buydu!
“Yaşasın, tam bağımsz Türkiye! Kahrolsun emperyalizm!” diye seslerini
yükseltmişler; ABD’nin savaş gemisi 6. Filo’nun limanlarımızda demirlemesini protesto
etmişlerdi. Ne yazık ki, Deniz Gezmiş ve arkadaşları insafsızca asılırken, Kaypakkaya da
hunharca öldürüldü.
Acı olan şudur ki, İbrahim Kaypakkaya bir öğretmen tarafından ihbar edilerek
yakalandı. Dünyanın en acımasız işkencelerini yaşadı. Sonuçta parçalanmış cesedini intihar
etti; diye babasına teslim ettiler.
Cesedi Diyarbakır Otogarı’na götürmek için bir hamal tutar babası. Hamal, çuval
içindekinin ne olduğunu sormadan “5 liranı alırım” deyince babası kabul eder.
Otogara varınca hamal, “Ne var bu çuvalın içinde?” diye sorar. Baba Ali
Kaypakkaya’dan, “Öğrenciydi; işkence ile öldürdüler; benim oğlumdu” cevabını alan
hamal, “Para mara almıyorum; helal olsun.” deyip ağlayarak hızla uzaklaşır.
O günden bugüne, “Ser verip sır vermeyen yiğit “ olarak anılır Kaypakkaya.
Pekiyi, O’nu ihbar edeni kim biliyor, kim tanıyor?
Bilenler, tanıyanlar ne diye anıyorlar; acaba onu şimdi?
6.Filoyu kıble yapanlar ne oldu dersiniz?
Bir eli yağda, bir eli balda onların; öyle mi?
Sanmayın ki, bu hep böyle devam eder.
Gün doğmadan neler doğar, neler!..

06doruk06@gmail.com

------------------------------------------------------------------------------



YAZARLAR

  • Perşembe 21 ° / 5 ° Güneşli
  • Cuma 23 ° / 5 ° Güneşli
  • Cumartesi 23 ° / 5 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.483%0,00
  • DOLAR

    7,2003% 0,43
  • EURO

    8,7831% 0,65
  • GRAM ALTIN

    414,91% -0,18
  • Ç. ALTIN

    684,6015% -0,18