KONUK YAZAR


NALAN ÇELİK, 'ASTERİX’İN İLK ÇEVİRMENİ GAZETECİ ALİ AVNİ ÖNEŞ'İ ANLATTI

Öneş’e göre gazeteciler: İki yüz yıllık ileri medeniyetin asıl kurucularıdır. Onlar doktordur, cemiyetteki bozuklukları en ince ayrıntısına kadar görüp, teşhir eder, iyileşmesini sağlar. Öğretmedir, pas tutmuş zihinleri ışıklandırmaya ömrünü verir. Ruh ve ahlak eğitmenidir. Halkla hükümeti birbirine yaklaştıran, gönüllü görevlidir. Bu ağır sorumlulukları karşılık beklemeden omuzlarında taşıyan gazetecinin maddi rahatlığının düşünülme zamanı gelmiştir, anket bu yolda atılmış ilk adımdır.


 

             NALAN ÇELİK YAZDI

 

“10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü”ne, Oktay Akbal’ın bir sorusuyla başlayalım: “Ali Avni Öneş vardı. Kaç kişi bilir bu adı?” (1) 30 Nisan 1926’da Giresun’da doğan, 11.11. 1982’de biraz dinlenmek için gittiği memleketinde kalp rahatsızlığı nedeniyle ölen Gazeteci-çevirmen-yazar Ali Avni Öneş, elli altı yıllık kısa yaşamına neler sığdırmış? Öldükten on üç yıl sonra çocukluk arkadaşı Hasan Öğütçü, kardeşi eleştirmen-şair Mustafa Öneş’in birlikte hazırladığı Giresunumuzun Değerleri-Ali Avni Öneş kitabıyla tanıyalım.

Öneş’in yazma isteği ilkokul yıllarında başlar. Adı ilk kez okulun Cıvıltı adlı duvar gazetesinde görünür. Ortaokul yılları tatil aylarında mahalle arkadaşlarıyla, onlardan biri Hasan Öğüt’çüdür, çift yapraklı dosya kâğıdı üzerine el yazması gazete çıkarmaya başlarlar. Lise yıllarında konularını gazetelerden ilham alarak özgün fıkralar yazar. “Kırıntıcı” diye nitelediği kimi İstanbul yazarları gibi, İstanbul gazetelerini okumakla yetinmeyip, geç ulaşsa da taşra gazetelerini okur. Ona göre taşra gazeteleri boykot yapıp, İstanbul’a gazete göndermese gazetelerde yer alacak bir haber bulamazlar. İstanbul gazeteci patronlarının tek derdi, az masrafla gazete çıkarmaktır. Gazeteciliğin gelişmesi, ülkenin hali umurlarında değildir. Cinayet haberleri, aşk-macera romanları, Hollywood haberleri yeterlidir satış için. İlk fıkraları Yeşilgiresun gazetesinde yayımlanır, yaz tatillerinde gazetede çalışır. İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun çıkardığı, Yeni Adam dergisinde,  Ordu’nun Gürses gazetesine fıkra, eleştiri yazıları yazar.

İlkokuldan sonra parasız yatılı olarak okuduğu Galatasaray Lisesi’nde el yazması tek sayfa sınıf gazetesi düzenler. Sınıf arkadaşı Çetin Altan, başka bir sınıfta olan Şaban Ersöz’de birer tek sayfalık gazete çıkarırlar. İlk kalem kavgaları o yıllarda başlar. Liseden sonra Hukuk, Edebiyat fakültelerine devam etse de, ailesini geçindirmek zorunda olduğundan eğitimini sürdüremez. On yedi yaşındayken dünya savaş içinde ve biz dışındayken, kıtlığın başladığı günlerde Yeşil Giresun Gazetesi’ne, ‘Kış Gelirken’  başlığında mizahlı bir dörtlük gönderir: “Vurguncusu, soyguncusu, istifçisi, teşrifine tutar alkış/ Gelmededir ak cübbesi, ak saçları, ak çehresiyle karakış/ Aldırma Öneş, bulamazsan da ne odun, ne kömür, ne de mangal/ Isıtır gönlünü senin her an bir tatlı gülüş, Bir âhu bakış.”

1947 yılında yazar ve gazeteci Naim Tirali’yle Karadeniz Postası gazetesini kurar, yazı işleri müdürü olur. Halkevi’nin AKSU dergisini beş yıl kadar yönetir. 1950’de İstanbul’da Armağan ve Ateş çocuk dergilerinde telif-çeviri öykü ve romanları yayınlandı. 1952-1954 yıllarında Yenilik Yayınevi’yle dergisini yönetti. Aynı yıllarda Fikir ve Sanat Yayınları Dağıtım bürosunu kurar. 1958’de çevirmen ve yazar olarak Vatan gazetesinde magazin yönetmeni olarak çalışmaya başlar. 1979 yılında Aydınlık gazetesinde çalışırken emekli olur. Serbest çevirmen-yazar olarak çalışmalarını sürdürür.

Öneş, sözcükler ve kavramların boşalmış ya da yok olmuş içeriklerini ele alarak yazmaya başlar. ‘Tetkik’, ‘inceleme’ sözcüklerini ele aldığı bir yazısında, yaşamın birçok alanına değinir, ardından günlük siyasete dokunuverir. Mevsimler geçip, kış gelmiştir. İşler tetkik safhasındadır. Öneş’e göre inceleme, tetkik, sonucu olmayan çalışmadır. Mesela der, bir Maden Araştırma kurumumuz var. Petrolü araştırır, bulamaz. 2021 Türkiye’sinde müjdeler verilerek araştırma devam etmektedir. Yazının devamında diplomatlara ilişkin bir kuraldan söz eder: “Bir diplomat hiçbir zaman hayır demezmiş. Eğer evet diyorsa belki, belki diyorsa hayır manasına gelirmiş.” 1972’li yıllara kadar Oktay Yurdatapan adıyla müzisyenlik yapan, 1975’den sonra takma adla şarkı sözü yazıp, beste yapan Tuğrul Dağcı, Öneş’in özgün fıkra yazmak için gazetelerden ilham aldığı gibi, ‘Cici Kızların’ seslendirdiği “I ıh” adlı şarkının sözlerini yazarken diplomat kurallarını, kadın kurallarına çevirmiş olabilir mi?    

Öneş ‘Çin işi’ deyimini alıp, konuyu televizyon reklamlarına getirir. Banka, banker, deterjan, gazete reklamlarının Çin işkencesinin balyozu gibi tepemize inişinden söz ederken öğreniriz ki ilk reklam, M. Ö. 960’da Çin’de Song Hanedanlığı sırasında kullanılmış. Yunanlıların dokuma sanayi için iğne üreten Liu ailesi metal plaka üzerine firma amblemiyle ‘iğnelerimizi iyi kalite çelikten yaparız. İstenilen yere hemen göndeririz’ cümlesini işlemiş. Yazıyı, ah bu Çinliler ne dert sarmışlar dünyanın başına diyerek bitirir. Coronayı’da dünyaya saldıktan sonra Sinovac aşısını da Türkiye’nin başına saldılar ah bu Çinliler.

Tarihi ve mitolojisiyle fındıktan ısırgana Giresun’u tanıtırken, edebiyata emek vermiş arkadaşlarını anmadan geçmez. Fındığın kurdu Kemal Peker dostumuz diyerek, Peker ‘in 1948’de yayımlanan ‘Fındık’ tarihçesi kitabına atıfta bulunur. Fındık geçmiş zamanlarda da para etmese de kent halkı için nimettir. Ticaret ilahı Merkür’ün elindeki asa fındık dalındandır. Latin Şair Vergilius’un kır-çoban şiirlerinde fındık övülür. Dafnis’le Mopsus flütleriyle fındık bahçelerinde buluşur. Fındık çubuğu Romalılar için bereket simgesidir. Türküler, maniler, şiirlerdedir fındık. ‘Çotanak’ denilen yeşil kılıfları yırtan fındık Giresunlu şair Can Akengin’e esin olur. Öneş’le tanırız onu: “Fındığı olgunlaşan dallar çimdi çıdıktır/ Yardan ayrılan ey Can, şimdi nasibin hıçkırıktır.”

Giresun denildi mi akla fındıktan önce kiraz gelir. Adını Giresun’dan almıştır. Latin doğa bilgini Plinius eserinde, kiraz Lüküllüsün Mitridal zaferinde Pontus-Cerasus’tan yani Giresun’dan alınıp Roma’ya getirilir, oradan Avrupa’ya yayılır. Değdiğinizde arı gibi sokan, Giresunlularca sırgan denilen ısırgan, şakalaşma konusudur. Giresunlu’lar Ordu’lulara ‘kabakçı’ diye takılırken, onlar da ‘sırgancı’ derler. Öneş’in tanıttığı şair Bahtiyar Dayımoğlu Giresun’dan başlıklı şiirinde: “Ana Giresun’dan gelirken bana/ Unutma da/ Sütlü fındık, süt elma/ Sırgan da olsun pancarla/ az da sütdarı unu getir.” diye seslenir memleketine.

Fransızca, İngilizce, İtalyanca, Latince bilen Öneş’in Atom Casusları-Çocuk Romanı (1974)     Sezer Duru ile birlikte hazırladıkları Çağdaş Dünya Edebiyatı Ansiklopedisi (1976) adlı kitapları yayımlanır. Geçinebilmek için birçok resimli çocuk kitabı çevirir. Asterix’in ilk çevirmeni, kahramanlarının Türkçe’deki ad babasıdır. Kırka yakın roman, hikâye, bilimsel eser, teknik kitap çevirir. Zweig, Juless Werne, Steinberg, Somerset Maugham, Freud, Henri Galier’i çevirileriyle Türkçeye kazandırmıştır. Çeviri yaptığı yazarlara ilişkin inceleme yazıları Milliyet Sanat dergisinde yayımlanır. Yazar Colette’e ilişkin bir yazısında, hangi kitaplarının çevrildiği-çevrilmediğine ilişkin doküman verirken sorar, neden bu kıymetli kadın yazarın geç ve az kitabının çevrildiğini.

Naim Tirali’nin ‘geçmiş zaman ermişi’ diye nitelediği Öneş’in ‘Haftanın Süzgeci’ adlı köşe yazılarından biri ‘Gazeteci’ başlıklı. Yazılarında milli ve ülkeye ilişkin konulara yer veren ‘Tasviri Efkâr’ gazetesinin başlattığı Türk Gazeteciliği anketine değiniliyor. Anket sonucu şöyle haberleştiriliyor. Batıdakilerle boy ölçüşebilecek seviyedeki gazetelerimiz manevi olarak gelişme gösterememiştir. Nedeni gazeteciliğin meslek sayılmaması, gazetecinin de meslek sahibi olarak tanınmamasıdır. 28 Haziran 1862’de İbrahim Şinâsi’nin yayınlamaya başladığı gazete onlarca kez kapatılır, sürekli adı değişir. Halkı bilinçlendirmek için gazeteyi bir araç olarak gören, ilk Türkçe tiyatro olan Şair Evlenmesi’nin yazarı ‘tefrika’, ‘abone’ gibi kavramları gazetecilik dili-yaşamına yerleştiren Şinâsi’nin artık başında olmadığı gazetenin anket yazısı sonucunu, Öneş şöyle değerlendirir. Aydınlarımızın saptaması inkâr edilemez, her şeyi yalnız maddi ölçülerle değerlendirmeyi alışkanlık haline getirmiş olan cemiyet belki haksız sayılmaz. Çalışanlarına devamlı gelir sağlamayan gazetecilik mesleği değersiz, önemsiz sayılabilir. Öneş’e göre gazeteciler: İki yüz yıllık ileri medeniyetin asıl kurucularıdır. Onlar doktordur, cemiyetteki bozuklukları en ince ayrıntısına kadar görüp, teşhir eder, iyileşmesini sağlar. Öğretmedir, pas tutmuş zihinleri ışıklandırmaya ömrünü verir. Ruh ve ahlak eğitmenidir. Halkla hükümeti birbirine yaklaştıran, gönüllü görevlidir. Bu ağır sorumlulukları karşılık beklemeden omuzlarında taşıyan gazetecinin maddi rahatlığının düşünülme zamanı gelmiştir, anket bu yolda atılmış ilk adımdır.

Gezi’yi anımsayarak günümüze baktığımızda kendiliğinden-zorunlu gelişen bireysel gazetecilikle karşılaşırız. Gaz fişeği başına isabet eden gencin, yaban hayvanı taşırcasına polislerce götürülen bir gazetecinin, tecavüze uğramış küçük kızın, 8 Mart’ta yerde sürüklenen kadınların, Dipsiz Göl, Salda Gölü, Hasankeyf’in yok edilişinin, Peri Bacaları’nın dibine yapılan villaların, Kaz Dağları’nın kelleşmiş tepeleri, perişan edilen Galata Kulesi’nin ilk görüntüleri, ‘Çok talep var’ söylemiyle gerçekleştirilmek istenen “Kanal İstanbul” projesinin, evlerinden-mahallelerinden uzaklaştırılan aileler, son yeşil alanlar, göl-deniz-nehir katliamında, halkın yaklaşamayacağı korumalarla korunacak mantar gibi bitiveren külliyeler ve niceleri, yörede yaşayanlar, dilimize yeni eklenen adını bile bilmediğimiz ‘yaşam savunucuları’nca bir fotoğraf-videonun sanal ortamda paylaşılmasıyla, yine yaşam savunucusu, bir elin parmakları kadar kalmamış muhalif gazetelerin gazetecileriyle araştırılarak, olay yerine gidilerek haberleştirilmektedir. Sonrası yasaklar, cezalar, gözaltı, tutuklama, hapiste unutulmuş gazeteciler. Twitter’de yaşam savunucu insanlara düşen de adliyelere, hapishane önlerine gidip destek olmak “Gazetecilik Suç Değildir” hashtag’leri. Dünya hapisteki gazeteciler günü de kutlu olsun!

Öneş’i ölmeden üç gün önce görenlerden Oktay Akbal, Agop Arad, Melih Cevdet Anday. Ölüm haberini duyan Anday, şaşıp kalırken şöyle söyler: ‘ölmeden üç gün önce yaşıyordu.’
Öneş’leri unutmayalım, yaşatalım.

 

 

        

         

 

 

 

 

 

 

 

 

 



YAZARLAR

  • Salı 18 ° / 5 ° Bulutlu
  • Çarşamba 18 ° / 8 ° Fırtına
  • Perşembe 16 ° / 8 ° Sağanak
  • BIST 100

    1.536%-0,27
  • DOLAR

    7,3481% -0,76
  • EURO

    8,9493% -0,56
  • GRAM ALTIN

    438,38% -0,77
  • Ç. ALTIN

    723,327% -0,77