ALİ TAŞ ADN.


BÜLENT GÜLDAL’IN SON ŞİİR KİTABI:”ANASI OKYANUS”(*)   


“Anası Okyanus”un “Olimpos’tan Arabistan’a…” vurgulu bölümünde mitolojik özellik taşıyan şiirler yer alıyor ve gericiliğe gönderme yapan bir eleştirellikle son buluyor... Şiir/bilgi dayanışmasının yarar etkisini gündeme getirdiği bu bölümde, “Persophone” başlıklı şiir, “yanaklarında nar gülleri/başaklar ellerinde/tozutarak yolları/koşar çiçekten çiçeğe.” Dizeleriyle başlarken; “Artemis” adlı şiiri, “sulara düştükçe gülüşü/ay kıskanır yüzünü/geyikler yoldaşıdır/yemyeşil ormanlarda” dizeleriyle sürüyor. 

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                   

Sabırla sararım ipliğini us’un

Sonra çözerim sabırla

gülümsediğim an’dır bu

bir gülün patlamasına

Şairin işi dersiniz de

aklından geçenleri bilemezsiniz (s.46)

 

Geçtiğimiz aylarda yayınlanan bir irdeleme yazısında vurgulamıştım…Şairin doğum sancılarını yansıtan olumlu örneklere özel bir ilgi duymaya başladım. Yetkinliğe koşut, içsel heyecanları devingenleştiriyor bu ürünler. Şair olanlarla annelik duygusuna özgü bir birliktelik yaşatıyor. Yeni Adana’da da, ‘gözüm gibi sakladığım’  bu tür konulu şiirlerle sayfalar düzenledim. Belki bir gün, kitap haline gelir bunlar.

“tomurunu zorlayan bir karanfilin/kımıltısı sızıyor yüreğime” (s.14) diyen şairin “yalın, rahat, özgün’  çizgisi doğrultusunda zorlamayı ‘tomurcuğa dönüştürdüğü’ görülür. İşlevini görebilirse, şairin işi budur elbet.

“Düşünsel, ussal ve doğa olgusu’ bu dönüşümde önemli bir etken olarak görülür. Şiirin ele avuca sığmaz kıvraklığını da hesaba katan, duyumsatmayı göz ardı etmeyen şair; düşüncenin genleştiği felsefi boyutta ‘derviş çağrışımını’ gündeme getiren yaşamsal doygunlukla” gülünün açtığı vahayı ara”r (s.5) durur. “kervanımın kılavuzu/çölümün bedevisiyim/ay karanlık gecelerde/yolumu gösteriyor/yüreğimin kandili//her  vahanın buğusu/kendi erguvanını sara/senin yükün bir ton ateş//ömrünce arayacaksın/sana ait denizi//…” (s.5)

“çöl ve denizin” paradoks bir konum sergilemesi yanında ‘çölden vahaya uzanışın’ yaşama biçimini yansıtması ve “…yükün bir top ateş”, olmasındaki tekilden tümele uzanan  soyutsal öznellik, tanımsız da olsa, ‘şiir gerçeğine aykırı düşmez.’ Bu arayışın yerini sıkça kullandığı “sınırsız” sözcüğüyle tanımlayan şair :”çölden vahaya indim/ateşten bir ten giyindim” (s.21) dizeleriyle ‘şiir serüvenine’ göndermeyi sürdürür. “Çöl, deniz, vaha” çelişkiler yumağının özellikle “vaha” çağrışımıyla alegorik bir konum kazanması, anakorizmi yadsıma sonucuna ulaşmayı da engelleyecek değildir. Şair, çölde vahaya kavuşma sevincini ise şu dizelerle vurgular: “yine aralanıyor şiiristanın kapısı/içimin alev sesli şarkıcısı uyanıyor” (s.47)                                                                                                                               “sergenden seslenir bir şiiri denizi/yâr sesiyle mışıl mışıl uyurum”(s.6) dizeleriyle ise Bülent Güldal şiirinin bir başka izleğe eklemlendiği görülür. Şiirlerinde sıklıkla yer alan “sergen” ve “kitap” sözcükleriyle aralanan, kültürel (ve dolayısıyla düşünsel) olgu, şiir poetikasında önemli bir ‘denek taşı’ olur. Şiirle, nadir imge eğilimiyle verilen bu özellik, doğayı da yadsımadan duramaz: ”sulamayı unuttuğum günler/kitaplara yöneldiler/bulutlar ağdı sergenden/yıkadı yapraklarını/şiir serinliği/sarıldı birbirine çiçekler.”(s.7)

            “aşk cephesinde mevsim sonbahar/soğuk bir kış gecesi topladım kitaplarımı/bir gülüm kaldı sende sulamayı unutma”(s.12)                                                                                                “ay, erguvan, yıldız, deniz, çöl, gül, yağmur, saksı, gelincik, çiçek, bulut, kekik, ırmak, sardunya, leylak, karanfil, zeytin, papatya, dağ, kardelen, türkü, fesleğen, sarıasma, böğürtlen” örneği sözcükler, içeriği saran doğa kuşatması hakkında yeterince bilgi verir. “kendinin bilgesi olana/bir mola yeridir dünya/ses ve tendir asıl olan/bir de düşünen insan” dörtlüğüyle felsefi ve ussal açılım kazandığı görülür. Daha sonra, “yakın eni ey dostlar/gömüm külümü saksıya” dizeleriyle derinleşen açılım, “çamlara karışır hayat/dağlara ormanlara/çiçeklerle çoğalır/işi olmaz yaşayanın/ölüm ötesiyle”(s.49) dizeleriyle sonuçlanmanın yanı sıra poetikayı etkileyen bir özellik kazanır. Özgün, rahat ve duru anlatımda “Füsunname” adlı şiirin de ayrı bir yeri olduğu vurgulanmalıdır. Sözü edilen içeriğe koşut:”sergende tozlu bir kitap/açtım baktım füsunname/fütühat, bir avuç kum/balkısı kaldı evrende” (s.74) ve devamı dizelerde kapalılık yeğlenir.

            Gerçekten söz etmenin sırası geldi de geçiyor… Yalın, arı, rahat birikim olarak, geleneği özümseyen bir ses rengi veren, çok az imgeli dilde, içerik ve iletişimsel yönden toplumsallık önemli bir yer tutar. Mitolojik özellikleri de sarmalına alan açık dil ’anlam düzeyi’ yönünden, şiir adına bir kazanım olarak değerlendirilirken akılcı, düşünsel ve felsefi etkilerle anlamı yüzeysel bırakmaz. Toplumsal açıdan, güncel ve tarihsel göndermelerle duyarlılığını dizelerde somutlaştırır; simgesel çağrışımlara işlev yükler. Örneğin; 1980 rakımlı tepenin/beş başlı zehir kumulunda/…” (s.31) oyalanır. O tutkun olduğu doğa, dizelerde simgesel yansımasını sürdürür. “iç kanama geçiriyor ülkem/bir zamanlar sahip çıkılmayan/denizler aranıyor/…” (s.37) dizeleriyle cinas yaparken, uyarıda bulunmaktan da geri kalmaz” …/yaşamı talan edenler yine tetikte/…” (s.37)

            “ırmağın öte yakasında/kendisini karşılayan/…” (s.18) şair, ne çektiyse içindeki çocuktan çeker herhalde…” /körebe oynuyor içimde/elma yanaklı bir çocuk” (s.24)

                  “kanımda bilge bir derviş/usta işi bir bıçak/yeni dünyalar yontuyor” (s.28) dizeleri bu felsefi ve içselliğe neden oluşturur. Ve şair “bir yanım çocuksa diğer yanım eşkıya” (s.32) dizesiyle, toplumsal duyarlılığını devingenleştirir; bir anlamda tanıklığını dillendirir. Neler mi söyler? “bir atı ağaca bağlar gibi /kadere bağlayamazsınız” der (s.33), aydın tavrıyla. Buraya gelmeden önce de, “az gelişmişliği kadere/bağlayarak/ağlıyorsunuz Lions kulüpte/gökyüzümüz hiç güneşli değil” dediği muhatabına önerilerini sıralar. “biraz da varoşlara inin/fabrikası kapatılan işçilerin/iç çekişlerini dinleyin/dinleyebilirseniz eğer/halkın türküleri size neler söyler.”

            “örgüsü çözülen saçlar gibi/dağılmış ağaçların göğsüne yapraklar/her dal birbirine uzak yabancı/köklerin selamıyla toprak bahtiyar” (s.50)  dizeleriyle yozlaşma ve yabancılaşmayı veren Güldal, “ruhi su söylüyordu gecesi yıldız gölü” ışıklara özlemli karanlık bir ülkede”(s.22) dizeleriyle tanıklığı sürdürür. “iğnenin deliğinden/geçirmeyi düşlüyordu/çift hörgüçlü develeri (s.72) konusu ile gündeme gelen ironi, eleştirel bağlamda, sivas katliamına eklemlenir… ”sana biçilen kumaş/bir ortaçağ giysisidir/gül yağı ve katran kokuyor hava” (s.77) Dizeler irdelendiğinde, duyarlılığın kökeninde, yine şairin içindeki çocuk yakayı ele verir.

            “taşlar atıyorum kuyulara/koyunlar atlatıyorum çitlerden/ alt kirpiklerim üsttekilere düşman/gözlerim tam kapanacakken/kan ırmakları akıyor gecenin içinden/kürsüye çıkıyor içimin sorgu yargıcı” (s.30)

            “hatmettim, ipil ipil, tıpırtı, yüklük, velvele, hamayıl, bereket, tarazlandım, kıble, hayrat, çit, avlak, cangıl, kanırtıyor, yalaza, uyluk, beşik kertmesi, cepken, kundak, ulak, hûma kuşu ve fütühat” gibi sözcüklerin sınırlarını çizdiği ve devingenlik kazandırdığı o hep yakınılan, halkla şiirin arasında açık olan mesafeyi kısaltıcı, yetkin bir dil bilinciyle karşılaşırız Bülent Güldal’ın şiirlerinde.

            Öykünmecilikten uzak, bireysellik lüksüne geçit vermeyen           ve hükümranlık kabusuna pabuç bırakmayan, dolayısıyla da güvenini yitirmeyen bu şiir çizgisinde yerel/otantik nitelik konumu belirgindir. Bu konum, şairin poetikasına uygun yalın, arı, gerçekçi bir kuşatma altındadır. Zaten yok denecek kadar az olan imgesel nitelikte, dilin kıvamına uygun özelliktedir. Ve yükünü doğadan yana vurur. Yazının içine serpilen örneklerde bunlardan birkaçına rastlamamışsınızdır kuşkusuz.   Diğer örnekler şöyle sıralanabilir:”…/kısraklar koşuyordu/gelincik mevsimine” (s.16),”…/bulutları emziren bir dağ/yılkı atlar besleyen bir ova” (s.18), “duvağımı açıyor güneşin eli/seslerle sevişiyorum her sabah” (s.56), “bordası kavgalara arkadaş/esintisi sevda olan/bir hüzün gemisindeyim/…” (s.14) “Anası Okyanus”un “Olimpos’tan Arabistan’a…” yer alan bölümde mitolojik özellik taşıyan şiirler yer alıyor ve gericiliğe gönderme yapan bir eleştirellikle son buluyor. “Şiir-bilgi” dayanışmasının yarar etkisini gündeme getirdiği bu bölümde, “Persophone başlıklı şiir, “yanaklarında nar gülleri/başaklar ellerinde/tozutarak yolları/koşar çiçekten çiçeğe” (s.65) dizeleriyle başlarken; “Artemis” şiiri, “sulara düştükçe gülüşü/ay kıskanır yüzünü/geyikler yoldaşıdır/yemyeşil ormanlarda” (s.71) dizeleriyle devam eder. “uçurtmalara takılır gözlerim” tutarım da güvercinleri okşarım/yumuşak maviliğe salarım sonra/gözlerinizde sınırsızlığı ararım/uzaklığınızı bildiğim an’dır bu/gülüşlerin güzelliğine/dudak büküp geçersiniz de/aklımdan geçenleri bilemezsiniz” (s.45)

 

*(Anası Okyanus/Şiir/Bülent Güldal/Gerçek Sanat Yayınları/80 sayfa/Temmuz 1998)   

*Dünya Gazetesi Kitap Eki/Sayı:101/3 Mart 2000)

                                                                                                                     

 

 



YAZARLAR

  • Salı 21 ° / 7 ° Sağanak
  • Çarşamba 20 ° / 6 ° Güneşli
  • Perşembe 23 ° / 8 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.529%0,09
  • DOLAR

    7,3856% 1,23
  • EURO

    8,9263% 1,55
  • GRAM ALTIN

    412,20% 1,98
  • Ç. ALTIN

    680,13% 1,98