SANİYE VİLDAN GÜZEL - İNADINA ŞİİR


ALNIMIZDA BİLGİLERDEN BİR ÇELENK


 

"Alnımızda bilgilerden bir çelenk" dizesiyle başlayan ve "Durma durma koş" dizesiyle biten bu marşı, yeni kuşaklar pek bilmez; çünkü eski öğretmen okulları yok artık...

Biz yetişirken, çok severek, gururla okurduk... 

24 Kasım bizim için çok önemli, aynı ölçüde çok değerli bir gün; ÖĞRETMENLER GÜNÜ.

Bu yıl 5 Ekim'de de bir Öğretmenler Günü kutladık. 1966 yılında UNESCO ile İLO; "Öğretmenlik, çok özel bir meslektir." diye yola çıkarak uzun yıllar çalışırlar ve sonra Birleşmiş Milletler 5 Ekim'in Dünya Öğretmenler Günü olarak kutlanmasına karar verir.

Evet! Öğretmenlik çok özeldir. Öğretmenlerin statü ve durumları öne alınmalıydı, onlar için çok emek verilmeliydi. 5 Ekim meslek günüydü. Doğruydu kutlanmalıydı; ancak, 24 Kasım bize özgüdür, özeldir. Atatürk'ün doğumunun 100. yılıyla birlikte 1981'den beri okullarda kutlanmaktadır. İki özel gün de, farkındalık yaratmak için kutlanmalıdır; ama gönlüm 24 Kasım'dan yana.

Yeri gelmişken size iki öğretmen tanıtmak istiyorum. Prof. Dr. Süleyman Bozdemir ve Prof. Dr. Cemal Kurnaz.

Prof. Süleyman Bozdemir, benim ve eşimin öğrencisi olmakla gurur duyduğumuz AYÖO

(Ankara Yüksek Öğretmen Okulu) mezunu bir ağabeyimiz... Prof. Cemal Kurnaz da aynı okuldan ve benimle aynı bölüm mezunu olduğu için yakınlık duyduğum, kitaplarıyla tanıdığım bir akademisyen... Ben Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunuyum. Prof. Cemal Kurnaz ise Hacettepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu... Ben 1968 mezunuyum, Cemal Kurnaz 1979 mezunu.

 

Niçin bu iki öğretmeni tanıtmak istiyorum? Elimdeki son kitaplardan biri de Prof.Dr. Süleyman Bozdemir'in kitabı. Ankara Yüksek Öğretmen Okulu'nda benden bir devre büyük ve  buğulu da olsa anımsadığım bir büyüğüm olduğu, çalışmalarıma ara verdiğim zaman zevkle okuduğum bir kitabın yazarı olduğu için tanımanızı istedim. 

 

Prof. Dr. Cemal Kurnaz da aynı irfan ocağından yetişen ve yetiştiği ocağı hiç unutmayan, öğretmenlik mesleğini her şeyin önünde tutan, benimle aynı bölümden yetişmiş olduğu için tanıtmak istedim.

 

Prof. Dr. Cemal KURNAZ'ın -ÖĞRETMEN SÜLEYMAN BOZDEMİR- başlıklı yazısından bir alıntı:

 

"Süleyman Bozdemir’i kitabından tanıdım (Bir Yaşam Öyküsü- Eğitime ve Bilime Adanmış Bir Ömür, Karahan Kitabevi, Adana 2018, XX+584 s.). Hikâyemiz benzeşiyor. Benim gibi o da Toroslardan bir köy çocuğu. İkimiz de Aksu İlköğretmen Okulu’nda okuduk. O Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’ndan sonra Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik-Matematik Bölümünü bitirdi. Bense Hacettepe Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü. O şimdi emekli profesör.

Bana ne iş yaptığımı soranlara “öğretmen” olduğumu söylüyorum. Nerede çalıştığımı sorarlarsa üniversitede öğretim üyesiyim diyorum. Benim akademik uzmanlığım üniversite dışındakileri niye ilgilendirsin? Asıl olan öğretmenliktir. Onun üstünde bir unvan, bir paye yoktur bence. Biz her şeyden önce öğretmeniz. Süleyman Bozdemir de öyle."

İşte kendisini bir yazısında böyle tanıttığı için tanımanızı istedim. Bu sadece bir giriş... Bugünlük bir tanıtma... Daha sonraki yazılarımda kitaplarını da tanıtmak isterim.

Şimdi, çok değerli öğretmenler, bilim insanları, yazarlar şairler yetiştiren okullara geçiyorum.

 Yazımın başında eski öğretmen okulları YOK  dedim, yineliyorum ne yazık ki YOK!

 

Köy Enstitüleri vardı...

Köy Enstitüleri 17 Nisan 1940 yılında  kurulmuş, 1940-1946 yılları arasında hizmet vermiş, 1946’da ders programları kısmen değiştirilerek Öğretmen Okullarına dönüştürülmüştü. 1954’te tamamen kapatılmış ve İlköğretmen Okulu adıyla eğitim vermeye devam etmişlerdi.

 Bu kurum, bize, Türkiye'ye özgüydü. Bu öğretim projesini 1938 tarihinde Miili Eğitim Bakanı olan Hasan Âli Yücel yönetmişti. Kimler yetişmişti bu okullardan...

Çok değerli, unutulmaz öğretmenler; yazarlar, şairler... Mahmut Makal, Mehmet Başaran, Adnan Binyazar, Emin Özdemir, Talip Apaydın, Fakir Baykurt...

Bedri Rahmi Eyüboğlu, Bursa/Orhaneli/Çöreler köyünde tanımıştı Karadayı'yı. Sonra

"Karadayı'ya Mektup" şiirine konuk etmişti onu. 

KARADAYI’YA MEKTUP

Bursa’nın Orhaneli kazasının

Çöreler köyünden Karadayı

Acep böyle yazsam zarfın üstüne

Postalar iletir mi ona

Benim altı yıldır cepte taşınmış

Kenarları püskül püskül aşınmış merhabayı

Kusura bakma Karadayı

Nasılsa bir yerde unutmuşum

Senin çoban armağanı nikel tabakayı

Ama o ince belli, kınalı çilli su kabakları

Hâlâ masamın üstünde durur

Sallandıkça çın çın öter çekirdekleri

Bunlardan bir tanesini

Köy mektebinde öğretmen kardeşime verdim

Bütün yaz su kabaklarıyla donandı bahçesi

Bir çekirdek verdik bir bahçe doldu

Can sağlığı bundan ötesi

Ama diyeceğim o değil Karadayı

Sene bin dokuz yüz kırk altıydı

Aylardan ağustos ayı

Senin bende asıl şu sözün kaldı:

Bana öyle bir öğretmen gönder ki

Hem ölü yıkasın

Hem teravi kıldırsın

Hem eski yazıyı sökdürtsün

Hem yenisini belletsin

Bizim köy otuz beş hane

Birden fazla hocayı neylesin netsin?    -BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU 

 

Haklıdır isteklerinde Karadayı... Öyle bir öğretmen ister ki Karadayı; onun köyüne gelecek öğretmen, her konudan anlayan, dini de bilen, dünyayı da bilen biri olmalıdır. 

Çöreler köyünde minicik bir okul vardır ama, öğretmeni yoktur. Bedri Rahmi düşünür Karadayı'nın isteklerini... Köyü otuz beş hanedir Karadayı'nın, "Birden fazla hocayı neylesin netsin?" demiştir.

O zamanlar Bedri Rahmi' nin üç kardeşi de köy enstitüsünde çalışmaktadır.  Bu okulda yetişen öğretmenler, köyü kalkındıracak, kültür kazandıracak, bir etüvün ne demek olduğunu bilecek, gerekirse kendi elleriyle kurabileceklerdir.

İlköğretmen okulları, bir bakıma köy enstitülerinin devamı gibiydi. Öğretmen okullarında

Türkçe, matematik, fen bilgisi, öğretmenlik formasyon dersleri gibi dersler yanında, beden eğitimi, müzik, resim ve tarım gibi dersler de aynı derecede önemliydi. Her dersin ayrı laboratuvarı veya atölyesi vardı. Biz o yıllarda yaparak, yaşayarak öğrenirdik. 

Yetenekli öğrenciler, eğitim enstitüleri için özel olarak yetiştirilirlerdi; müzik, resim ve beden eğitimi derslerinde... 

 Süleyman Bozdemir , " 'Vasat öğretmen anlatır, iyi öğretmen açıklar, usta öğretmen öğretir, büyük öğretmen ilham verir.' bizim öğretmenlerimizde hepsi vardı." diyor kitabında...

İlköğretmen okulları, ilkokul öğretmeni yetiştiriyordu. Sonra 1959 yılında Ankara Yüksek 

Öğretmen Okulu açılmıştı. Bu yıl alınan öğrenciler, üç ve altı yılık öğretmen okullarından yeni mezun olmuş ve öğrenim süresince dönemlerinin en başarılı öğrencileriydi. Başlangıçta bu okul, liselerde özellikle boşluğu görülen matematik, fizik, kimya, biyoloji gibi fen dersleri alanına yöneldi  ve seçimini ona göre yaptı.

Onlar Ankara Yüksek Öğretmen Okulu'nun ilk mezunları olacaklardır. İçlerinden çok değerli bilim insanları çıkmıştır.

1960 yılında AYÖO Hazırlık Sınıfı Fen Kolu'nun yanı sıra ilk kez Edebiyat Kolun için de aynı yöntemle öğrenci seçimine başlandı. 1960 yılından başlayarak hazırlık sınıfına alınacak öğrencilerin seçimi şöyle yapılıyordu: Üç ve altı yıllık öğretmen okullarının öğretmen kurulları, Haziran ayının ilk yarısında okulun son sınıfına geçmiş olan, zekâ,

yetenek, bilgi, çalışkanlık, ahlak ve karakter bakımından üstün nitelikli, güvenilir, uyarma dahil disiplin cezası almamış öğrenciler arasından seçim yapar ve aday gösterirler. Yüksek Öğretmen Okulu, bütün öğretmen okullarından gösterilen adaylar arasından en başarılı ve uygun olanları tekrar bir elemeden geçirerek kabul ederdi.

1974-1975 öğretim yılından başlayarak hazırlık sınıfı uygulamasına son verilir. 1975-1976 yılından itibaren Yüksek Öğretmen Okulları, üniversite sınavlarını kazanan lise mezunları arasından sınavla öğrenci almaya başlar. Bu yöntem, Eski İstanbul Yüksek Öğretmen Okulun'da uygulanan yöntemin aynısıdır.

Eski İstanbul Yüksek Öğretmen'den yetişenleri anmadan geçmek istemiyorum. Başta Hasan Âli Yücel, Behçet Necatigil, Cahit Külebi, Nihat Sami Banarlı, Prof.Dr. Mehmet Kaplan...

  Yüksek Öğretmen 0kulları 1978 yılında tamamen kapatıldı. Bu seçkin eğitim kurumları; köy enstitüleri, ilköğretmen okulları, yüksek öğretmen okulları; ülkemize, değerli öğretmen, akademisyen, şair, yazar, idareci kazandırmıştı. Artık hiçbiri YOK!

Bu bilgilerimi tazeleme olanağını bana veren Prof.Dr. Süleyman Bozdemir'e teşekkür ediyorum.Bir başka yazımda o güzel kitabı daha kapsamlı tanıtmak isterim.

"BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ- EĞİTİME VE BİLİME ADANMIŞ BİR ÖMÜR" okunması gereken bir kitap... Ben bilgilerimi tazeleme olanağı buldum dedim ama, siz kitabı kuru, didaktik bir kitap olarak değerlendirmeyin. İçinde yaşamla ilgili çarpıcı öyküler var. Dili, anlatımı arı- duru, sürükleyici... Deve çobanlığı yapan, kendi çabasıyla okula giden bir yörük çocuğunun, tanınmış bir bilim adamı oluşunun öyküsü var kitapta... Etkileyici öğrencilik ve öğretmenlik anılarıyla, yaşadığı gerçekler ve izlenimleri, değerlendirmeleriyle, şiirleriyle bezenmiş bir kitap... 

Bütün değerli öğretmen arkadaşlarımın, öğrencilerimin, ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜ kutluyorum, Sonsuzluğa uğurladığımız öğretmenlerin de ruhu şad olsun.

               HOŞÇA KALIN.



YAZARLAR

  • Çarşamba 13 ° / 0 ° Güneşli
  • Perşembe 13 ° / -2 ° Güneşli
  • Cuma 15 ° / -1 ° Parçalı bulutlu
  • BIST 100

    1.569%0,28
  • DOLAR

    7,4130% -0,69
  • EURO

    8,9784% -0,87
  • GRAM ALTIN

    445,12% 0,78
  • Ç. ALTIN

    734,448% 0,78