Prof. Dr. Özer OZANKAYA


ATATÜRK'ÜN, ANNESİNİN MEZARI BAŞINDA SÖYLEDİKLERİ VE ULUSAL EGEMENLİK DÜZENİNİN DEĞERİ

YÜKSEK KADINLIĞIN SİMGESİ ZÜBEYDE HANIMIN SONSUZLUĞA YÜCELİŞİNİN YILDÖNÜMÜNDE ATATÜRK’ÜN KALEMİNDEN BASKICI YÖNETİMLERİN ANNELERE YAŞATTIĞI ACILAR VE ULUSAL EGEMENLİK DÜZENİNİN YÜCE DEĞERİ!  


98 yıl önce bugün, Mustafa Kemal, “yalnız “kurtuluş”un değil “bir daha kurtulmak zorunluluğuna düşmeme”nin güvencesi olarak bayraklaştırmış olduğu “ULUSAL EGEMENLİK İLKESİ”ni kurumlaştırmak üzere Cumhuriyet Halk Fırkası’nı kurma hazırlıklarını yapacağı yurt gezisinin ilk gününde, Eskişehir’de iken, yakın arkadaşı ve yâveri Salih Bozok’tan, annesi Zübeyde Hanım’ın sonsuzluğa göçüşünün haberini alıyordu.                                                                      

Ulusal egemenlik düzeninin bu yeni aşamasını da öylesine önemsiyordu ki, annesinin toprağa verilmesinde bulunamayacağı o gün için Salih Bey’e yalnız şu kısa yanıtı yazmıştı: 

“Verdiğiniz acı haber, beni çok üzdü. Uygun biçimde ölüm törenini yaptırınız. Tanrı ulusa yaşam ve esenlik versin.”

Atatürk, annesinin mezarını ziyaret edeceği 27 Ocak gününe değin geçecek 12 gün boyunca, hep ulusal egemenlik ilkesinin değerini yücelterek vurgulayan, her biri bir toplumbilimsel sunuş değerinde konuşmalar yapacağı kentlerde, yurttaşlarla bir araya geldi.

Yüksek kadınlığın simgesi olan annesi Zübeyde Hanımın mezarı başında yapacağı açıklamalar, gezinin amacının en yüksek coşku doruğunu oluşturuyor, ulusal egemenlik tarihimize, BUGÜN İÇİN DE YOL GÖSTERECEK en seçkin sayfalardan birisini ekliyordu:

“Zavallı annem, bütün ulus için ülkü olan İzmir’in kutsal topraklarına vücudunu bırakmış bulunuyor.

“Arkadaşlar, ölüm, yaratılışın en doğal bir yasasıdır. Ama, böyle olmakla birlikte, kimi kez ne üzüntülü belirişlerle ortaya çıkar!

“Burada yatan ANNEM, KIYICILIĞIN, BASKICILIĞIN, BÜTÜN ULUSU YIKIM UÇURUMUNA GÖTÜREN YASA-KURAL TANIMAZ BİR YÖNETİMİN KURBANI OLMUŞTUR.

“Bunu açıklamak için, izin verirseniz, acılı yaşamının belirgin birkaç noktasını bilginize sunayım.

“Abdülhamid dönemindeydi. 1905 yılında okuldan yeni kurmay yüzbaşı olarak çıkmıştım.

“Yaşama ilk adımı atıyordum.

“Ama bu adım yaşama değil, tutukevine doğru oldu.

“Gerçekten, bir gün beni aldılar ve baskıcı yönetimin karanlık tutukevine koydular.

“Orada aylarca kaldım.

“Annemin bundan, ancak tutukevinden çıktıktan sonra haberi olabildi.

“Ve hemen beni görmeye koştu; İstanbul’a geldi.

“Ama orada kendisiyle ancak üç beş gün görüşebildik.

“Çünkü yeniden baskıcı yönetimin gizli-görevlileri, câsusları, cellatları, konutumuzu sarmış, beni alıp götürmüşlerdi.

“Annem ağlayarak arkamdan izliyordu.

“Beni sürgüne götürecek olan vapura bindirilirken benimle görüşmesi engellenen annem, gözyaşlarıyla Sirkeci rıhtımında, acılar, üzüntüler içinde bırakılmış bulunuyordu.

“Sürgünde geçirdiğim tehlikeler, O’nun yaşamını acılar ve gözyaşları içinde geçirmiştir.

“Başka bir nokta daha: Silah bırakışması döneminde Anadolu’ya geçtiğimde annemi üzüntüler içinde İstanbul’da bırakmak zorunluğunda kalmıştım.

“Yanımda kendisinin görevlendirdiği bir adamım vardı. Bunu Erzurum’dan İstanbul’a gönderdiğim zaman, annem bu adamın yalnız olarak geldiğini öğrendiği dakikada, benim hakkımda halife-padişahça verilmiş olan idam kararının uygulandığını sanmış ve bu sanı, kendisini kötürümlüğe uğratmıştı.

“Ondan sonraki bütün savaş yılları O’nun yaşamını üzüntü, acı içinde geçirtmişti.

“Padişah ve hükümetinin ve bütün düşmanların sürekli baskı ve işkencesi altında kalmıştı.

“Konutu, bin türlü neden ve gerekçelerle basılır ve aranır, kendisi bezdirilirdi.

“Annem üçbuçuk yıllık bütün gece ve gündüzlerini göz yaşları içinde geçirdi.

“Bu göz yaşları O’na gözlerini yitirtti.

“Sonunda, pek yakın zamanda O’nu İstanbul’dan kurtarabildim.

“O’na kavuşabildim ki, O, artık maddi olarak ölmüştü, yalnız mânevi olarak yaşıyordu.

“Annemi yitirmekten kuşkusuz çok üzüntülüyüm.

“Ama bu üzüntümü gideren ve beni yatıştıran bir durum vardır ki, o da, annemiz yurdumuzu yıkılıp yok olmaya götüren yönetimin artık bir daha geri gelmemek üzere yokluk gömütüne götürülmüş olduğunu görmektir.

Annem bu toprağın altında, ama ulusal egemenlik sonsuza değin yaşasın.

“Bana gönül rahatlığı veren en büyük güç budur.

“Evet, ulusal egemenlik sonsuza dek sürecektir.

“Annemin ruhun ve bütün atalarımızın ruhuna üstlendiğim vicdan andımı yineleyeyim:

 Annemin mezarı başında ve Tanrının önünde and içip söz veriyorum ki, ulusun bunca kan dökerek elde edip saptadığı egemenliği korumak ve savunmak için, gerekirse annemin yanına girmekte hiç duraksamayacağım.

“Ulusal egemenlik uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve nâmus borcu olsun.”

 -----------------------------------------------------

(Kaynak: Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C. II, Türk Tarih Kurumu Yay., s. 74-76’dan günümüz Türkçesine aktaran: Ö. Ozankaya.)

 

 

 



YAZARLAR

  • Pazar 22 ° / 6 ° Güneşli
  • Pazartesi 22 ° / 7 ° Güneşli
  • Salı 21 ° / 7 ° Sağanak
  • BIST 100

    1.471%-1,13
  • DOLAR

    7,4236% 0,96
  • EURO

    8,9715% 0,17
  • GRAM ALTIN

    412,72% -1,39
  • Ç. ALTIN

    680,988% -1,39