YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Nursel DURUEL..

Söyleşi: Gül PARLAK

Deneme: ŞAHİN TAŞ

Levent Karataş

Söyleşi: Bayram Sarı

2021 Dünya Öykü Günü Bildirisi

GÜLSER KUT-ARAT : 68 ve 78 KUŞAĞINDA AŞKA VE CİNSELLİĞE FEMİNİST BAKIŞ AÇILARI.

Öykü: Tayfun AK

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Şükrü ERBAŞ...

Öykü: Recep NAS

ŞİİR: NİHAT ZİYALAN - BALIKLAMA

Öykü: İlknur GÜNEYLİOĞLU - TÜRKİYE HARİKALAR DİYARINDA

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: YEKTA KOPAN...

Öykü: Ayten KAYA GÖRGÜN - KİMİNLE KONUŞTUĞUNU ANLADIM

M. Şehmus Güzel’den Ücretsiz E-kitap Uygulaması

Dilvin Yasa: Neden Ebeveynlerimizin Ölümlü Olduklarını Kabullenemiyoruz?

İlkay TUNA : MÜBADELE GERÇEĞİ ÇERÇEVESİNDE AREV ROMANI

DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Nemika Tuğcu        

KÜÇEREKLER, EPİZODLAR, ANLAR: Levent KARATAŞ

ÖYKÜ: SENGIIN ERDENE (RAHİME SARIÇELİK ÇEVİRİSİYLE)

Öykü: Buket DÜZGEN

KÜÇEREKLER, EPİZODLAR, ANLAR: Levent KARATAŞ

KÜÇEREKLER, EPİZODLAR, ANLAR: Levent KARATAŞ

Ay Işığı Renginde
Ajansın muhasebecisi Saadet. Konforlu odasının kapısı yalnızca patrona açıktır. Maaş ya da avans günleri karşılaşırdık. Bir kez de Vali Konağı Caddesinde. Subay nişanlısıyla. Üç kez, o aynı karşılaşmayı; başka biçimlerde anlatmıştı. Üçüncü anlatışında -gülümsemek yerine- yanıt verdim.

+ İnci takmıştı Nişantaşı'nda karşılaştığımız gün. Hem kolyesini ona, hem sizi birbirinize yakıştırdım.

-Evet! Ay ışığı renginde

Mektup

Gülleri topluyorsun vazodan. Yerine çarşıdan aldığın papatyaları koyuyorsun. Telefonda, uzun uzun susuyorsun. Çay ve ilkbahar çörekleri seviyorsun. Kolejlisin biliyorum, esriksin. Ama hep bir kapı kapanıyor seni sevince. Kapıların sımsıkı ve gerçek. Ruhun kapılarının anahtarlarını senden saklıyor. Kötü bir rüyadan uyanmış gibisin; vazoya papatyalardan sonra laleleri koyduğunu unutup. Perdeleri açık unutup uyumuşçasına ürküyorsun, pervazlar ötesindeki duygulardan. Sözcükleri de unutmuş gibisin, rüyalarını. Zamanını bölüyor, aklını karıştırıyor sevgiler. Ve iki beninin arasında uçuyor aklın. Hayaller var, çok hayaller. Yalnızsın. Çırılçıplak ve yalnız. Yalnızlığın mis kokmalı, yalnızlığını analatik bile bulmuyorsun ne de modern.

Soğuk kış geceleri çocukken bunları düşünürdüm. Şimdi, kiraz ağaçlarıdan, dallarında çocukluğum varmış gibi, çocuk çocuk bakıyorum sana. Derler ya, bilirsin işte, bir an öyle olduğunu düşündüm, kahrolası hayatın. Yalnız iç uygarlığında yaşayan biriyim ben. Acı duyuyorum, eski ve kıskanç söylenceleri yanıtlamaktan. Çağlar önceydi bu ilkel duyguların konuşması. Onlar bitti, buradayım. Seninle. Soldier Of Fortune gibi seviyorum, o çocuğu. Düşüncelerin sınırlarını bana anlatan, ben çocuğu. Zorlu bir kış geçirdim. Kulaklarıma dolan bu sesler, yüzüme yapışan bu yapay şeyler değil. Tut elimi, gerçek bu çocuğun söyledikleri...

Siklamen

Çiçek isimlerini öğrenmek için onun dükkânına gidiyorum. Bahane. Hissettirmeden çiçeklerin hemen hepsinin fiyatını soruyorum.

Ne kadar?
-Saksı içindekileri de-
“Şu yaprakları tavşankulağını andıran çiçek?”
“Bildiniz, Türkçesi, Tavşankulağı. Kış çiçeği, Siklamen...”

Onu seviyorum.

Gezinti 

İşte şöyle oldu. Bu öykü şöyle... 

Kıraç, killi ve taşlı yolda bir alacakaranlık Sindrella’sı konuştu:  “Affedersiniz,  amfi tiyatro nerede?" “İlerideymiş" dedim, kuru ağzımla, şaşkın.

“Birlikte gidelim lütfen,”

Mavi gece, siyah yolda rüzgâr üflerken amfi tiyatroya, dağın ardındaki köye doğru yollandık. Konuşurken kokular bıraktı. İnce krem rengi uzun çok dökümlü elbisesinin içinde kalbi vardı, görünen. Nihayetlenince yol, kapıdan uygarlığa bırakırken onu "hoşça kal,” dedi tekil. “Hoşça kalın" dedim. Gerçekti bu an bütünleri. Gezinti…

Smile & Go!

Mutfak imgesinin bütün anlamlarının gözlerimin önünde, bombardıman olduğu caddelerden geçiyorum. Smile & Go! spotlu reklam panosunun ışıkları cenaze arabasında ışıyor. Para ile tanımlara varmış bir kalabalığa çarpmak üzereyim. Ça ça ça - Çarptım. Sendeledim. Düşmedim. Gençliğimi kıskandı ciklet çiğneyen yuppie. Ahahahaha 1997.

Behçet Necatigil’in Evler kitabı ruhu gibi bir sokaktayım, nihayet. Bu yokuşun başında benim de evim var. Saklambaç oyunlarında helâya saklanabileceğin bir tek göz, bir yuva. Ben hiç bulaşık yıkamamıştım. Yıkıyorum. Mükemmeliyetçiler çok iyi bulaşık yıkar.

Güz

Güz hastalık saçıyor. Uykusuzluk melankoli ve grip. Geceleri yağmur soğukluğunu hissettiriyorsa; ruhun çıplaklığı da üşüyor.
İlk yağmurlarda -biz, çocuklar- naftalinli hırkalar giyerdik kış bohçalarından. 
+Anne benim zebra pijamalarım ner'de?
-Ner'ye koymuşsan or'da! Ağzımın içindee!

Yağmur biz hırçın çocukları severdi. Doğacı çocuklardık. Mikrop yorgunluğu taşımazdı yağmur. Güz heves edilen-özlenilen döngüydü. Şu -nüfus cüzdanı eskimiş- fi tarihli kuşak için.