SANİYE VİLDAN GÜZEL - İNADINA ŞİİR


GALATA KÖPRÜSÜ


"İNSANLAR KÖPRÜDEN GEÇMEDİĞİ ZAMAN /ACABA KÖPRÜ DÜŞÜNÜR MÜ?"    -SAİT FAİK

"Böyle otomobilsiz yaşanmayan köprüler, yalnız Türkiye'de var. Sevgililer gelip sevişemez, randevulaşamazsın, bir arkadaşınla buluşamazsın, gurubu seyredemezsin,

sadece arabayla geçersin... Bunlar demir yığını... "Can Yücel ne güzel saptamış, asma köprülerle insan arasındaki iliskiyi...

Evet! İnsanla ilişkisi yoksa, bir köprü neye yarar? Can Yücel, böyle düşünmüş ve yazmış

olmalı "Dayılar Dayılanıp Yaylar Yaylandıkça" şiirini..

"Galata Köprüsü tir tir titriyor

Bunlar beni de asma köprü yaparlar diye

Yüreğinin dubalarını geniş tut, ihtiyar!

Sen böyle nice dayılar gördün bu güne kadar

Hepsi de yedeklerinde sürüye sürüye ayılarını

Senin üstünden azamet-i böbreki kalpak-ı pöstekiyle geçip

Tarih'in hayvanat bahçesini boyladılar."   -CAN YÜCEL

 

Selahattin Hilav, Can Yücel'in şiirinin temel öğelerini şöyle sıralıyor:

"Töresel/ resmi dil anlayışının çarpıttığı sözsel dünyaya karşı çıkış ve şiirsel sözcük dağarcığının pervasızca genişletilmesi; mizah, alay, yergi, öfke, sevecenlik, lirizm ve bunlara alt yapılık yapan kapsayıcı bir kültür ve bilgi, her an işleyen eleştirel dünya görüşü, siyasal bilinç ve kendini durmadan sorgulayıp deşen bir öznellik..."

Can Yücel'in dili.... "Bu dil, yalana hayat hakkı tanımaz."

"Duygudan Şiire 2- Şiirlerin Öyküleri ve Anıları" adlı  2019'da yayımlanan araştırma- inceleme kitabımı hazırlarken, tüm şiir kitaplarını döne döne okumuş, Eski Datça'ya evine gitmiş ve eşi Güler Yücel'le de görüşmüştüm. Yalan değil,  yanlış bir şey görmedim yazdıklarında. "Az bile söylemişsin Can Baba" dediğim çok oldu; ama, " Hadi canım Can Baba, bu kadar da olmaz ki!" dediğim tek dize bile anımsamıyorum.

Biraz geç kaldım... Geç mi!.. Bir ay önce yolun sonundan döndüm. Yani epeyce geç kaldım, bazı şeyleri anlamak için... "Çok ağır geçen hayatımızın içinde, ironi, bütünselliği bozmayacak ana çaredir. Bir direnç kahkahasıdır." diyor Can Yücel, bunun doğruluğunu anladım.

Cemal Süreya, ironiyi şiirdeki düşünce ve çağrışım zenginliğinden kaynaklanan ince bir alay, humoru da zekânın beklenmedik bir şekilde belirdiği incelikle düşünülmüş bir espri olarak tanımlar.

Cemal Süreya, ironi ve humoru, yoğun ve çarpıcı bir şiir dili  yaratabilmek için kullanıyor 

hiç kuşkusuz; ardından başka temel amaçlarını gerçekleştirmek için... Ben, yerleşik, ama, pek benimsemediğim toplumsal değerleri eleştirmek için kullanmak isterdim..

Bu yaşımda; "yaşamımda mizah, alay, yergi, öfkeye ve bunların dışavurumuna daha çok yer verseydim keşke..." diye düşünüyorum. Attilâ İlhan, "sevmek için geç ölmek için erken" diyor bir şiirinde...

Ben de "Kendime ve hayata karşı itiraz için geç, ölmek için erken" diyorum. Eksikliğini duyduğum şeylere, ciddiyetten uzaklaşıp, alaya alarak tepki veremediğim için kendime itirazım var. Çok da baş eğen biri olmadım; ama, yine de yüksek sesle "HAYIR!" diyemediğim şeyler oldu. 

  Ben Galata Köprüsü'nü yazacaktım bugün... Can Yücel'le söze başlayınca, daldım gittim.

Çok severek okuduğum bir kitaptan söz etmek istiyorum. Arkadaşım Birsen Aydınbaş'ın

(Güven) armağanı bana... Mehmed Kemal'in Aralık 1977 yılında basılmış Acılı Kuşak adlı Anılar, Söyleşiler, Denemeler kitabı. Araştırma - inceleme çalışmalarım sırasında o kitabı bulamadım deyince, 1978'de adına imzalanmış kitabı göndermişti bana; her okuyuşta anıyorum sevgili arkadaşımı...

Galata Köprüsü üzerine yazı yazarken anımsadım Mehmed Kemal'in kitaptaki yazısını...

"Köprüde Karşıma Çıkıverdi"

" Birdenbire bir kuş gibi, bir balık gibi, bir adam gibi çıkıverdi Köprü'nün üstünde önüme  şaşırdım... O da şaşırdı. Daha doğrusu şaşırmadı da, suçüstü yakalamamdan ürktü. Balıksı gözlerini süzerek, parmağıyla tatarsı dudaklarını büzerek:

"Sısss..." dedi. "Nereden çıktın karşıma hergele?"

"Ulan Sait!.. Sen?."

"Ben ya, itoğlu itler!.."

"İtliği de kimseye bırakmamışsın..."

"Sen de..."

"Vay kopuk... Ulan sen ölmedin mi?"

"Ben ölmem... Ölenler belli..."

"Orhan nasıl, Suphi nasıl, Cahit nasıl?"

Sevgili okurlarım, anladığınız gibi, bu bir hayali karşılaşmadır. Mehmed Kemal; Orhan Veli'yi, Suphi Taşhan'ı, Cahit Sıtkı'yı sorar.

"Görmedim bile..." yanıtını alınca: 

"Ulan nereden geliyorsun sen? Oradan gelmiyor musun?"

"Kimin evini kimden, kimin köyünü kimden soruyorsun?"

 Mehmed Kemal, "Mavnalar geçiyordu Köprü'nün altından, çatanalar geçiyordu. Bir odun kayığı motorlu gidiyordu. Çata çat, çata çat... Kıyı balık tutanlarla doluydu. Kıyı dedimse Köprü'nün korkulukları. Misinalar ayaklara takılıyordu " diye sürdürür konuşmasını.

"Mavnalar" öyküsünü anımsar Sait Faik'in. Günün edebiyatından konuşurlar.

"Kimler yazıyor şimdi? Bir iki ad söyle..."

"Bak Füruzan var... Leylâ Erbil var... Bekir Yıldız çıktı."

"Yahu Sabahattin'i, Nazım'ı, Orhan Kemal'i görmedin mi?"

"Yok be kardeşim, onlar henüz bizim kompartımana gelmediler..."

"Hadi bir tavla atalım Sait..."

"Meserret'e gidelim."

"Meserret pastane oldu."

"Tokatlı'da bir bira içelim öyleyse..."

"Meydan oldu oralar..."

"Nektar'da bir yudum?"

"Ayakkabıcı oldu."

"Lambo?" 

 "Sizlere ömür..."

 "Bizlere değil, sizlere ömür..."

"Muhteş?"

"Lokanta..."

"Cennet Bahçesi?"

"Kimsenin gittiği yok... Gitse gitse, belki Oktay Akbal gider... Eski günleri anmak için..."

"Asmalı Mescit?"

"Barhane"

"Ulan tat komamışsınız İstanbul'da..."

Gözümü açıp kapayıncaya dek Köprü'den aşağı süzüldü... Duman gibi, sis gibi yiten bir koku gibi uzaklaştı...

"Nereye Sait..." diyemedim.

Gitmişti..."  -MEHMED KEMAL

 

Yazarların, ozanların  uğrak yeridir Galata Köprüsü... Köprü, 1940-1960 yıllarında yaşar edebiyatta en canlı hâliyle... Köprü deyince ilk akla gelen Sait Faik'le Orhan Veli'dir.

"Köprü'nün üstünde el ayak çekilmişti. Üstünden başından amele olduğu anlaşılan adamla, yine aynı yaşlarda elbisesinden gemiciliği dökülen bir başka adam hiç konuşmadan yan yana sigaralarını tüttürerek Üsküdar'a doğru bakıyorlardı. Sait Faik'in

"Mavnalar" öyküsü böyle başlıyor. Yazarın "Sarnıç" adlı kitabında bu öykü, okumanızı öneriyorum.

Orhan Veli'nin "Galata Köprüsü" şiirini, siz şiir severlerden bilmeyen yoktur; ama yazıyorum yine de: 

Dikilir köprü üzerine,

Keyifle seyrederim hepinizi.

Kiminiz kürek çeker, sıya sıya;

Kiminiz midye çıkarır dubalardan;

Kiminiz dümen tutar mavnalarda;

Kiminiz çımacıdır halat başında;

Kiminiz kuştur, uçar, şairâne;

Kiminiz balıktır, pırıl pırıl;

Kiminiz vapur, kiminiz şamandıra;

Kiminiz bulut, havalarda;

Kiminiz çatanadır, kırdığı gibi bacayı,

Şıp diye geçer Köprü'nün altından;

Kiminiz düdüktür, öter;

Kiminiz dumandır, tüter;

Ama hepiniz, hepiniz...

Hepiniz geçim derdinde.

Bir ben miyim keyif ehli içinizde?

Bakmayın, gün olur, ben de

Bir şiir söylerim belki sizlere dair;

Elime üç beş kuruş geçer;

Karnım doyar benim de.    -ORHAN VELİ

Elime sazı aldım mı bırakamıyorum; alıştığınızı sanıyorum artık uzun uzun yazmama... Şikâyetçiyseniz haber verin, kısa keserim; ama bilin ki hiç tat almam yazdıklarımdan...

KÖPRÜ 

"İnsanlar köprüden geçmediği zaman

Acaba köprü düşünür mü? 

Çamaşır mandalını gözlerinde sallayan meczubun geçtiğini

Üsküdar iskelesinin kanapelerinde güneş banyosu yapanı.

 

Üsküdar kıyılarının ötesindeki

Kastamonu, Sivas, Safranbolu… Erzurumu.

Burada insanların içinde büyük dürbünler.

Güller gibi açmıştır.

Yufkacılar burada açarlar, koskocaman oklavalarla

-İçlerindeki hamurdan-

Şeffaf ve titrek memleket rüyalarını.

...............

Hepsi yirmişer, otuzar yaşında ihtiyar rüyaları görmüş; 

Aşağıda, İstanbul bıçkınlarının söğüştüğü sandallarda.

Balıkçıların torik yakaladığına onlardan daha çok memnun; 

Çifti altmış paraya satılan bayat simitlerden hoşlanırlar.

Onlarda her şey bir derin uykudadır

Kahramanlık, dostluk, sevgi ve müsamaha…

Bütün lüzumlar ve lâzımlar.

 

Şu ensesi dümdüz ustura ile alınmış

Saçları arkaya taranmış.

Bol elbiseli, altın bakışlı, sarışın, uzun bacaklı adam

Kimdir biliyor musunuz? 

Onu köprüden başka, bir de eski polisler tanır:

-Ulan sen yine buralarda mısın? derler.

Omuzlarını kısar, ellerini cebinden çıkarır, atar ağzından cigarasını

- Gidiyoruz be muavin bey ağabey, der.

Bu meşhur yankesici, Yedikuleli İstavrodur

Ve hoş çocuktur.

 

Bir başkası gece saat ondan sonra vapurları ve ışıkları seyreder, güler.

 

Ah ona bir bilet alan olsa dünyayı dolaşmak işten değil; 

Onun yanındaki gitmemeyi, gitmek isteyerek düşünmekte

Yalnız bu sonuncuda her şey yalancı, hülya ve melânkolidir.

Her kim ki bir arkadaş bulmak için dolanmakta ise

Ondan çekinmeli...

Köprüde arkadaş olunmaz; 

Köprüden seyredilir."  -SAİT FAİK 

 

GALATA KÖPRÜSÜ 

Boşuna mıydı köprü üstünde

arayışım Celile Hanımı

oğlu Nazım Hikmet'in

özgür bırakılmasını istediği

dilekçesinin altına

bir imza atabilmek için

..............

Sokak kedileri Orhan Veli'nin 

sizi gidi komünistler sizi

mesken tutmasaydınız 

köprü altını

yıkılmazdı bugün

Marx'ın bir heykeli gibi 

...........

Bitti diyeceğim her şey ama 

eskisinden daha yüksek olan

beton köprünün üstünde

misinası kısa kalan bir çocuk

neyi bekler durur

oltasının iğnesi denize değmese de?..    -SUNAY AKIN

 

"Hiçbir şey kesin

değildir.

Her şey değişir!.

Her şey hareket eder

her şey döner, her şey

uçar

ve uzağa gider!"  -Frida Kahlo

Günün birinde özlediğiniz her şeyin gerçekleşmesi dileğiyle; HOŞÇA KALIN...



YAZARLAR

  • Pazartesi 32 ° / 18 ° Bulutlu
  • Salı 29 ° / 16 ° Parçalı bulutlu
  • Çarşamba 25 ° / 14 ° Parçalı bulutlu
  • BIST 100

    1.393%-1,05
  • DOLAR

    8,0833% 0,32
  • EURO

    9,7334% 0,63
  • GRAM ALTIN

    461,78% 0,30
  • Ç. ALTIN

    761,937% 0,30