YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Nursel DURUEL..

Söyleşi: Gül PARLAK

Deneme: ŞAHİN TAŞ

Levent Karataş

Söyleşi: Bayram Sarı

2021 Dünya Öykü Günü Bildirisi

GÜLSER KUT-ARAT : 68 ve 78 KUŞAĞINDA AŞKA VE CİNSELLİĞE FEMİNİST BAKIŞ AÇILARI.

Öykü: Tayfun AK

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Şükrü ERBAŞ...

Öykü: Recep NAS

ŞİİR: NİHAT ZİYALAN - BALIKLAMA

Öykü: İlknur GÜNEYLİOĞLU - TÜRKİYE HARİKALAR DİYARINDA

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: YEKTA KOPAN...

Öykü: Ayten KAYA GÖRGÜN - KİMİNLE KONUŞTUĞUNU ANLADIM

M. Şehmus Güzel’den Ücretsiz E-kitap Uygulaması

Dilvin Yasa: Neden Ebeveynlerimizin Ölümlü Olduklarını Kabullenemiyoruz?

İlkay TUNA : MÜBADELE GERÇEĞİ ÇERÇEVESİNDE AREV ROMANI

DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Nemika Tuğcu        

KÜÇEREKLER, EPİZODLAR, ANLAR: Levent KARATAŞ

ÖYKÜ: SENGIIN ERDENE (RAHİME SARIÇELİK ÇEVİRİSİYLE)

Öykü: Buket DÜZGEN

Dilvin Yasa: Neden Ebeveynlerimizin Ölümlü Olduklarını Kabullenemiyoruz?

Nihat, Nedret Ziyalan Ailesinin İstanbul’da yaşayan manevi kızları Dr. Av. Nurhan DEMİRHAN’ın Türkçe çevirisiyle...

Sevgili babasının yaşlanmasını izleyen Dilvin Yasa, onunla sahip olduğu alışılmışın dışındaki bağ üzerine düşünüyor.

Gazeteci Dilvin Yasa babası Nihat Ziyalan’la 2006'daki nikahında. Kaynak: Sunday Style

Küçükken olmayı en sevdiğim yer babamın omuzlarıydı. Gerek bana okyanusa karşı olan korkularımı yenmeyi öğretirken olsun, gerekse dondurma almak için eğilirken; hep aynı şekilde dururduk, ayaklarım sırtına tatlı bir şekilde dokunur boynuna sarılan kollarım da nefes almasını zorlaştırırdı.  Seneler böyle geçti. Ben büyüyüp ağırlaşsam, babam yaşlansa ve nefesi kesilse de ben bu hareketimizden vazgeçmeden o da vazgeçmemeye kararlıydı.  Hayatımın en iyi günleriydi.

Dün babam yere düştü. Seksen yaşındaki babam sert bir şekilde yere düştü, uzun beyaz saçları ise sanki yere dökülmüş süt gibi kafasını sarmaktaydı. "İyiyim" diye ısrar etti. "Geliyor musun?" "Ne yemek istersin?" Onun durumu iyi, böyle olduğu için de mutluyum, fakat benim o kadar da iyi olduğum söylenemez.  Görüyorsunuz, artmakta olan bu tıbbi sorunlarımızın hipertansiyon ya da kireçlenme gibi isimleri olsa da ortak noktaları bana babamı her daim takip eden ölüm adında bir hayalet olduğunu hatırlatmaları. İster on sene ister yirmi sene sonra olsun,  telefonumu elime aldığımda babamın sesini duyamayacağım bir gün olacak.

Son birkaç senede arkadaşlarının ölümüne tanık olan babam da aynı şeyi düşünüyor. "Dilvin, zamanı geldiğinde bedenimi yakmanı istiyorum." diye belirtti hayatı üzerine sessiz bir şekilde düşünürken. "Ah baba, seni şu an bu koltukla beraber yakmadığım için şanslısın." diye cevap verdim ve doyasıya güldük. Yemek yerken, hatta babam beni arabaya geçirirken bile gülüyordum, ta ki arabaya binene kadar... Eve gidene kadar hüngür hüngür ağladım.

Ebeveynlerimizi kaybetmek hiçbir zaman kolay olmamıştır ama babamla ben o kadar birbirimize benziyoruz ki onun kişiliğinin nerede bittiğini ve benimkinin nerede başladığımı bilmiyorum.  Eğer o olmazsa acaba ben de mi olmam? Bundan neredeyse eminim.

Bizim tanışmamız pek alışılagelmiş değildi; açıkçası birbirimizi bulduğumuzu düşünmek isterim.  Zor durumdaki bekar bir anneye aşık olan babam, büyük bir zevkle onun üç çocuğunu kendisininmiş gibi büyüttü ve dört yaşından itibaren benim "yeni ve geliştirilmiş" babam olmakla kalmadı, aynı zamanda bana bir çok hayat dersi veren Usta Yoda'm[1] oldu.

Yasa'nın babası ona birçok hayat dersi öğretti. Kaynak: Thinkstock

Somurtkan bir ergenken aklıma kazınan anılardan biri evsiz bir adamın babama para dilenmek için gelmesiydi. Babam adamın üzerindeki kirli Akubra şapkaya öyle bir tepki vermişti ki adamı  Marc Jacobs bir şapka giyiyor sanardınız.

"Senden bir iyilik isteyebilir miyim?" diye gülümseyerek adama sordu. "Şapkana bayıldım. Bana satıp satamayacağını merak ediyordum." Adam sonunda cebinde 60 dolarla mağrur bir şekilde bizden uzaklaştı. "Hıh, neden böyle bir şey yaptın ki?” diye sordum. "Şapkanın umrumda olduğumu mu sanıyorsun?" dedi babam. "Tüm mesele adama saygı göstermekle alakalıydı." Babam bana kibarlığın önemini gösterdi.

Seneler sonra yeni işimde zorluklar yaşarken babam o zamanki patronum Kerry Packer'ın ofisine girip yüklü bir zam talep etmemde ısrar etti.

"Her devrim bir kişi ile başlar!" Dediklerini o gün dinlemesem bile sözleri aklımda kaldı, ve zamanla sadece "Bükemediğin eli öpeceksin" gibi sözlerin bozgunculuk yaptığını değil, aynı zamanda eylemlerimizin dünyayı değiştiremese bile birilerinin dünyasını değiştirebileceğini öğrendim.

Gözaltında ziyaret ettiğim ve yakın bir zamanda serbest bırakılan bir mültecinin evine gittiğim zaman uzunca elimi tutup bana teşekkür etti. Evet, Avustralya'nın mültecilere yönelik katı bakış açısında bir değişikliğe yol açmadım, fakat ziyaretlerim o kadın ve çocukları için bir fark yarattı.

Daha yakın bir vakitte babam ile beraber  Sidney'deki King's Cross'da yürürken bir hayat kadını bize yaklaşıp grup seks teklifinde bulundu. Bağırıp çağırmanın ya da kadına bir şey fırlatmanın kabul edilir bir durum olmasına rağmen babam başını geriye atıp gülmeye başladı. Sonrasında ise kadın ile kahve içmeye gidip ona yardımcı olmaya çalıştı.

Yasa'nın babası ona yardıma ihtiyacı olanlara yardımcı olmayı öğretti.

O akşam beni aradı. "Dilvin, bu kadınla arkadaş olmalısın; koskoca dünyada kimsesi yok." Bu kadın, hakkında dürüst olmak gerekirse, dişi bile olmayan her günü kaotik geçen biriydi, buna rağmen babamın önerisini dikkate aldım. Peki bundan ne ders çıkardım? Herkesin bir arkadaşa ihtiyacı vardır.

Bu örnekler ne kadar hayatımdaki "olaylar" olsa da, belki de bana öğrettiği en önemli şeyler bana doğrudan gösterdiği şeyler değil, sakin ve sessiz bir şekilde yanımda olmasıydı. Ne kadar klişe bir örnek olsa da; babam annem ile 35 senedir beraber olmasına rağmen hala ona ilk günkü gibi bakıyor. Babamın anneme bakma şeklinden sadece sevmeyi değil aynı zamanda sevmeyi hak eden birine kalbimi açmayı öğrendim.  Eşim de tıpkı babam gibi.

Yasa'nın babası onu yazı yazması için cesaretlendirdi.
Benzeri bir şekilde ben büyürken evimiz binlerce kitapla doluydu, babamın klasikleri akşamın geç saatlerine kadar zevkle okumasını izlerdim.  Eninde sonunda onun ilgilendiği şeyler benim ilgilendiğim şeyler haline geldi. Hatta okuduğum her kitaba on dolar karşılığında bir ana fikir yazmamı sağlayarak kitaplara olan sevgimi de geliştirdi.  Babam olmasa yazdığım bu sayfalar da olmazdı.Bazen babamla ben pencerelerimizden birinin kenarından iki güvercin gibi dışarı bakardık. Aynadaki yansımalarımızdan ona derince bakardım.  Titreyen elleri Navajo yüzükleri ile dolu olan babamın (bu mücevherat düşkünlüğüne 70’lerinde başladı) bir zamanlar sokaklarda belirli bir amaçla yürüyen aynı adam olduğunu düşünmek bir hayli zor, fakat bana gülümsediğinde, ne kadar yaşlanmasını görmek benim için oldukça zor olsa da,  tüm kalbimle sevdiğim babam olduğunu görüyorum.
Önümüzdeki senelerin zorlaşacağının farkındayım ama babamın annemi ve beni seçtiği her gün için minnettarım.  Yazdıklarıma baktığım zaman onun muhteşem hayatına tanık olduğum için ne kadar şanslı olduğumu anlıyorum. Umuyorum ki bunu okuduğunda (Doğum günün kutlu olsun baba!), ne zaman hayata veda ederse etsin benim yanımda olduğunu bilecek.  Başından beri onu dinliyordum ve hep öyle sürecek.

----------------------

[1] Kimi zaman geleceği görebilen, kimi zaman bilgeliğiyle akıllarda yer bırakan, kimi zaman gücü kullanma şekli ile ‘‘Karanlık Taraf ’’ yanlılarını bile derinden etkileyen, efsane eğitici bilge.